Beyaz leke gösterir…

Memleketin içine düştüğü kaosa dair asıl tabloyu yorumcu hanfendi dudak ucuyla zikretti;

“Yapılan bütün operasyonların asıl hedefi ‘yaşam biçimimize’ müdahaleyse orada duracaksınız…”

‘Yaşam biçimi’ dediği nedir?

Yıllardır, aylardır, günlerdir memleketin üzerinde dolaşan, hırsızlık, yolsuzluk, dolandırıcılık, bahisçilik, tefecilik, kumar, uyuşturucu, fuhuş operasyonlarını siyasi tercihlere göre eleştirme gayreti ağızlarından dökülüveriyor.

Demiyor, diyemiyorlar; Suçun rengi, zehrin partisi, hırsızlığın, yolsuzluğun, dolandırıcılığın, bahisçiliğin, tefeciliğin, kumarın, uyuşturucunun, fuhşun ‘yaşam biçimi’ olmaz, olmamalı…

Kararmış vicdanlarını ak göstermek adına bütün renkleri kirletme telaşına düşüyorlar.

Üstad Necip Fazıl’ın ‘kavruk nesiller’ tespiti; fikirsiz, çilesiz, inançsız, Cumhuriyet sonrası istikamet kaybı; insanımızı içten içe kemiren büyük, devasa boşluğu, derin girdabı meydana getiren temel sebeplerdendir.

Devasa boşluk, derin girdap, hepimizi içine çekiyor; hepimiz aynı gök kubbede aynı zehirli havayı soluyoruz…

Kötülük, etiket, karizma, kariyer, sınıf, cemaat tanımıyor…

Şiddeti isimlere, partilere, ‘yaşam biçimlerine’ bölmek nasıl yanlışsa, uyuşturucu kullananları sizden, bizden diye ayırmak aynı ölçüde hatalıdır.

Kurtuluş yalnızca manevî dirilişle mümkündür.

İslâm, ferdi hem içten hem dıştan koruyabilecek yegâne hayat nizamdır.

Rotasını batıya çevirenler, İslam’ın sosyal alanda güç kazanmasından ürkmektedirler.

Çamur atma gayreti böyle böyle besleniyor; kendi kirlerini örtmek isteyenler, bütün renklerden daha fazla kiri gösteren beyazı hedef alıyorlar.

Şairin dediği üzere;

“Bütün renkler aynı hızla kirleniyordu, birinciliği beyaza verdiler.”

Çünkü beyaz leke gösterir. Lekesiz beyaz kararmış ruhları rahatsız eder.

Seküler, materyalist dünya görüşü; merhameti, vicdanı, sorumluluğu hayatın dışına atmış, geriye haz, hız, tüketim toplumunu bırakmıştır.

Mütedeyyin insanlara yönelen saldırgan dil esasen ‘yaşam bizimi’ diye savunulan çöküşün dışavurumundan ibarettir.

Beyazda leke sırıtır…

Kendini muhafaza etmeye çalışanların ayakları kaymaya görsün; ‘Ohooo onlar yapıyorsa, biz haydi haydi alasını yaparız!’ şımarıklığı aslında kendi hayat tarzında tutarlı olmamanın yankı odasında büyütülmüş halidir.

Yankı odası, kişinin yalnızca kendi kanaatini destekleyen seslerle karşılaşmasıdır.

Farklı görüşler dışarıda kalır. Aynı düşünceler tekrar edilip güç kazanır. Zamanla algı daralır. Gerçeklik yerini teyide bırakır.

Oysa toplum olarak bizi çürüten asıl illet; mefkûresizlik, idealsizlik, ortak hedef eksikliği…

Daha güncel; iç cephe beş benzemezlerinin yan yana gelemezliği, mefkure eksikliği…

Mefkûre kaybolduğunda, insan nereye gitse eksik, nerede dursa yarım, kiminle güçlense zayıf kalır.

Bizi kurtaracak olan, yeniden istikamet kazanmaktır. Merhameti merkeze almak, ruhu doyuracak kadim ülkülerimizi tekrar tekrar hatırlamaktır.

Belki son çare Üstad’ın mısralarında saklıdır;

“Ağlayın, su yükselsin, belki kurtulur gemi…”