Ekonominin dili rakamlardır. Bu bilim dalı elbette matematiksel verilere dayalıdır. Bütçe dengesi, prim gelirleri, emekli maaşları vs. Bunlar elbette önemlidir. Ancak bazen rakamların gölgesinde kalan bir gerçek vardır; adalet duygusu. Çünkü işin içinde insan vardır, emek vardır, bir ömür vardır.
Bu durumda beni ilgilendiren ekonominin rakamlara dayalı işleyen sistemi değildir. Bunun üzerinden tesis edilecek olan adalettir.
Kademeli emeklilik talebi de tam olarak böyle bir meseledir.
Aynı yıl doğmuş iki vatandaş düşünün. Aynı mahallede büyümüşler. Aynı okulda okumuşlar. Aynı fabrikada, aynı atölyede, aynı kurumda çalışmışlar.
Fakat birinin sigorta girişi 8 Eylül 1999'dan önce yapılmış, diğerinin ise birkaç gün sonra...
Sonra biri emekli oluyor ve maaşını almaya devam ediyor diğeri ise yıllarca daha çalışmak zorunda kalıyor.
Kademeli emeklilik talebi olanlar tam da bu noktada "Bizim suçumuz neydi?” diye soruyorlar.
Elbette sosyal güvenlik sisteminin mali dengeleri önemlidir. Elbette devlet bütçesini düşünmek zorundadır. Fakat sosyal devlet yalnızca bütçe hesabı yapan devlet değildir. Sosyal devlet, vatandaşın vicdanında oluşan adaletsizlik hissini de görmek zorundadır.
Emeklilikte Kademe Bekleyenler Derneği'nin hazırladığı raporu inceledim. Raporda, aynı doğum yılına sahip kişiler arasında kadınlarda 20 yıla, erkeklerde 17 yıla varan emeklilik farklarının ortaya çıktığı ifade ediliyor. Böyle bir tablonun çalışma barışını ve fırsat eşitliğini zedelediği savunuluyor.
Dahası, raporda çok önemli bir tespit daha yer alıyor.
Sigorta başlangıç tarihi her zaman kişinin kendi tercihi değildir. Ekonomik krizler olur. İşsizlik olur. Üniversite eğitimi uzar. Bölgesel imkânsızlıklar ortaya çıkar. Deprem olur. Ne bileyim insan iş bulamaz vs.
Tüm bunlar çalışma hayatına giriş tarihini etkileyecek etkenlerdir.
O halde şu soruyu sormak hakkımızdır;
Bir vatandaşın emeklilik kaderi, tamamen kontrolü dışında gelişen şartlara bağlı olarak mı belirlenmelidir?
Benim anladığım kadarıyla bugün kademeli emeklilik isteyenlerin önemli bir kısmı "Herkes EYT'li olsun" demiyor. Yani bizleri hemen emekli edin demiyorlar.
Onlar, Avrupa ülkelerinde uygulanan geçiş modellerine benzer şekilde, sert kırılmalar yerine makul kademeler oluşturulmasını talep ediyorlar.
Bu talebin karşılanıp karşılanmayacağı siyasetin konusudur biliyorum. Ancak burada vicdanlı olmak gerekiyor. Çünkü devlet ile vatandaş arasındaki en güçlü bağ, kanunlardan önce adalet duygusudur.
Milyonlarca insan bugün hükümetten bir ayrıcalık değil, kendilerince hakkaniyetli bir değerlendirme bekliyor. Günün sonunda karar çıkar bilinmez.
Fakat bilinmesi gereken şudur;
Bir ülkede insanlar yıllarca çalıştıktan sonra "Ben neden komşumdan 15-20 yıl daha fazla çalışmak zorundayım?" diye soruyorsa, o soru yalnızca emeklilik meselesi değildir. O soru, adalet arayışının ta kendisidir.
Bu insanlar EYT yasası ile ortaya çıkan akranların arası 17-20 yıl geç emekliliğe neden olan yasanın tekrar revize edilerek emekçinin sonunda emeğinin karşılığını alacağı prime dayalı bir kademeli emeklilik sistemi ile yeniden düzenlenmesini istiyor.
Bir tarafta 38-43 yaşında 5975 prim günü ile emeklilik hak edenler varken, diğer taraftan 43 yaşını çoktan geçmiş primleri 7000/8000/9000 prim günü ve daha fazlası olmuş emekçiler 17/20 yıl daha fazla çalışmaya maruz kalmışlardır.
Bu sorunun makul bir çerçevede çözülmesi elzemdir.
.