Borsa’da kritik dönemeç

Borsa İstanbul haftaya düşük risk iştahıyla ama dirençli bir tonla başladı. Endeks şu an 10.801 civarında dalgalanıyor. Yatırımcıların gözü iki eşikten ayrılmıyor.

10.600’ün altına sarkma halinde satış baskısı derinleşebilir, 11.150’nin üzerinde ise alım iştahı yeniden canlanabilir. Bu iki rakam sadece teknik seviye değil, adeta piyasadaki belirsizliğin röntgeni.

Kısa vadede haber akışı zayıf olduğunda piyasa bu bantta nefes alıp veriyor; güçlü bir katalizör gelirse yön tayini hızlanacak. İç ve dış gelişmeler çok önemli.

(Özellikle içerden siyasi meselelerle alakalı iyi haberler gelirse çok hızlı yükselişin önü açık.)

Yurtiçi çerçevenin en net çıpası tabi ki Merkez Bankası’nın bir hafta vadeli repo faizi. Aralıktaki toplantıda ne olur bilinmez (100 puan indirim şu an için olası) ama %39,50 düzeyi hala çok yüksek.

Bir yandan dezenflasyon hedefi korunurken diğer yandan finansal koşullar sıkı kalmaya devam ediyor.

Bu oran, şirketlerin iskonto oranlarında ve bankaların fonlama maliyetlerinde belirleyici olduğu için hisse seçiminde ilk süzgeç olmalı. Bankacılık karlılıklarındaki toparlanma beklentileri gecikmeli bir hikaye sunarken, nakit akımı güçlü, borçluluğu kontrollü ve döviz geliri yüksek şirketler bu ortamda yatırım tavsiyesi olmamakla bence ciddi derecede öne çıkıyor.

Malumunuz enflasyon tarafında ekim ayı yıllık % 32,87; aylık %2,55 geldi. Bu patika, fiyatlama davranışlarının hala yüksek ama 2024 ortasına kıyasla daha ılımlı bir eğilim sergilediğini gösteriyor.

Enflasyondaki her onaylanmış gerileme, iskonto oranlarını aşağı çekerken, uzun vadeli nakit üreten şirketlerin bugünkü değerini yukarı taşıyabilir. Bunu gözden kaçırmamak lazım.

Bu nedenle de kalıcı dezenflasyon sinyalleri geldikçe, büyüme görünümü sağlam sektörlerde çarpan genişlemesi için alan oluşacaktır.

Gelelim kur cephesine… Sakin ama kesintisiz minik yükselişler devam ediyor. 42 TL bandının hemen üzerindeki dalgalanma yılsonuna kadar 43,5 TL’ye ulaşacak gibi gözüküyor.

Bu düzey, ithal girdi bağımlısı iç pazar şirketleri için marj baskısı demek. Bu da ihracatçı ve döviz bazlı sözleşmeleri olan şirketlerde gelir koruması sağlanacak demek.

Yatırımcı açısından tercümesi de basit haliyle. Kur hassasiyeti yüksek perakende ve bazı iç tüketime bağlı alt sektörlerde seçici olmak, ihracatçı sanayi, petrokimya, savunma ve teknoloji şirketlerinde ise orta vadeli hikayeyi ön plana almak gerekiyor.

Evet, makro resmi çizdiğimize göre haftalık stratejimizin iskeleti netleşti demektir. Toplam 100.000 TL’lik bir portföyün %60’ı seçilmiş hisselerde, %40’ı nakitte kalmalı.

Hisse sepetinde kurdan olumlu etkilenen, fiyatlama gücünü koruyan ve bilançosu güçlü şirketlere ağırlık verilip; iç talep yavaşlarsa marjları hızla daralabilecek, borçluluğu yüksek ve faiz hassasiyeti belirgin hisselerden kaçınılmalı.

Hafta içi disiplinde (olursa) 10.600’ün altı günlük stoplanarak, 11.150’nin üzeri kademeli alım kriteri olarak izlenmeli diye düşünüyorum. Çünkü belirsizlik dönemlerinin en iyi sigortası, önceden tanımlı risk yönetimidir.

Hasılı, bu denklem, kısa vadede agresif risk almaktan ziyade, seçici ve kademeli birikimi savunuyor. Portföyün nakit kısmı, yüksek oynaklık günlerinde hem sigorta hem de fırsat mühimmatı.

Unutmadan, piyasanın nabzı dönüp 11.150 üzerine atarsa, bu bir ralli daveti değil ama risk azaltma döneminden pozisyon artırma dönemine geçişin işareti olabilir.

Son olarak şunu söyleyelim:

Bu borsa, hızlı davrananı değil, planına sadık kalanı ödüllendiriyor. Gün boyu ekran başında aceleci işlemler yerine, sabah belirlenen seviyelere ve akşam gözden geçirilen portföy disiplinine bağlı kalan yatırımcı, dalgayı değil yönü yakalıyor.

Veri değiştiğinde fikri güncelleyebilmek, yatırımcının asıl rekabet avantajı.

Çünkü doğru rakamlar, doğru zamanda alınan kararların tek gerçek yakıtıdır.