Bizde Cumhurbaşkanı yok… Başkan var…

Dün CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Meclis Başkanı Mustafa Şentop'la yaptığı görüşme sırasında ve daha sonra yaptığı basın açıklamasında da Cumhurbaşkanın tarafsız olması gerektiği gibi yine yeni modeli hiç anlamamış ya da öğrenememiş gibi tuhaf açıklamalar yaptı. Ben yazılarımda çok isim vermeden ve güncel politikaya girmeden politik psikoloji yazıları yazmayı daha önemseyen bir yazarım. Ancak İstanbul seçimlerinin ardından tekrar dillendirilen partisiz ve tarafsız Cumhurbaşkanı safsatasına da bir dur demek zamanı geldi.

16 Nisan 2017 tarihli Cumhurbaşkanlığı Hükümet Modeline geçiş referandumu sonucu %52 ile Evet denilerek yeni bir modele geçildi. Yani aslında 24 Haziran 2018 itibari ile başbakanlık hükümet modeli bitti… Ve MHP'nin ısrarı ile Başkanlık Sisteminin adı Cumhurbaşkanlığı Hükümet Modeli oldu. Tarafsız Başkan aramak samanlıkta iğne aramaktan daha da ahmakçadır. Ya da "Atı alan Üsküdar'ı geçti… Uyanda balığa gidelim…".

Bu yeni model güçler ayrılığını sıkıntıya sokuyor iddiası ile gündeme taşınan çift meclis polemiğine şu şekilde tekrardan cevap verelim: İngiltere, ABD, Fransa, İspanya, İtalya, Almanya gibi ülkelerin de çift meclisli parlamento sistemi işleten ülkeler arasında olduğu görülmektedir. Ancak bu ülkelerin neredeyse tamamı federatif devlet yapılanmasında olduğunu da belirtmek gerekir.

Türkiye'de 1961-1980 arası çift meclis denendi ve ihtilal'a giden yola taşlar döşedi. Çift meclis sisteminin, yasama faaliyetlerinin yapılmasında, bir kaygısızlık, bir sorumsuzluk doğurduğu, daha doğrusu meclislerin karşılıklı olarak sorumluluklarını birbirlerinin üzerine atmak istediklerini ve bu sebeple de aksayan siyasi mekanizmada, gerçek sorumluyu bulmanın mümkün olmadığı söyleyebiliriz.

Türkiye'de daha birinci yılını dolduran başkanlık sistemini eleştirmenin bir anlamı yok. Türkiye'de denemiş olan çift meclis anlamalı değil. Ancak CHP'nin İstanbul kazanımı üzerine ağzındaki baklaları çıkarmaya başlaması dikkate alınmalı. Türkiye'de yapılacak tek bir değişiklik olduğunu düşünüyorum; başkanın parti başkanlığından ayrılması. Seçilene kadar parti başkanı olabilir seçimden sonra ayrılması tartışılabilir.

Biz ulus kimlik ve üniter yapılanmaya sahip bir devletiz. Aynı zamanda Lider odaklı bir siyaset yönelimimiz var. Parlamenter sistem çalışmadı ve Başkanlık sistemi elzem oldu. Ancak çift meclis uygulaması hem üniter yapıya zarar verir hem de davul başka elde, tokmak başka elde olmasını doğurur ki; buda devleti ve hükümeti çalışamaz hale getirir. Bu yeni sistem korunmalı, ancak seçimi kazanan lider eğer parti başkanı ise bundan ayrılması düşünülebilinir. Bu ilk başlarda sıkıntı doğurabilir ama zamanla aşılır. Kötü örnek Reisçiler-Hocacılar örneğiydi, bunu aşmak için başkanın aynı zamanda parti başkanı olması normal görüldü. Bu özel bir durumdur genellenemez.

Yeni modelin en büyük sıkıntısı bakanlar kurulu üyelerine sözlü önerge verilmemesi yalnızca yazılı soru önergesi veriliyor bunun cevaplanması uzun süre alması meclisin denetleme yetkisini anlamsız kılıyor. Ayrıca atanan bakanların milletvekili ise vekilliğinin düşmesi ve üst bürokrasiden ya da tamamen iş hayatından gelen kişilerin bakan olması nedeniyle milletvekillerinin eski siyasi durumda ki gibi bakanlara ulaşmaması büyük sorun. Çünkü hala halkımız milletvekillerinden belirli talepleri olmakta bunlar özel isteklerin dışında devlete, şehre, belediye ya da köy'e ait yapılması gereken istekler. Maalesef hala bürokrasimiz bakandan ya da genel müdürlüklerden işaret almadan rutin devlet işlerini bile işler tutmamaktadırlar.

Vatandaş eski alışkanlığı ile parti il başkanlarına ya da milletvekiline ulaşarak çözülmesi gereken elzem bir sorunu ilettiğinde; başkan ya da vekil muhatap alınacak bir bakana ulaşması bu sistemde imkansız hale geldi.

Yoksa efendim Valiler iktidar partisinin Valisi gibi, yok bürokratlar tamamen iktidar partisinin bürokratı gibi hareket ediyor gibi söylemler komik çünkü her zaman böyleydi. "Yüksek yargı üyelerini Başkan atıyor bu taraflı bu durum." Cümlesi çok komik! Sanki A.N. Sezer Beyler çok tarafsızdı. İsmet İnönü, Özal, Demirel, Sezer, Gül bunların hangisi tarafsızdı ki?!!! Hükümete yakın medya bazen çok bariz sıkıntıları es geçiyor doğrudur. Ancak Candaş Medyada gözümüzün önüne olan olayı öyle farklı anlatıyor ki, yuh artık diyorsun.

Bu modelin eksiği gediği gözden geçirilerek yasal düzenlemelerle hal yoluna konulur. Daha önce dediğim gibi çift meclis saçmalığını dilden ve zihinden atmak gerekir. Bu minvalde bu ülke için başkanlık sistemi kalmalı. Tek meclis yeterlidir (Ulus Devlet-Üniter Yapı İçin Farzdır). Kemalistlere bir daha bunun böyle olması gerekliliği duyurulur. Eğer şartlar oluştuğunda Başkan seçilen aday varsa parti başkanlığından ayrılabilir ama üyelikten asla ayrılmamalı yoksa bizde parti başkanı olan başlar başkan ile sürtüşmeye. Tekrardan söylüyorum ki: Başkan seçilen liderin varsa parti başkanlığından ayrılması yeterli bir uygulama olabilir. Her ülkenin kendine özel durumu olduğu dikkate alınarak örnekler verilmelidir.

Sefa İle