'BU KADAR ÜNİVERSİTEYE NE GEREK VAR!' DİYENLERE CEVAP

0

Ben İstanbul'da üniversite okudum. Malum İstanbul'da okuyan oradan ayrılmak istemez. İstanbul'u terk etmek zor gelir ona alışana. Bilen bilir.

Ben de öyle. Ama sadece bu kaygıyla değil elbet. Akademik çalışma yapmak istiyordum ama türlü ayrımcılıkla girdiğim birçok sınavda elenmekten bıkıp vaz geçmiştim. Akademiniz sizin olsun dedim. Buna benzer bir durumu yaşayanımız çoktur. Yedi yıl öğretmenlikten sonra Yüksek Lisans'a başladım.

Ankara'da bir üniversitede bir hocayı ziyaret etmiştim bilim aşkıyla ve Y. Lisans yaptığımı söylediğimde "Öyle Üniversite'de Y. Lisans mı yapılır?" mealinde "Yapın bişey demiyoruz" demişti. Bu benim canımı çok sıkmıştı. Çünkü bunu diyen hocanın doktora yayınından başka yayını yoktu. O tezin de tamamı neredeyse cümle cümle başka hocanın doktora teziyle aynıydı. Bunlar basına yansıdı.

Buna rağmen biz varken başka akademisyene ve üniversiteye ne gerek var havalarındaydı.

**

Hepimiz duyarız bu seçkinci çıkışları zaman zaman. Gerekçeler üç aşağı beş yukarı şu minvaldedir.

Bu kadar üniversiteye ne gerek var kardeşim. Mezun olup da ne olacak bu kadar kişi?

İhtiyaç mı var ki bu kadar üniversite açılıyor? Sonra hoca yok üniversite açıyorsun.

Üniversiteler bilim kaygısıyla değil siyasi kaygılarla ve oy toplamak ve kadrolaşmak amacıyla açılıyor.

**

Bunu söyleyenleri üç grupta topluyorum.

Birincisi: siyaseten bir partiyi yıpratmak için yapanlar. Bunları anlarsın. Eni sonu siyasal söylemdir. Doğru yanlış. Haklı haksız.

Bazen siyasiler doğru bulsa bile muhalif parti yaptığı için bir icraati eleştirir. Bu Türkiye'nin siyaset ahlakı bağlamında anlaşılır bir şeydir.

**

İkincisi öğrencilerdir bu söylemi dillendirenler.

Bunlar genelde "madem iş vermeyecek neden bu kadar akademik birim/bölüm açıyor hükumet?" mealinde bir itirazdır.

Öğrencilerin kaygısı biz mademki bu bölümü kazandık o halde devlet bize iş vermeli anlamına geliyor.

Birincisi o bölümü kazanmak değil bölümü başarı ile bitirmek esas olmalıdır. Devlet neden işi bilene değil de o bölümü kazanana iş vermek zorunda olsun.

Bu düşüncenin altında şu var: Devlet yüz kişilik kadro ilan edecekse yüz kişilik mezun olsun. Yani ben bölümü bitirdiğimde işi bilip bilmediğime değil diplomama bakıp alsın.

Bu devlete dayatmadan başka bir şey değildir.

İkincisi diyelim ki bir insan iş bulmak değil de salt kişisel gelişim amacıyla üniversite okumak istiyor o zaman bu hakkı engellenmiş olmuyor mu? Herkes üniversite okumak istiyor ise "Hayır sadece zekiler-başarılılar üniversite okumalıdır" mı diyeceğiz?

Üçüncüsü sayı çokluğu nedeniyle işsizlik çekiliyor denirse bu düşünce bir gün "çok fazla insan var bu ülkede neden bu kadar çocuk yapılıyor?" gibi bir tehlikeli sonuca da varabilir. Bu faşizmi ve seçkinciliği besleyen anlayıştır.

Dördüncüsü, "Ey öğrenci çok bölüm olduğunu biliyordun, mezun olduktan sonra atama sorunu olduğunu da biliyordun neden tercih edip geldin ve şimdi yeni fark etmiş gibi yapıyorsun?" demezler mi?

**

Bu kadar üniversiteye ne gerek var diyen üçüncü kesim ise bambaşka kaygılarla bunu söylüyor.

Onların bir kısmı akademik saltanatın yıkılmasından kaygı duydukları için böyle söylerler. Onlarca yıl birkaç tane üniversite vardı ve bilim adına alınan yol ortadaydı.

Yine de küçük olsun bizim olsun anlayışı ile akademi camiasının büyümesin istemeyenlerdir bunlar.

Akademinin amacı Türkiye'de bilim üretmekten çok halkı "dönüştürmek"tir çünkü. Üniversite demek "aydınlanmaktır, ilerlemedir" deseniz de ikna edemezsiniz.

Bir kısım akademisyen de akademisyen yok üniversite açmak sakıncalıdır. Bu da tuhaf bir yaklaşımdır doğrusu. Hep komik bulmuşumdur.

Yani hoca yoksa üniversite açma. Üniversite yoksa fazla hocaya gerek duyma. Bu mantığa göre mesela ilk üniversiteyi açmak için hoca lazımdı, hoca için de üniversite lazımdı. Tavuk-yumurta ikilemi. Böylece hiçbir zaman üniversite açmak için "ilk hareket" başlayamazdı.

Elbette üniversite açmak ve hoca yetiştirmek gerek eğer üniversiteleşmek istiyorsanız.

Üniversite okumak eğer iyi bir şey ise, yani eğitim almak, o zaman alanında iş bulmasa da mesela eğitimli bir bakkal veya dolmuş şoförünün kime zararı var?

Çocuklarının yetişmesine katkı sunan bir birey olur hiç değilse.

Gelişmişlik kriterlerinden biri de bir toplumun üniversite mezun oranıdır. Tabi ki kalite he zaman tartışılabilir. Ama olmayan üniversitenin kalitesi tartışılamaz değil mi?

Kaldı ki üniversite az iken çok mu ileri düzeydeydik bilim dünyasında?

Sermaye gibi, basın gibi tek merkezde bulunmak yerine Anadolu'nun bütününe yayılmış sermaye, basın ve akademini kimseye zararı olmaz. Aksine zihinsel ve fiziksel endüstriye sayısız faydası olur.