Bu savaş sadece İran’ın savaşı değil

Stratfor diye uluslararası bir kuruluş var. ABD merkezli. Dünya çapında siyasi ve jeopolitik risk analizleri yapıyor. Güvenlik ve stratejik istihbarat raporları hazırlayıp kamuoyuyla paylaşıyor. Stratfor’un CIA patentli bir kuruluş olduğu ifade ediliyor.

Bu şirketin kurucusu George Friedman.

Türk okurları onu yazdığı makalelerden tanıyor. Friedman’ın yazdığı, “Gelecek 100 Yıl" adlı kitapta “Amerikan Büyük Stratejisi ve İslam Savaşları" başlıklı bir bölüm var. Bu bölümde Friedman, ABD’nin küresel hakimiyet doktrini ve İslam'la savaşa konusunu ele alıp şu değerlendirmede bulunuyor:

"Bu müdahalelerin amacı hiçbir zaman bir şeyi gerçekleştirmek değil, bir şeyi önlemektir. ABD başka bir gücün yükselebileceği alanlarda istikrarı önlemek istemiştir. Hedef istikrar sağlamak değil, istikrarsızlaştırmaktır.

ABD, büyük ve güçlü bir İslam devleti istemiyor, önlemek istiyor."

Evet, ABD gücünü istikrarsızlaştırmaktan ve kurduğu küresel zulüm düzeninden alıyor. Bu düzenin üç ayağı var: Böl, parçala ve yönet. Afganistan, Irak, Libya ve Suriye gibi birçok ülke bu stratejiyle işgale uğradı, parçalandı. ABD, öldürerek ve sömürerek güç devşiriyor. Güya demokrasi ve insan hakları ihracıyla ülkeler özgürleştiriliyor. Sömürü çarkı içinde tutuluyorlar.

ABD ve küresel zülüm düzeni asla ve kat’a kendilerine karşı koyabilecek bir gücün doğmasını istemiyorlar. Hele bu güç Müslüman olursa daha doğmadan öldürmek istiyorlar. Bunun mücadelesi içindeler.

Rahmetli Erbakan hocamız bu gerçeği önceden gören liderlerin başında geliyordu. “İslam birliğinin oluşturulması, Siyonizm tehlikesine karşı Müslümanların uyanması ve aralarında bir güç oluşturması.” İçin büyük gayetler gösterdi.

“İslam NATO’su, İslam Ortak Para Birimi ve İslam dinarı” Erbakan hocanın fikriydi. Bu uğurda büyük çaba gösterdi. Hocadan ilham alarak ifade edelim; İslam birliği olmadan ABD ve Batı emperyalizmin, Siyonizm canavarının durdurulması zordur. Tek çare ve çözüm bizde, kendi içimizde. Müslüman birliği ve kardeşliğinde.

Sayın Erdoğan’ın da mücadelesi hep bu yönde olmuştur, oluyor. İslam aleminin uyanışı, birliği için büyük hamleler yapıyor. Bana göre en büyük kazançlarımızdan biri başarabileceğimize inanmaktır. Özgüvendir. Hangi millet ve ırktan olursa olsun Müslümanların kardeşliğinin tesisidir. Bugün, Türkiye’nin liderliğinde, Balkanlar’dan Ortadoğu’ya, Afrika’dan Asya’ya kadar kardeşlik aşılanıyor. Birbirimizle yeniden kucaklaşıyoruz.

Türkiye, ümmetin ortak kaderi görülüyor.

Önemli bir uyarıda daha bulunalım. Düşmanın bombası, uçağı ve füzeleri kadar öldürücü olan bir diğer şey de; Müslümanlar arasındaki fitne ve fesatçılık. Mezhep ve meşrep kavgaları. Oysa düşman öldürürken senin benim kimliğimize bakmıyor. Hedef bize can veren şah damarımızın kesilmesi. Saldırı direkt İslam’a yapılıyor. Bunu artık gizleme gereğini bile duymuyorlar. İşte ABD Savaş Bakanı Pete Heghseth’in bu yöndeki sözleri:

“İster Sünni olsun, ister Şia. Bizim asıl düşmanımız İslam’dır.” Gavur daha ne desin ki?

Müslümanlar olarak küresel batı canavarının hedefindeyiz. Coğrafyamız, ülkelerimiz ve geleceğimiz büyük tehdit altında. Bu savaş sadece ABD/İsrail ittifakı ile İran’ın savaşı değil. Gavurla, Müslümanların savaşıdır.

Hadi, rengine, menşeine ve mezhebine bakmadan sarıl kardeşine. Allah Teala’ın emridir: “Ancak iman edenler kardeştir.”