Bireyselleşen dindarlık ve kırılan habitus

0

İki gün boyunca devam eden Muhafazakar Moda Haftası tartışmalara konu oldu ve nihayetinde protestolarla son buldu.

Tartışma yaratması anlaşılabilir bir şey. Her şeyin pazarlamanın konusu haline gelebildiği bir eşikte kutsal ile ilişkili güçlü bir sembolün endüstriyel bir metaya dönüşümü karşısında tepkisiz kalınacağı düşünülemezdi. Ne var ki tepkisellik bazen gerçekle aramıza çekilen bir perde olabiliyor. Böyle zamanlarda neye maruz kalındığını ve ne ile karşı karşıya olunduğunu anlamak daha mühim bir mesele.

Tartışmaların dindar kadının örtünme biçiminde yaşanan değişime yönelik tepkisel tutumla sınırlı kalması, genelde dünya toplumlarının özelde ise Müslüman toplumların maruz kaldıkları süreci anlamaktan uzak. Yapılan yorumlarda, toplumsal olarak yaşanan değişimin sonucu olarak ortaya çıkan maliyet, dindar kadının örtünme biçimindeki tercihine indirgenerek tüm yük kadına fatura ediliyor.

Başından itibaren modernleşme süreci bir dizi çatışma alanını barındırıyordu. Muharebe alanının en gözde çatışması ise gelenek ile modern arasında. Öte yandan modernleşme ucu açık bir süreç. Mesafe kat ederken kimi çatışmalar yumuşuyor, melezlik ile neticelenen ve çelişki olarak görülen durumları ortaya çıkarıyor. Bu noktada sınırlar ortadan kalkmıyor belki; ancak aşınıyor.Öte yandan modernleşme bireyselleşme ile gelenekten, aileden kopuşu teşvik ediyor lakin bir dizi kurumsal düzenek ile standartlaştırıyor. Bireyselleşme, gelenek ile bağları gevşetip özgür tercihi teşvik ederken düzeneğin içinde tek tipleştiriyor. Gündelik hayatın idamesinde tekrar eden pratikler, tüketim kalıpları ve davranış kodlarında yaşanan aynılaşma ve tek tipleşme bu standartlaşmanın sonuçlarını önümüzü seriyor.

Çatışmalara yol açan tarihsel gelişmeyi ve sosyal bağlamı görüş alanının dışında tutan bir okuma ile sonuca ulaşmak zor. Alman sosyolog UlrichBeck'in şu uyarısını akılda tutmakta fayda var:"Modernleşme hoşunuza gitmezse ilk köşede inebileceğiniz bir araba değil."

Modernliğin üretimden tüketime, siyasetten kültüre, ekonomiden çevreye, mimariden şehirleşmeye her türlü önerisine ve önermesine balıklama atlayıp, iş kadının örtünme biçimine gelince veryansın eden bir anlayışın modernleşme ile sahici bir hesaplaşma içine girdiğine, girebileceğine ve modernlik ile bir meselesi olduğuna inanmak zor.

Çalışma hayatında Sosyal Darwinizme, hasımları ile rekabet ederken Hobbes ve Makyevel'e, ekonomide cari sistemin amentüsüne dümen kırmış muhafazakar bir erkeğin kadınların örtünme pratikleri üzerinden takva abidesi kesilmesini de sorgulamak gerekmiyor mu?

Mesele kadın ya da erkek dindarlığının ötesinde dindarlığın dönüşümü ile ilgili. Müslümanlar olarak bir inanç evrenimiz, değerlerimiz ve kabullerimiz var. Lakin gündelik hayatın pratik düzleminde bu değerlerin, kabullerin tabi olunan, kabullenilen pratik ile hiçbir bağı yok. Bu durum başlı başına travmatik değil mi?Yaşanan travmayı ve bu travmanın sonucu olarak biriken öfkeyi moda defileleri üzerinden kadınların örtünme biçimlerindeki değişime boca etmek bir çaresizliğin göstergesi değil mi?

Terry Eagleton"Hakikati pragmatik hesaplama olarak gören bir toplumsal düzen, ebedi ve ezeli doğrulara tutunmaya devam etmekte; Doğa'ya egemen oluşuyla yeryüzünden her tür gizemi kovan bir yaşam biçimi, kutsal olanı hala törensel bir biçimde selamlamakta." diyor. Muhtemelen bu cümleyi yazarken aklında herhangi bir Müslüman toplum yoktu. Lakin modernleşen Müslüman toplumların yaşadıkları ikilemi de tastamam özetliyor bu cümle. Çünkü bu mesele esasında modern toplumun meselesi. Modernleşme trenine binen hiçbir Müslüman toplum da bu meseleden muaf değil.

Pierre Bourdieu'habitus'kavramını,insanlara belirli pratiklere yol açan bir dizi kalıcı eğilim aşılanması olarak tanımlar. Bourdieu'ya göre 'habitus'zihinsel ve toplumsal yapıların günlük toplumsal etkinlik içinde vücut bulmasını sağlayan nakledici ve taşıyıcı mekanizmadır.

Burada biraz düşünelim. Hem de sesli olarak düşünelim.

Nakledici ve taşıyıcı mekanizmalarımız ne alemde? Bunun için kaç kişi kafa yoruyor? Sadece kendimizin değil çocuklarımızın da her gün maruz kaldığı gündelik pratikler karşında bir sözümüz görüşümüz var mı?

Müslümanlar olarak moda defilesi eleştirisinin ötesine geçen bir sorgulamaya ihtiyacımız var. Gündelik hayatın bir dizi pratiğini sorgusuz sualsiz içselleştirilmişken dindar kadının endüstri ve piyasa tarafından keşfi ile kamusal rolünü dindar kadın kimliğinin gölgesinde inşa eden Müslüman erkeğin yaşadığı panik, kimse kusura bakmasın duyarlılık ve hassasiyet pelerininin altında gizlenemez!

Dindar kadın için üniforma öykünmeciliği ile tasarımcılığa soyunanların bir Allah'ın günü de ilişki biçimlerimizdeki dramatik dönüşümü, verili ekonomik düzen ile sıkı fıkı biçimde her yolu bir fetva ile meşrulaştıran pragmatizmi, sanat ve kültür hayatımızda yaşanan felç halini, çocuklarımızın maruz bırakıldığı pedagojik şiddeti konu ettiklerini gördük mü?

Modernleşme sürecinin sonuç kısmını hiçbir cevap üretmeksizin kadına fatura eden kolaycılığa pirim vermemeliyiz. Bu bile meselemizle hemhal olma noktasında bir seviyeye karşılık gelecektir.

Twitter: @_aydinali