Bir döneme ışık tutan Tarihin Şahitleri

Şair e demişti: “Biz ölülerimizle birlikte yaşarız” Yahya Kemal merhum bunu derken sadece kuru bir hamaset ile değil onların bize bıraktığı eserlerle yaşarız demek istemiş diye düşünüyorum. İşte İstanbul mezarlıkları hangisine girerseniz girin adeta sessizce duran okunmayı bekleyen kütüphanedeki kitaplar gibi.

İstanbul Seyyahı Fahri Sarrafoğlu’nun anlatımı ve Elif Maide Barut’un kapsamlı araştırmasıyla; İstanbul’un tarihi mezarlıkları, yalnızca birer defin alanı değil, hat sanatının zirve yaptığı "yaşayan müzeler" olarak yeniden keşfediliyor.

Fahri Sarrafoğlu( İstanbul Seyyahı)

İstanbul… Yalnızca camileriyle, saraylarıyla değil; aynı zamanda mezarlıklarıyla da yaşayan bir tarih sahnesidir. Bu şehirde taşlar konuşur. Özellikle de zarif hat yazılarıyla işlenmiş mezar taşları, geçmişin ustalarını bugünün gözleriyle selamlar. Osmanlı’dan bugüne ulaşan hattat mezar taşları, estetiği, maneviyatı ve kültürel derinliği bir araya getirerek adeta yaşayan müzelerdir. Bu hattatlar ki yazdıkları eserler hala ayakta. Camilerin kubbelerindeki yazılar, çeşme kitabeleri, hepsi bir hattatın kaleminden çıkmış ve sadece tarih düşürmek için değil aynı zamanda günümüze de mesajlar içeren pırlanta değerinde okunmayı bekleyen kitap gibidirler.

MEZAR, MAZAR, HATIR

"Mezar" kelimesi, Arapça “ziyaret edilen yer” anlamındaki mazardan türemiştir. Bu anlayışla, Osmanlı’daki mezarlıklar sadece defin alanları değil; sanatın, bilginin ve hatıranın harmanlandığı kutsal mekânlar olmuştur. Özellikle hazîreler; cami, türbe, tekke gibi yapıların çevresinde şekillenmiş, çoğunlukla âlimlerin, devlet adamlarının ve sanatkârların ebedî istirahatgâhı hâline gelmiştir. Ve bu hazîrelerin en dikkat çeken sakinleri: hattatlardır.

HATTATLAR HARFLERİN MİMARLARI

Osmanlı’da hat sanatı, yalnızca yazı değil; estetik, ruh ve ilimle örülmüş bir hayat tarzıydı. Hattatlar, kelimeleri yalnızca kâğıda değil; mermere, tunç levhalara, çinilere ve kalplere işlerdi. Sülüs, nesih, talik, rik’a gibi yazı türlerinde ihtisas sahibi bu ustalar, kimi Kur’an yazdı, kimi padişah fermanlarını, kimi ise duvarları süsleyen levhaları. Bugün ise İstanbul’un çeşitli köşelerinde, mezar taşlarıyla hâlâ “yazıyorlar”. Hattat Mezar Taşları adlı yüksek lisans tezine göre, İstanbul’da toplam 241 hattatın mezar yeri tespit edilmiştir. Bunların bir kısmı ne yazık ki tahrip olmuş ya da tamamen kaybolmuştur. Fakat elimizde kalanlar, sessizliğin içindeki zarafeti fısıldamaya devam ediyor.

KAYBOLAN TAŞLAR, SESSİZLEŞEN SANATLAR

Ne yazık ki bazı hattatların mezarları günümüze ulaşamamıştır. Kimi mezarlar tahrip edilmiş, kimi taşlar yer değiştirmiş, kimilerinin ise yeri tamamen meçhule karışmıştır. Onlar, yazılarıyla yaşamış ama taşlarıyla sessizliğe bürünmüş ustalardır. İstanbul’un sokaklarında dolaşırken, başınızı hafifçe eğerseniz belki bir mezar taşı gözünüze çarpar. O taş, bir hattatın sanatını, ruhunu ve devrini bugüne taşıyordur. Her biri bir devrin hikâyesini yazan bu mezar taşları, sadece geçmişi değil; kültürel hafızamızı da yansıtır. Sessizdirler, ama görmesini bilene çok şey anlatırlar.