Bir çocuğun inadının ardında ne saklıdır?

Birçok anne baba zaman zaman aynı cümleyi kurar, “Çocuğum çok inatçı.” Ne söyleseler tersini yapan, istenilen şeyi yapmamak için direnen, bazen ağlayan, bazen öfkelenen çocuklar aileleri çaresiz bırakabilir. Ancak burada durup düşünmemiz gereken şey. Gerçekten inatçı bir çocukla mı karşı karşıyayız, yoksa duyulmaya çalışan bir çocukla mı?

Çocukların gelişim sürecinde bağımsızlık kazanma çabaları son derece doğaldır. Özellikle belirli yaş dönemlerinde çocuklar kendi kararlarını vermek, seçim yapmak ve birey olduklarını göstermek isterler. Bu süreç bazen yetişkinler tarafından “inatçılık” olarak yorumlanabilir. Oysa çocuk çoğu zaman karşı çıkmak için değil, varlığını hissettirmek için direnmektedir.

Her davranışın bir nedeni vardır. Çocuklar duygularını yetişkinler gibi ifade edemezler. Üzüntülerini, öfkelerini, hayal kırıklıklarını ya da anlaşılmadıklarını hissettiklerinde bunu davranışlarıyla gösterirler. Sürekli karşı çıkan bir çocuğun altında görülmeme duygusu, fazla kontrol edilme hissi, kardeş kıskançlığı, ebeveyn çatışmaları ya da yalnızca daha fazla ilgi görme ihtiyacı yatabilir. Bu nedenle davranışı değiştirmeye çalışmadan önce davranışın mesajını anlamak gerekir.

Anne babaların en sık yaptığı hatalardan biri çocuğun inadı karşısında kendi otoritelerini kanıtlama çabasına girmeleridir. Sesler yükselir, cezalar verilir, tehditler devreye girer ve sonunda evde bir güç savaşı başlar. Oysa çocuk yetiştirmek bir üstünlük mücadelesi değildir. İlişkilerde kazanan ve kaybeden yoktur. Çocuk kaybettiğinde ebeveyn de kaybeder. Çünkü zarar gören şey aradaki bağdır.

Bu noktada sakin kalabilmek büyük önem taşır. Çocuğun öfkesi karşısında yetişkinin de öfkelenmesi sorunu çözmez, aksine büyütür. Çocuklar duygularını düzenlemeyi ebeveynlerinden öğrenirler. Sakin kalan bir anne baba, çocuğa da sakinleşmenin mümkün olduğunu gösterir. Bazen tek yapılması gereken şey, o an çözüm üretmeye çalışmak yerine duygunun yatışmasını beklemektir.

Tutarlılık da en az sevgi kadar önemlidir. Bir gün izin verilen bir davranışın ertesi gün yasaklanması, bir ebeveynin koyduğu sınırın diğer ebeveyn tarafından kaldırılması çocukta kafa karışıklığı oluşturur. Çocuk güvenli sınırlar içinde büyümeye ihtiyaç duyar. Nerede duracağını bilen çocuk kendini daha güvende hisseder. Bu nedenle kurallar net, anlaşılır ve kararlı olmalıdır.

Ancak sınır koymak sertlik anlamına gelmez. Sevgiyle çizilen sınırlar çocuğun gelişimine katkı sağlar. Çocuğun her istediğini yapmak ona iyilik etmek değildir. Tam tersine, hayatın doğal sonuçlarını deneyimlemesine izin vermek onu güçlendirir. Hayat boyunca her istediğimizin gerçekleşmeyeceğini öğrenmek, çocuklukta kazanılması gereken önemli bir beceridir.

Bir diğer önemli konu da seçim hakkı sunabilmektir. Sürekli emir verilen çocuklar zamanla direnç geliştirebilirler. Oysa küçük seçenekler sunmak çocuğun kontrol duygusunu destekler. Böylece çocuk kendisini yönetilen değil, sürecin bir parçası olarak hisseder.

Unutmamalıyız ki çocuklar ailelerinin aynasıdır. Evde saygı varsa saygıyı, sabır varsa sabrı, öfke varsa öfkeyi öğrenirler. Bu nedenle çocuğun davranışlarına bakarken yalnızca onu değil, içinde bulunduğu aile ortamını da değerlendirmek gerekir.

Belki de bazı çocuklar gerçekten inatçı değildir. Belki onlar sadece görülmek, anlaşılmak ve kendi küçük dünyalarında söz sahibi olmak isteyen çocuklardır. Çocuğun davranışına değil, davranışın altında yatan ihtiyaca odaklandığımızda hem çatışmalar azalır hem de ilişki güçlenir. Çünkü çocuk eğitiminde en etkili yöntem, çocuğu değiştirmeye çalışmak değil, onu anlamaya çalışmaktır.

Bir çocuğun inadı çoğu zaman karakterinin değil, karşılanmamış bir ihtiyacının sesidir. Bazen duyulmak ister, bazen anlaşılmak, bazen de kendi gücünü keşfetmek ister Biz yetişkinler davranışın görünen kısmına odaklanırken, çocuk aslında görünmeyen bir duyguyu anlatmaya çalışır. Onunla mücadele etmek yerine yanında durabildiğimizde, inat yerini iş birliğine, çatışma yerini güvene bırakır. Çünkü çocuklar en çok, yanlış yaptıklarında değil, anlaşılmadıklarını hissettiklerinde zorlaşırlar.