Beş para etmez 'düzen' insanları ve Trump!

0

Babam Cahit Zilan'ın, tınısı kulağımdan hiç gitmeyen meşhur bir sözü var:

"dünyayı değiştiren ve ayakta tutanlar, delilerdir"

"Deliler"den kastı, akli melekelerini yitirmiş insanlar değil kuşkusuz. Burada söz konusu olan "düzene, statükoya karşı" olma halidir. Dolaysıyla denilebilir ki, dünyayı değiştirmek, düzene "uyum" gösteren, değişime kapalı, statükocu insanların işi olamaz.

Dünyada da böyle bir trend yok mu?

ABD'den Avrupa'ya, Uzakdoğu'dan Ortadoğu'ya kadar, neredeyse bütün seçimlerde seçmenlerin gösterdiği eğilim, daha çok alışılmışın dışında tavır sergileyen, düzene uyumdan çok "düzene rağmen" hareket eden insanlara yönelik değil mi?

Nereye giderseniz gidin, bugün revaçta olanlar, fark yaratanlardır, değişimcilerdir.

Trump'un "ABD'nin yeni başkanı" seçilmesinin ardındaki temel motivasyon, Amerikalıların değişim talebidir. Obama yönetiminin Amerika'yı bulunduğu yerden daha farklı ve yüksek bir noktaya taşıyamamasıdır. Tabi, seçilen Başkanların Amerika'yı değil, Amerikan sisteminin seçilen Başkanları yönettiğini unutmamak gerekir. Trump'ın ne yapacağını zaman gösterecek. Trump, Başkanlık koltuğuna oturduktan sonra halka verdiği değişim sözünü unutup, sistemin aparatı haline gelse de, bu Amerika halkının değişim talebinin de bittiği/biteceği anlamına gelmez. Değişimin isteğinin iyi ya da kötü yönde olması önemli değildir. Önemli olan "değişim talebinin" kendisidir. Bu açıdan "değişim söylemiyle" başkan seçilen Obama'nın, dümenin başına geçtikten sonra sergilediği tutumun düzenden yana olması, daha doğru bir tabirle "Amerikan müesses nizamından" yana olması Trump'a başkanlık yolunu açmıştır. Dolaysıyla, Trump'un Clinton karşısında zafere ulaşmasının temel nedeni Amerika halkının değişim beklentisinin Obama tarafından askıda bırakılmasıdır.

Ancak bunlardan daha önemlisi, Trump'un, aykırı çıkışları, müesses nizamın retoriği dışında, kendine has, bağımsız ve öznel bir retorik geliştirip bunu halka sahici bir tonla aktarabilme başarısı göstermesidir.

Tunus'ta başlayan, sonra diğer Arap ülkelerine sıçrayan "Arap Baharının" kısa sürede bir çığ gibi büyümesinin arka planında, dış güçlerin güdümünde hareket eden ve kurulu düzenin devamından yana duruş sergileyen yöneticilere karşı halkın duyduğu öfkenin dışa yansıması vardı.

Türkiye'de, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın şahsında tecessüm eden halk hareketinin ana omurgasını da "özgünlük", "bağımsızlık", "yerlilik" ve "şahsına münhasırlık" oluşturmaktadır.

Erdoğan, kendisinden önceki yöneticilerden farklı olarak, Türkiye'yi, Türkiye halkını, ruhen kendine inanan ve gücünün farkına varan bir noktaya taşımasıdır. Erdoğan'ın seçildiği zaman ilk işi, Türkiye halkının kendine güvenmesini sağlamak olmuştur. İlk dönemde Erdoğan, toplumun kendini güçsüz ve çelimsiz görme hastalığından kurtarması için çaba göstermiş, bu amaca matuf etkili bir dil ve söylem geliştirmiştir. Her yaptığı konuşmada, Türkiye'nin güç ve potansiyeline atıfta bulunmuştur. Bunu sağladıktan sonra, ikinci dönem tarz-ı siyasetinin ana karakteri olan "artık başarabiliriz/yapabiliriz" dönemine geçmiştir.

Nitekim Türkiye halkı, Erdoğan ile birlikte yürüyerek başarmıştır da.

Sözgelimi, 367, 27 Nisan, 17/25 Aralık, 7 Şubat, Gezi, 6-8 Ekim, 15 Temmuz benzeri darbe girişimlerinde, liderinin yanında durarak iradesine sahip çıkmış, darbeleri püskürterek Türkiye darbeler tarihi dönemine son vermiştir. Seçilmiş iktidarlara darbe yapan ulusal ve uluslararası güçlerin bu gelenekselleşen yaklaşımını, "yeni ve aykırı bir tavır" yerle yeksan etmiştir. Tarih kitapları, yıllar sonra Erdoğan dönemini, "Darbeler Tarihini Bitiren Dönem" olarak yazacaktır şüphesiz.

