IŞİD tarafından 101 gün rehin tutulan, Türkiye'nin Musul Başkonsolosu ve personelinin serbest bırakılmasına paralel, ABD psikolojik baskıyı artırarak, Türkiye'nin İŞİD'e müdahalesini istiyor. Bu hafta, 69. BM Genel Kurulu'nda Obama ve Kerry, Türkiye'yi, neredeyse uluslararası kamuoyuna "Türkiye söz verdi'' mesajlarıyla afişe ettirerek çevrelemiş durumunda. Son olarak Financal Times'da çıkan "Türkiye, IŞİD'e karşı operasyona gerekli desteği verecektir" şeklindeki analizde, Türkiye'nin İncirlik Üssünü açabileceğini duyurdu. Erdoğan'ın sözlerinde rehinelerin bırakılmasından sonra, bir değişim yaşandığı aşikar. Lakin Türkiye'nin Ortadoğu politikasında bir değişim yaşanacak mı? Kanımca kısa dönemde bir değişim yaşanmayacak. Çünkü Erdoğan'ın söylem değişikliğinin arkasında diplomatik manevra yatıyor. Yalçın Akdoğan'ın deyimiyle "Sen Suriye'de üzerine düşeni yaptın mı?'' eleştirisini dikkate alarak değerlendirdiğimizde, Türkiye kendi çıkarlarına göre mevzi alacağının bir göstergesidir. Tabii Türkiye, yoğun baskıyı bir yandan dik durarak geçiştirmek istiyor. Diğer taraftan bölgede alınacak kararlarda söz sahibi olmak istiyor. Açıkçası bunu da hak ediyor.
IŞİD'e müdahale etmeli miyiz?
Buraya kadar yazdıklarım durum tespiti, asıl problem yeni başlıyor. Türkiye, IŞİD'e müdahale etmeli mi? Etmemeli mi? Yazıyı okumaya fazla zamanınız yoksa kısa cevap vereyim. Kesinlikle Askeri olarak müdahale etmemelidir.(Tabii kaçınılmaz durumlar hariç ) Türkiye şuan Ortadoğu'da yeterince birçok meseleye müdahil olmuş durumda. IŞİD gibi Batı tarafından kurdurulmuş, Suriye rejimi tarafından desteklenen karanlık bir yapıya, Askeri açıdan müdahil olmak akıllıca bir yöntem değil. Türkiye, insanı yardım ve lojistik açıdan yardım ettiğini dünyaya 3 sene önce açıklamıştı. Ve benzer şekilde de devam ettirmelidir. Bu bağlamda 1,5 milyon Suriyeliyi topraklarında misafir ediyor. Hiçbir yardım almadan 3,8 Milyar TL (Yaklaşık 4 Kat Trilyon) para harcayarak yeterince sorumluluk alıyor. Ayrıca Türkiye iç siyasetinde birçok problemle de uğraşıyor. Türkiye, Halep bölgesine kadar bir alanı ilhak ederse açıkçası yorumum değişebilir.
ABD ve Arap koalisyonun başlattığı "Gönüllüler İttifakı'' Irak ve Suriye'de IŞİD hedeflerini vurmaya başladı. Yaklaşık 2 yıldır Türkiye, birçok platformda dile getirdiği uçuşa yasak bölge ve tampon bölge uyarısı, İŞİD Musul'u ele geçirince bu sefer Batı tarafından dillendiriliyor. ABD, İŞİD'e karşı Suriye'de savaşan gruplardan Ahrar ve El-Nusra hedeflerine de saldırarak, İŞİD'in gücüne güç katıyor. ABD ve Arap Koalisyon aslında Esad rejiminin dolaylı destek veriyor desek, sanırım yanılmış olmayız. Görüldüğü üzere "kimin eli, kimin cebinde'' bir kaotik ortamda, askeri müdahalede bulunmakrasyonel değil.
Bırakalım HDP, IŞİD'le Savaşsın
İŞİD'e karşı savaşmak için HDP'lilerin İstanbul'dan 35 otobüsle Suruç'a giderek Kobani'ye destek vereceği açıklandı. Tüm Türkiye ve Avrupa'daki PKK ve HDP'liler toplansa, IŞİD'e karşı tutunamayacağı ortada. Yaşanan gerilimin Türkiye iç siyasetine yönelik olduğu açık. Daha önemlisi olgunlaşma dönemine geçen Çözüm Süreci'nin, özellikle Kandil'den yapılan açıklamaya göre anlamsızlaştığı söyleniyor. Kandil, başından beri çözüm sürecine inanmadığı gibi, "elime bir fırsat geçse de nasıl süreci sekteye uğrarım'' havasında tutum sergiliyor. Son olarak Türkiye, 150 bin insanı kucaklamışken Aysel Tuğluk gibi Milletvekili olarak temsil görevi yapmış bir hanımın, elinde taşla Suriye'den gelen Kürtlere yardım eden askerlere taş atması, Yalçın Akdoğan'ın ifadesiyle "nankörlükten'' başka bir şey değildi.
IŞİD denilen örgütün profesyonel yapı olduğu, o kadar çok açık ki, İstanbul ve Türkiye'nin birçok ilinden sözde "akrabalarımıza yardım ediyoruz",adı altında eline silah alanların geriye koşar adımlarla dönmesi muhtemelken, HDP'nin insanları belirsizlik içine sürüklemesi vahim bir sorumsuzluktur. Çünkü IŞİD'le, Suriyeli askerlerden oluşan Muhalifler, El Kaide, Irak Ordusu ve Peşmergeler baş edemedi. PKK'nın Suriye kolu PYD'nin ise, nereye kaçtığı belli değil. Hal böyleyken, İŞİD'e karşı savaşmak için bölgeye gidenleri uyarmak ve bu konunun realitesine dikkat çekmek istiyorum.
Özetle, Türkiye uluslararası kamuoyunda yaşanan IŞİD yaygarasına göre politik kararlar almamalı. Askeri müdahaleye (kaçınılmaz bir durum dışında) başvurulmamalıdır. Zira bizler hancıyız, onlar yolcu.