Siz, biz, onlar, diğerleri. Hayatın içinde hangi alanda olursa olsun en açık örneğiyle biz ve siz var. Bizden olanlar ve olmayanlar. Birlik beraberlik türküleri söylesek de karşımızdaki diğerlerinin varlığını inkar etmek imkansız. Siz yüreğinizi sonuna kadar açsanız da karşınızdakilerin kalın duvarları vardır, önyargılarla kurulu.
Ayrıştırtıcı bir dil kullanmak. Bunu toplum önünde olan, işi edebiyat ve sanat olan kişilerin yapmasını hangi kefeye, hangi rafa, hangi safa koymak gerekir bunu da anlamak mümkün değil. Zaten gizli ya da açık bir gruplaşma var. Bunun herkes farkında. Durum böyleyken insanları bir yarışın içerisine çekmek de neyin nesi.
Entelektüel kavramı üzerine kafa yormak gerekebilir. Nedir, ne değildir, kimdir cinsinden sorularla mevzu derinlemesine incelebilir. Çünkü bu kavram içi boş ve isteyenin istediği gibi doldurabildiği bir çeşitliliğe sahip.
Entel tiplemesiyle entelektüel arasında bağ kurma çabaları da çok büyük kabul görmez. Halk nazarındaki entel tiplemesinin kara mizah içeren bir yanı da vardır. Yani sözüm ona çağdaş tiplerin entelektüel olduğuna dair bir söz etmek de ancak yaşadığımız çağın aldatmacasından öte bir şey değildir. Entelektüelliği fulara, şiir arası liköre, bol dumanlı pipoya eş görmek de karikatür sektörünün işi.
Hilmi Yavuz'un bir söyleşide verdiği cevaplar; ayrıştırmanın ve olaya kuleden bakmanın bir neticesinde ortaya çıkan cevaplardı. Gelelim Hilmi Yavuz'un söyleşide ortaya koyduğu iddialara. Neden iddia diyorum çünkü bu onun kendi fikridir ve doğruluk payı da kişisellik içeren bir paya sahiptir. "Bakın, laik kesimdeki insanlar şiirden söz ettikleri zaman Nazım Hikmet'ten Behçet Necatigil'e, Cahit Sıtkı Tarancı'dan Asaf Halet Çelebi'ye, Metin Eloğlu'ndan Edip Cansever'e birçok adı sayabilirler. Bakıyorsunuz, İslamcı entelektüeller şairlerden söz ederken saydıkları ad 5'i geçmez. Mehmet Akif, Necip Fazıl, Sezai Karakoç, Cahit Zarifoğlu, İsmet Özel... "
Söyleşinin neresinden tutsak elimizde kalıyor da asıl bu bölüm daha bir fecaat arz ediyor. "Laik kesim", "İslamcı entelektüeller" deyip ayrımını yapmış Hilmi Yavuz. Dergilere bakalım, programlara, panellere bir göz atalım, her şey bize gerçeği apaçık söyleyecektir. "Laik kesim" olarak kabul edilebilecek dergilerde de programlarda da hiçbir zaman İslamcı entelektüeller kendilerine yer bulamaz. Laik kesim İslamcı hiç kimseye tahammül edemez, etmiyor da. Laik kesimin belediyelerinde yapılan hiçbir programda İslamcı entelektüeller boy göstermez. "Laik kesim" dergileri "İslamcı entelektüellere" sıkı sıkıya kapalıdır.
Hilmi Yavuz'un sözünün aksine yine onun söylemiyle diyeceğim İslamcı entelektüellerin programlarında, dergilerinde ayrım yapmadan laik kesim de kendine oldukça geniş yer buluyor. Hem de laik kesimin dergilerinde hükümete, Cumhurbaşkanına hakaret eden, Müslümanları aşağılayan şair ve yazarlar bile İslamcı entelektüel dergilerde, programlarda hala yer bulup baş köşeyi kimseye kaptırmıyorlar. Bu da üzerinde özenle durulması gereken bir vahim durum. "Adam iyi sövüyor ama iyi de şiir yazıyor." mu deniyor acaba?
Bunları bilmiyor mu Hilmi Yavuz? Çok mu yabancı İslamcı entelektüellere ve İslamcı diye nitelendirdiği kesime acaba? Kendisini hangi konumda görüyor bilinmez ama bakıyoruz ki Ak Partili belediyelerin programlarında kendisi de baş konuk olmaya, yarışmalarda juri başkanlığı yapmaya devam ediyor.
İslamcı entelektüel dediği kesim çok iyi Mehmet Âkif de okur, Necip Fazıl'ı da bilir; bunun yanında İkinci Yeni'nin ruhuna bütün hücreleriyle sızmada da mahirdir. Nazım Hikmet'in evveline de ahirine de vakıftır. Bunu; yapılan panellerde, dergilerde hazırlanan dosyalarda daha net görmek mümkün.
"Laik kesim" çıkıp da diyebiliyor mu Sezai Karakoç okuduğunu, Necip Fazıl'ın üstad payesini hak eden eserler ortaya koyduğunu, Mehmet Âkif'in Kuran'dan ilham alan bir şair olduğunu?
Lafı eğip bükmeye gerek yok. "Laik kesim" bağnazdır, kargadan başka kuş, kendi edebiyatçılarından başkasını tanımaz, bilmez, diğerlerini görmezden gelir. Hilmi Yavuz'un beğenmediği "İslamcı entelektüeller" de ayırt etmeden, adam gibi edebiyat yapan, sanatını ortaya koyan kim varsa okur ve takip eder. Mevzu derin ve hassas ama sonuçlar aleni bir şekilde ortada. Önemli olan nereden baktığımızdır. Doğru yerden bakan, doğruyu görür. Elbette önyargısız.