Dünya tarihinde de, çağ açıp kapatan, icat bulan ve keşif yapan insanlar, muhalif ruhlu, düzenin, kırmızı çizgilerin ve rutinin dışına çıkabilen insanlardır.

Risk alamayan, korkak, pısırık, cılız, rutinin dışına çıkamayan, kendi hücresinin çeperlerine dahi çıkma cesareti gösteremeyen insanlar, insanlık tarihi boyunca hiç iz bırakamamıştır, bırakamayacaklardır da!

Yerinde sayan "mahkûm ruhlu" insanlar, dünyaya asla bir eser kazandıramazlar, asla bir miras bırakamazlar.

Sözgelimi Hz. Peygamber'in Mekke'den Medine'ye "hicret etme" kararı, onun dinamik, risk alan, cesaretli bir yönetici olmasından kaynaklanmaktır. Resulullah, Mekke'de yaşanan olumsuzlukları kabul ederek düzene ayak uydurabilirdi. Ancak efendimiz bunu yapmadı. Düzene ayak uydurmadı, risk aldı, adım attı, tebliği yarım bırakmadı. Bu yüzden hicret etti ve sonra insanlık tarihine yön verdi, düzeni değiştirdi.

Hicret olmasaydı, değişim olmazdı.

Hicret edenler, hicret etme iradesi gösterenler, hicret kararı alanlar, cesur ve özgür ruhlu insanlardır. Korkak insanlar hicret edemezler, dolaysıyla değiştiremezler, düzeltemezler, yön veremezler.

Korkak insanlar statükocudur, bu yüzden asla "özgür ve bağımsız" olamazlar.

Düzenin insanları, bağımlıdırlar, güdümlüdürler, güçleri ırmaktaki suda bir damla mesabesindedir. Suyun akışını değiştirmeye mecalleri yoktur, suyun yönünü değiştirmeye iradeleri yoktur.

Bu ilahi kural, sadece siyasi yaşam için geçerli bir kural değildir. Sosyal, iktisadi ve içtimai yaşamda da durum tam olarak böyledir.

Mesela aşk, sevgi, evlilik ve dostluklarda kural tam olarak böyle işler.

Dostu için, aşkı için yahut sevdiği için 1 metre adım dahi atmayan, rutinin esiri, düzenin dişlisi, mıymıntı, ödlek insanlardan uzak durun mesela. Çünkü böyle insanların; aşık olduğu, sevdiği insana bir faydası olmayacağı gibi size de bir faydası olmaz. Bu tip insanlar, "etkisiz eleman" olmayı kabul etmiş ve bunu içine sindirmiş insanlardır. Dolaysıyla sizin için bir adım atması imkansızdır. Sadece sizin için değil, ülke için, dünya için, insanlık için de tek adım atmazlar. Bu tip insanlar "sıfır" hükmündedir. Çünkü düzen insanları, bir "hiç"tir.

Düzene teslim olmayan, çarkın dişlisi olmayı reddeden, cesaretli, özgün ve özgür insanlar, değiştirirler, yön verirler.

Zalime "dur" derler!

Risk alırlar! Cesaret ederler!

Değil 1 metre, sevdikleri için, aşkları için, halkları için, mazlumlar için gerekirse 40.000 km yol giderler. Zalime başkaldırır, zorlukları göğüslerler. İdeallerinin gereğini yaparlar. Gerekliliğin ideallerine hizmet etmezler. Mahalle baskıdan korkmazlar, direnirler!

Değiştirirler, değişimcidirler.

"Gevşemezler, üzülmezler, ye'se kapılmazlar, yılmazlar! İnanırlar ve muhakkak üstün gelirler"

Erdoğan, Aliya ve Malcolm, değişimciydiler, halklarının makûs talihlerini, zamanı ve düzeni değiştirdiler.

Rashel Corrie, Yahudi asıllı bir ABD vatandaşıydı. Filistin'e gitti, İsrail buldozerlerinin karşısında Filistin halkı için durdu. Canı pahasına durdu.

Siz Corrie'nin bu ahlaklı duruşuna "delilik" diyebilirsiniz!

Düzenin aparatı olmuş insanlar "delilik bu, ne gerek var?" der.

Ama unutmayın ki; tarihe yön verenler, düzeni değiştirenler, dünyayı ayakta tutanlar, "deli" insanlardır!

Rasyonalist, bilimselci, Kant'çı, Hegel'ci, her olguyu 1 ve 0 ile açıklayan akıl kölesi, pısırık, ödlek, mıymıntı insanlardan değil!

Bu tip düzen insanları, beş para etmezler.