Dünya ve insanlık var olduğu müddetçe boğazlar meselesi o derin anlamını ve stratejik önemini mahşer sabahına kadar kaybetmeyecektir.
Tarih bize göstermiştir ki ; boğazlarını kaybeden insanlar canlarından, devletler ise vatanlarından olmuşlardır.
İnsanlık tarihini boğazlar üzerinden okuduğunuzda söz konusu okumanın bizi getirdiği ve götürdüğü nokta şudur:
“Can boğazdan gelir, boğazdan gider. Sadece ağızlarımıza tat veren gıdalar değil, dünyaya ve insanlığa hayat veren ne varsa alayı boğazdan gelir, boğazdan geçer. Bugün boğazlarına dikkat etmeyen insanların ve devletlerin, yarın dikkat edecekleri hiçbir şey kalmaz. İnsandaki ve coğrafyadaki boğazda mündemic inceliklerin altını kalın çizgilerle çizemeyen insanları ve devletleri tarih bir gün mutlaka defterden siler.
Bedendeki boğazla coğrafyadaki boğazın vazife ve işlevleri birbirine benzemesinin aleme ve ademe en yüksek perdeden haykırdığı yüce hakikat şu olsa gerektir:
“İnsan küçük bir kainat, kainat ise büyük bir insandır”
İnsan ile vatan boğazları arasındaki benzerlik sadece vazifeyle sınırlı değildir elbette. Bu iki boğaz arasında daha ne benzerlikler vardır. Okuyana, bilene, düşünene, anlayana, sorana, kafa yorana.
Katledilmek istenen insanın boğazı sıkılır, yok edilmek istenen ülke ise boğazdan yıkılır.
Çanakkale mektebinin insanlığa öğrettiği en mühim hakikatlerden biride şudur:
Ümüğünüzü sıkmaya gelen dış düşmanlarımızı, boğazınıza dökemezseniz, içinizden sökemezsiniz. Boğazlar anlam ve önemlerini dar olmalarına borçludurlar. Evet boğazlar dardır, dar olmalarının da nice hikmetleri vardır. Dar boğazların zahmet ve meşakkatlerine sabredemeyenler genişlik menziline varamazlar. Bolluk selametine eremezler.
‘’Genişliği gökler ile yer arası olan’’, rıza rahmet, kerem bolluk ve bereket diyarı esenlikler ülkesine uçabilmek için adına dünya denen şu dar boğazı yakin iman, salih amel, güzel ahlak, sabır, metanet ve istikametle geçmek gerekmiyor mu?
Uykusuzluk, alın teri, gayret, fedakarlık ve mahrumiyet, darboğazlarından geçmeden başarı, zafer, galibiyet ve mazhariyetin sırrına erdim, menziline vardım, diyenlere bakmayın. Konuşsalar da duymayın, duysanız da inanmayın.
Evet, boğazları korumak mühimdir. Fakat hayli güçtür, her gelene geç demek bilseniz ne büyük suçtur. Boğazları sıkılırken elleri armut toplayanların kainat bahçesinden paylarına düşen tek bir meyve vardır: “Ayva.”
Savaş meydanlarında boğazları sıkılamayan cemiyet ve devletleri gırtlaklarına kadar borçlandırmak günah bataklıklarına sürükleyerek boğmaya çalışmakta farklı bir boğaz sıkma yöntemi ve denemesidir.
Dinimiz, dilimiz, tarihimiz, kültürümüz,medeniyetimiz, sanatımız, edebiyatımız..
Evet, bu değerlerimizin hepsi şirke, küfre, zulme, ihanete ve zillete karşı bizi emniyette ve selamette kılan her biri birer mukavemet menba-ı mesabesinde olan muhkem, muhteşem ve muhterem boğazlarımızdır. Boğazımızı sıkmaya gelen düşmandan kurtuluşun tek bir çaresi vardır, boğazını sıkmaya gitmek.
Görmüyor musunuz, boğazı sıkılan sarı domuzun dünyası nasıl da yıkılıyor. Boğazlarımız bizim kırmızı çizgilerimizdir. Bedenimizden haramlar, ülkelerimizden de haremiler geçemez.
Ne yapıp edip boğazlardaki düzeni bozmamak icap eder. Çünkü boğazlardaki düzen bozulduğu zaman hiçbir şey düzen tutmaz.
Ne zaman ki bir ülkede boğaz yol geçen hanı olur, orada devlet bozulur. Ne zamanki dünyada boğazların ahengi bozulur, işte o zaman borular akmaz olur. Böylece ticaret bozulur. Ne zaman devletler birbirlerinin boğazlarını sıkmaya kast eder, işte o zaman kartlar karılır, kılıçlar çekilir, böylece siyaset bozulur.
Batılı dünyayı yer; doymaz. Nice mazlumlar bir lokma ekmek bulamaz alemde. Nizam kalmaz cihanda adalet bozulur.
Boğazlarını sıkan güçlere cemiyetler ve devletler göbekten bağlandığında insanlık yerde sürünür, şeref, asalet bozulur. Öyle zamanlar olur ki, insan sözün bittiği yerdedir, nutku tutulmuştur. Kelimeler boğazlarda düğümlenir ses çıkmaz, hitabet bozulur.
Orucunu açlık karşısında koruyamayacak kadar zayıf tutanlar, tutamadıkları oruçlarına elbette tutunamazlar. Lokmalar onların boğazlarından rahatlıkla gelir geçer, her lokma bir ok olur oruçlarını deler geçer.
Ortada oruç kalmaz böylece ibadet bozulur. İştahı kesilen insanın boğaz harbinde iflahı sökülür
Önünde arz-ı endam eden birbirinden leziz çorbalardan, envai çeşit et yemeklerinden, çeşit çeşit tatlılardan ve doyumsuz içeceklerden mükellef bir sofra var, fakat ne hazindir ki ağızda tat yok. İştah yok. İşte tam bu anda lezzet terk-i diyar eyler, sunulan ziyafet bozulur.
Rahmanın katından indirdiği ayetleri boğazlarından aşağıya indiremeyenler yüzünden amel terk eder insanı, böylece riayet bozulur.