Bayramı fırsata çevirmek

Güzeller bayram günleri süslenir/Seninse bayramları süsler yüzün

Ömer Hayyam

Bayramın, anlam katmanlarıyla nasıl bir derinlik ve çeşitlilik ihtiva ettiğini çocukluğumdan öğrendim. Bilinçli bir farkındalık olmadığı için bu, seneler sonra yazarken çocukluğumun ilk öğretmenim olduğunu fark ettim. Hele kurban bayramı sahip olduğu gönül iklimiyle çok özel bir makamı içselleştiriyordu. Kurban; kurbiyet. Allah için bir can tasadduk etmek, o cana İbrahim Peygamber’in ahdini, İsmail Aleyhisselam’ın rızasını, Hacer validemizin vefasını yüklemek…

Dönüp baktığımda yolculuğuma, sayamayacağım kadar çok bayram yazısı kaleme almışım. Kimi Hacer annemizin rengini sükûttan edinen teslimiyet sancağını taşımış göğsünde, kimi ilerde peygamber olacak çocuk İsmail’in bıçağa baş uzatan munis rızasını. Kimi peygamberlerin atası İbrahim Aleyhisselamın imtihanların en şiddetlisiyle sınanırken o hâl güzelliği vesilesiyle mübarek bir bayram geleneği başlatacak muştuyla karşılaşmasını. Kimi metnim de Allah’a verdiği sözü yerine getirmek için sızısıyla, rızasıyla, umuduyla ve illa ki bir karınca edasıyla yolunda yürüyenleri oyalayan taşlanmış şeytanları ifadeye çalışmış. Kimisi Allah’a kurban sunarken Allah için kurban olabilmek bilincinin aydınlık simasına odaklanmış, kimisi kurbanın kurbiyetin açılımı olduğuna, kurbiyetin yaklaşmayı tefsir ettiğine. Değil kaleme almak, sadece bu kısmı okumak bile uzun bir ömür talep ediyormuş insandan bildim, sığmıyormuş yine de kâğıtlara… Ne kadar yüksek bir çalışma yaparsam yapayım gözyaşını, yüreğinin üzerini süsleyen bir çiy tanesi olması muradıyla içeri yollayan bir anne kadının oğlunu Allah’a sabırla, sükûtla, acıyla ama buna rağmen hiç kaybolmayan vakarıyla kurban vermeye yollamasındaki büyüklüğü özümseyemedim. Bu mertebe sadece şehit annelerinin dokunabileceği bir yer çünkü…

Zaman zaman el emeği göz nuru ikramlarımızın “bir tadımlık tebessümünden” de baktım bayrama; öpülesi ellerin ulu duasından, hizmet için vesile zamanların nimete dönüşebilmesi cihetinden. Sandıklardan çıkarılan sakız beyazı örtülerin serinliğinden, kullanılmamış havluların sabun kokusundan… Çocuk zamanlarımızın hasretinden baktım ona, bugün aramızda bulunmayan bir sürü güzel insana yüz çevirdim sonra, “ah o eski bayramlar” çerçevesinden… Yazdıkça, anlattıkça anladım yeniden, bayramlarımızı eksik kılan bizim başkalaşmamızdan, körelmemizden çok, dünyadan göç eden aziz ruhların eksikliğiymiş. Her biri köşeleriyle, yüklendikleri anlam öbekleriyle gitmişler buralardan. Bıraktıkları şeyler de vardı elbet ama toparlayıp yanlarına aldıkları daha fazlaydı. Bayrama kadınlığın yaşatmayı ve yeşertmeyi dileyen sevgili bilincinden baktım defalarca, annelerin toparlayıcılığından, gayret çağrısından…

Bir günü diğerlerinden ayrı kılan ne çok keyfiyeti vardı bayramlarımızın… Bir güne kutsallık yükleyen, onun yüklendiği manaydı.

Kurban sözlerin, özlerin, bedenlerin birbirine yakınlaştığı bir hâl bayramı... Orada okuduğumuz kadar okumakta yetersiz kaldığımız sayısız sır ve hâl bilgisi var. Ekranların dondurulmuş yüzündeki jestsiz mimiksiz kelimelerin, kopyala yapıştır mağduru klişe cümlelerin ete kemiğe kavuşmayı dileyen özgürlük çağrıları… Hafıza depolarında, çocuklarımıza anlatılmak için bekleyen açık alınlı hatıralar var bayramlarda, o tertemiz dimağlara nakşedilmeyi temenni eden yâdı var özlenenlerimizin… Bayramlarda gözlerinden öpülmeyi bekleyen umutlarımız var hâlâ, “komşusu açken tok yatan bizden değildir” hadis-i şerifinin mümin gönüllerde yankılanmasını ve davranışa dökülmesini uman kapılar. Paylaştıkça çoğalan, çoğaldıkça azaltılan kapılar…

Sadece yaşayanlarımızın değil anıldıkça duyan ölülerimizin de rızaları var.

Hikmet geleneğimizin en büyük halkaları olan kurban bayramları kolektif bilincin de paha biçilmez mahzenleri. Nesillerimizin inanç, gelenek, ahlâk, hizmet, dayanışma ve yardımlaşma şuuruyla şekillenmelerinde bayramlarımızın içeriğini nasıl inşa ettiğimiz de çok önemli. Bu sebeple gelin bu bayramda gönüller arasında dua ve rıza köprüleri oluşturalım. Unuttuğumuz kapıları çalalım, kalplere dokunalım, kalp dokumuzu gözyaşı ile yumuşatalım.

Selam ile.