Bu dünya hiçbir zaman cennet olmadı

İnsan bazen dünyadaki zulmü, ihaneti, haksızlığı ve vicdansızlığı görünce şaşkına dönüyor. Mazlumların çığlığı göğe yükselirken zalimlerin alkışlandığı bir çağda yaşıyoruz. Gazze’de çocuklar parçalanıyor, nice coğrafyalarda masumlar toprağa düşüyor, dünya ise çoğu zaman sadece seyrediyor.

Fakat unuttuğumuz bir hakikat var:
Bu dünya hiçbir zaman cennet olmadı.

Eğer bu dünya cennet olsaydı Hz. Yusuf kuyuya atılmazdı. Kardeşlerinin ihanetiyle satılmazdı. Kur’an buyuruyor:

“Ve onu değersiz bir pahaya, birkaç dirheme sattılar.”
(Yusuf, 20)

Demek ki bazen hakikat, insanların gözünde birkaç dirhem kadar değersiz görülebiliyor.

Eğer bu dünya cennet olsaydı Hz. Nuh kavmi tarafından yalanlanmazdı. Yıllarca Allah’a çağırdığı insanlar ona iman etmek yerine onunla alay ettiler:

“Kavminden ileri gelenler dediler ki: ‘Biz seni ancak bizim gibi bir insan olarak görüyoruz.’”
(Hûd, 27)

Demek ki hak üzere olmak, her zaman kalabalıkların desteğini almak anlamına gelmiyor.

Eğer bu dünya cennet olsaydı Hz. İbrahim ateşe atılmazdı. Putlara karşı çıktığı için onu yakmak istediler. Çünkü zalimler, hakikatin sesinden her zaman korkmuştur. Ama Allah Teâlâ buyurdu ki:

“Ey ateş! İbrahim’e karşı serin ve selamet ol.”
(Enbiyâ, 69)

Bugün de hakikati haykıranlar çeşitli ateşlerin içine atılıyor. Kimi iftira ateşine, kimi yalnızlık ateşine, kimi baskı ateşine…

Eğer bu dünya cennet olsaydı Hz. Musa’ya “büyücü” denmezdi. Firavun hakikati bastırabilmek için peygamberi itibarsızlaştırmaya çalıştı:

“Firavun dedi ki: ‘Bu çok bilgili bir büyücüdür.’”
(A’râf, 109)

Zalimlerin yöntemi değişmiyor. Dün peygamberlere iftira atanlar, bugün de hakikati söyleyenlere saldırıyor.

Eğer bu dünya cennet olsaydı Hz. Yahya’nın mübarek başı bir hevanın kurbanı olmazdı. Çünkü o, harama haram diyordu. Çünkü o, zalimin karşısında susmuyordu. Resûlullah (a.s.) şöyle buyurmuştur:

“Cihadın en faziletlisi zalim sultanın yanında hakkı söylemektir.”
(Tirmizî)

Ve eğer bu dünya cennet olsaydı, insanlığın efendisi Hz. Muhammed (a.s.) taşlanmazdı…
Taif’te ayaklarından kan akıtılmazdı…
Aç bırakılmaz, boykot edilmez, hakarete uğramazdı…

Kur’an şöyle buyuruyor:

“Andolsun ki senden önceki peygamberlerle de alay edildi.”
(En‘âm, 10)

Demek ki hak yolunun kaderinde bazen yalnızlık, bazen gözyaşı, bazen de ağır imtihanlar vardır.

Bugün bazı insanlar, “Neden bu kadar acı var?” diye soruyor. Çünkü burası imtihan dünyasıdır. Çünkü Allah, cenneti dünyanın içine değil; dünyanın sonrasına koymuştur.

Kur’an şöyle buyurur:

“Yoksa siz, sizden öncekilerin başına gelenler sizin de başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?”
(Bakara, 214)

İşte asıl mesele burada başlıyor. Mümin, dünyanın karanlığına rağmen imanını koruyabilen insandır. Herkes sustuğunda hakkı savunabilen insandır. Zulüm sıradanlaştığında bile vicdanını kaybetmeyen insandır.

Bugün ümmetin en büyük tehlikesi zulmün varlığı değil; zulme alışılmasıdır.

Çocuk cesetlerini görüp birkaç dakika sonra eğlenceye dönebilen kalpler, zamanla taşlaşır. Oysa Resûlullah (a.s.) şöyle buyuruyor:

“Müminler birbirlerini sevmede, merhamette ve şefkatte bir beden gibidir.”
(Buhârî, Müslim)

Bir uzuv acı çekince diğer uzuvların da uykusu kaçar. Ama bugün ümmetin büyük kısmı derin bir gaflet uykusuna gömülmüş durumda.

Yine de mümin ümitsiz olmaz. Çünkü bütün peygamber kıssalarının sonunda Allah’ın yardımı vardır. Yusuf kuyudan saraya çıktı. İbrahim ateşten kurtuldu. Musa Firavun’u mağlup etti. Ve Hz. Muhammed (a.s.) bütün insanlığa rahmet oldu.

Allah’ın vaadi değişmez:

“Şüphesiz Allah kendi dinine yardım edenlere mutlaka yardım eder.”
(Hac, 40)

Öyleyse bu dünyanın cennet olmadığını kabul edeceğiz. Ama bu dünyanın zulmüne teslim de olmayacağız.

Mazlumun yanında duracağız.
Hakikati söylemekten korkmayacağız.
Peygamberlerin yolunun çile yolu olduğunu unutmayacağız.

Çünkü bu dünya geçicidir.
Asıl yurt ahirettir.
Asıl cennet ise sabreden müminler içindir.