'Bina okuyan oğlum sınıfta kaldı!

0

Geçenlerde YGS sonuçları açıklandı. Basına yansıyan haberlerde "bu yılın net ortalamasında yükseliş gözlemlendi" değerlendirmesi dikkat çekiciydi. Geçen yılın verileri ile karşılaştırıldığında Türkçe ve Matematik alanında anlamlı bir yükselişin olduğu mevcut. Ancak bu yükselişin sistemdeki anlamlı bir nitelik artışına gönderme yapıp yapmadığı irdelenmeyi zorunlu kılan bir durum.

Öncelikle, anlamlı bir analiz için son bir kaç yılın verilerini birlikte değerlendirmek gerekir ki; değerlendirmede bu yapılmamış. İkincisi, sistemin performansını değerlendirirken alacağımız diğer bir ölçütte karşılaştırmalı bir tarihsel okuma yerine bizatihi sınav performansını değerlendirmeye almaktır. Bu iki ölçüt üzerinden son YGS verileri üzerinden merkezi sınav sistemimizin performansını hatta daha temelde eğitim sistemimizin niteliğini kurcalamak ufuk açıcı olabilir.

Değişmeyen Gerçek; Başarısızlık

2016 YGS verilerine göre sınava giren öğrencilerin dört alandaki performansı 40 soru üzerinden Türkçe'de 19.01, Sosyal Bilimlerde 10.75, Temel Matematikte 7.89, Fen Bilimlerinde de 4.69 şeklinde gerçekleşmiş. 2015 YGS verileri ile karşılaştırıldığında Türkçe ve Matematik alanında anlamlı bir yükselişin olduğu gerçekten de ggözlemlenmektedir. Zira 2015 YGS'de Türkçe 15.8, Sosyal 10.7, Temel Matematik 5.28 ve Fen Bilimleri de 3.97 olarak görülmektedir. Ancak karşılaştırmalar biraz geriye doğru uzatıldığında bu yıl ortaya çıkan yükselişin sistemin kronolijisinde gözlemlenen dalgalanmalardan birisi olduğu rahatlıkla görülmektedir. 2012 yılında ÖSYM'nin açıkladığı sınav istatistiklerine bakıldığında bugün yükseliş şeklinde gösterilen performans düzeyinde bir sonucun gerçekleştiği açıktır. Bu açıdan küçük dalgalanmalar yaşanmakla birlikte temelde belirli bir eşikte istikrarlı şekilde seyreden bir performans ile karşı karşıya olduğumuz ortadadır. Bu durum sadece YGS sınav sonuçları açısından değil Ortaöğretime Geçiş Sınavı olan TEOG'da böyle olduğu gibi yeni yapılmaya başlanan KPSS Alan Sınavında da görülmektedir.

Elimizde sistemin sınav performansına ilişkin Cumhuriyet'in başına doğru uzatılabilecek ayrıntılı veriler olmasa bile Hükümet Programlarından, Milli Eğitim Şuralarından, Kalkınma Planlarından eğitim sisteminin performans düşüklüğüne ilişkin hatırı sayılır sayıda değerlendirme bulunmaktadır. Çarpıcı olması itibariyle 17-29 Temmuz 1939 tarihleri arasında yapılan 1. Milli Eğitim Şurası'nın açılışında Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel'in yaptığı konuşmanın şu bölümünü alıntılamakta fayda var; "Muhterem arkadaşlar,… Ortaokul öğretmenleri, ilkokuldan gelen çocukların zayıf olduklarını söylüyorlar. Lise muallimleri aynı şikayetleri, ortaokula yükletiyorlar. Üniversite ve yüksek mektepler ise liseden gelen çocuklarımız şu ve bu noktalardaki kuvvetsizliğinde ısrar ediyorlar. İlkokula giren çocuğun içinde yasadığı dar muhitle başlayan bu şikayet dairesi, burada kapanmış̧ gibi görünür. Fakat aldanmamalıdır. Çünkü üniversitenin ve yüksek mektebin verdiği mezundan da hayat şikayet ediyor ve devre, bu şikayetin ancak umumi hayat ve geniş̧ muhite dayanmasıyla kapanıyor." Milli Eğitim Bakanlığı döneminde yapısal reformlara girişen Ömer Dinçer 2012 yılında söz konusu reform politikalarını gerekçelendirirken Hasan Ali Yücel'in 1939'da yaptığı tespitlerin benzerlerini kullanıyordu.

Sınav Verileri Ne Söylüyor?

