Butlan kararı ve Türkiye’ye düşen ders

Siyaset ilke merkezli mi, yoksa şahıslar ve gizli denklemler üzerinden mi yürütülmelidir?

Türkiye’de siyaset, uzun yıllardır yalnızca sandıkta değil; kulislerde, medya operasyonlarında, parti içi hesaplaşmalarda yargının müdahale etmek zorunda kalmasının gölgesinde de şekilleniyor. Son dönemde CHP hakkında verilen “mutlak butlan” tartışmaları etrafında yapılan değerlendirmeler ise bir kez daha gösterdi ki, Türk siyasetinin en büyük problemi yalnızca iktidar-muhalefet çekişmesi değildir. Asıl mesele; siyasetin ilke merkezli mi, yoksa şahıslar ve gizli denklemler üzerinden mi yürütüleceğidir.

Ortaya atılan iddialar, sadece CHP içindeki liderlik tartışmalarına, çok sayıda belediyede başlayan ve parti liderliğine kadar uzanan rüşvet- irtikap ve yolsuzluklardan başka, aynı zamanda iktidar cephesinde “Erdoğan sonrası” üzerinden yürütüldüğü öne sürülen siyasi hesaplara da işaret ediyor. Eğer bir ülkede siyasetçiler, milletin önüne çıkıp açık mücadele vermek yerine perde arkasında ittifaklar kurarak geleceği dizayn etmeye çalışıyorsa, orada güven krizi kaçınılmaz hale gelir.

Bugün Türkiye’nin ihtiyacı olan şey; siyasi aktörlerin birbirine operasyon çekmesi değil, milletin karşısına açık irade koymasıdır. Çünkü demokrasi, kapalı kapılar ardında yapılan planlarla değil; şeffaf rekabetle ayakta kalır.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Türk siyasetindeki ağırlığı tartışmasızdır. Yaklaşık çeyrek asırlık siyasi mücadele boyunca vesayet girişimlerinden darbe teşebbüslerine, parti kapatma süreçlerinden uluslararası baskılara kadar birçok krizle karşı karşıya kaldı. Ülkemizi gerçekten de vadettiği üzere, bir kalkınmalar serisi halinde, birçok alanda dünyanın ilk 10 ülkesi arasında yer almasını sağladı. Bu Türkiye için çok büyük bir başarıdır. Sayın Cumhurbaşkanı bazı dost Müslüman ülkeler halkının gıpta ve büyük bir hayranlıkla baktığı bir liderlik örneği olarak, Allah’ın ahir zamanda Türkiye’ye bir hediyesidir. Ancak, Ekonomik durum ve eğitim ile aile sosyolojisi üzerinden yaşananlarda aynı şeyi söylemek mümkün değil. Bu süreç, doğal olarak AK Parti içinde de farklı gelecek hesaplarını beraberinde getirmiş olabilir. Ancak siyaset kurumunun en büyük sınavı tam da burada başlıyor: Lider hayattayken “sonrası” üzerinden pozisyon almak mı, yoksa ilkelere bağlı bir siyasi duruş göstermek mi?

Aynı durum CHP için de geçerlidir. Türkiye’nin ana muhalefet partisinde yıllardır süren liderlik mücadeleleri, ideolojik tartışmaların önüne geçmiş durumda. Kılıçdaroğlu, Özgür Özel, Ekrem İmamoğlu ekseninde oluşan gerilim, artık yalnızca bir parti içi rekabet değil; Türkiye’de muhalefetin yönünü belirleme mücadelesine dönüşmüş görünüyor. Ancak burada unutulmaması gereken temel gerçek şudur: Muhalefetin görevi, kendi iç hesaplaşmalarına gömülmek değil; ülkeye alternatif politik vizyon sunmaktır.

Yargının verdiği kararlar elbette hukuki zeminde değerlendirilmelidir. Fakat Türkiye’de her kritik yargı kararının anında siyasi kamplaşmanın merkezine oturması da başlı başına bir problemdir. Çünkü toplumun önemli bir bölümü artık kararların hukukiliğinden önce “kime yaradığına” bakıyor. Bu durum, sadece muhalefet açısından değil, devlet kurumlarının itibarı açısından da ciddi risk taşımaktadır.

Siyasi partiler şunu anlamalıdır: Türk milleti perde arkasında yürütülen mühendislik faaliyetlerinden yoruldu. İnsanlar artık açık sözlü, net pozisyon alan ve milletin karşısına dürüstçe çıkan siyasetçiler görmek istiyor. Bir yandan lidere bağlılık söylemi üretip diğer yandan farklı senaryolar üzerinden hesap yapmak, sadece güven kaybı doğurur.

Bugün hem iktidar hem muhalefet için ortak bir ders vardır

Türkiye’nin geleceği kişisel kariyer planlarıyla değil; kurumların güçlenmesiyle korunabilir. Siyasi hareketler liderlere bağlı olabilir, ancak devletler şahıs merkezli değil, kurumsal akılla ayakta kalır.

Bu nedenle tüm partilere düşen görev nettir:

Parti içi mücadeleleri yargı üzerinden değil, siyasi zeminlerde yürütün.

Rakiplerinizi tasfiye etmeye değil, millete umut vermeye odaklanın.

Gizli hesaplarla değil, açık siyasetle yol alın.

Ve en önemlisi; milletin ferasetini hiçbir zaman küçümsemeyin.

Çünkü Türk seçmeni gecikir ama unutmaz. Kimin samimi mücadele verdiğini, kimin sadece konjonktüre göre saf değiştirdiğini günü geldiğinde mutlaka ayırt eder.