Sınav performansımızın tarihsel olarak belirli bir düzeyde seyrettiği görülüyor. Bu da temelde yüzlük bir değerlendirme üzerinden yaklaşık 25 civarında bir başarıya tekabül ediyor. Yaklaşık olarak artı-eksi ikilik kaymalar olmakla birlikte yükseköğretime geçişte performansın bu olduğu görülüyor. Derslere göre değişmekle birlikte dört alanda başarı düzeyinin totalde her dört soruda bir sorunun doğru cevaplandığını ifade ediyor. Peki, o zaman bunun nasıl yorumlanması icap ediyor? Eğitim sistemimizin temel ve ortaöğretim boyutuyla sınıfta kaldığını mı gösteriyor? Ki, yüz üzerinden yaklaşık yirmi beş alınca öyle görünüyor. Ancak daha yapısal sorgulamalar için soruları ilerletmek ve çeşitlendirmek durumundayız. Sınavın niteliğinde bir çarpıklık olabilir mi? Yani ölçüm yaptığımız araçla ölçümünü yaptığımı şey(bilgi) arasında bir uyumsuzluk mu var? Ya da temel eğitim ve ortaöğretim sistemimizin bütün halinde yükseköğretime yönlendirilmiş olmasında mı tuhaflık var? Veyahut TEOG verileri ve KPSS Alan testindeki verilerinde gösterdiği gibi bizatihi eğitim sistemizin işleyişinden içeriklendirilmesine, denetim mekanizmasından mekansal tasarımına uzanan yapısal problemler mi bu başarısızlığa neden oluyor?

Esasında uzatılabilecek olan tüm bu sorular detaylı bir tartışmayı zorunlu kılıyor. Zira Osmanlı Modernleşmesinin temel ayaklarından olan modern okulların açılması ve yaygınlaştırılması pratiğiyle başlayan, Cumhuriyet'in özel bir motivasyonla sahip çıkmasıyla devam eden ve yaşanan büyük çaplı sosyolojik dönüşümlerle (kentleşme, iletişim ve ulaşım alanındaki gelişmeler vs.) alana ilişkin toplumsal talebin artışıyla fetiş hale gelen eğitim-öğretimin, kendisiyle atbaşı giden başarısızlığı geçiştirmesi mümkün değil. Hele hele ikincil bir sistem olarak çıkan Dershanecilik sektörü(bugün farklı bir hüviyete evrilmiş olsa da), Etüt Merkezleri, MEB bünyesindeki kurslar ve boyutunu bilmediğimiz "özel ders" gibi pek çok bileşenin eğitim-öğretim sistemine katkı sunmasına rağmen.

Akılcılığın koynundaki akıldışılık!

Cumhuriyet'in başından itibaren eğitim-öğretimdeki nitelik sorununa ilişkin değerlendirmelerde bir nitelik sorunun varlığı kabul edilmiş gerekçe olarak da sorunun öğretmen niteliği, derslik sayısı, öğrenci fazlalığı, teknolojik donanım eksikliği, materyal yetersizliği ileri sürülmüştür. Ancak gerekçe olarak ileri sürülen tüm alanlarda periyodik iyileşmeler yaşanmıştır: Öğretmenlerin neredeyse tümü bugün Üniversite mezunu, derslik sorunu büyük oranda aşılmış, teknolojik donanım ve materyal eksikliği büyük oranda sorun olmaktan çıkmış durumda. Teknik bir bakış açısında sorunu kavrayan ve dile getirdiği tüm sorun alanlarında iyileştirmeler yaşanmış olmakla birlikte mevcudiyetini olduğu gibi muhafaza eden başarızlığı nasıl açıklayacağız?

Diğer taraftan en ince ayrıntısına kadar detaylandırılmış Stratejik Planlar, EKYS (Eğitimde Kalite Yönetim Sistemi), yenilenen planlar-programlar, çalışan pek çok uzman ve üst düzey yönetici, bir milyona yaklaşan öğretmen, devasa boyutlara ulaşan gölge sistemi (dershaneler, etüd merkezleri, kurslar…) ve toplumun-velilerin büyük katkısı neticesinde aşamadığımız başarısızlığı nasıl ele alacağız? Zaman, içerik, süreç, personel ve denetim mekanizması son derece sofistike bir planlama üzerinden yürütülen, müfredatı, okul planlaması, mekan tasarımı, merkezi sınav sistemi ile son derece rasyonel analizlere yaslanmış bir yapının irrasyonel göstergelerini nasıl izah edeceğiz?