Büyük resim

Bizler kâhin değiliz. Sadece kimlerin neyi amaçladığı, yaşanan ve konuşulanları birlikte analiz ederek, bir yorumda bulunuyoruz kendimizce. Zira sonuca varabilmek için, olayların tek tek yerine bütününe odaklanmak lazımdır. Bütün noktaları aynı anda birleştirdiğimizdeyse, önünüze bambaşka bir resim çıkacağını yadsıyamayız. Bu minvalde Mayıs ayında İngiltere Kralının, ABD ziyaretiyle bir şeylerin DEĞİŞTİĞİNİ söylemek mümkün. Evet, İngiltere Kralı ve Trump’un, birbirlerine laf sokmalarıyla aklımızda kaldı o ziyaret. Ama akabinde Fransa ve İngiltere liderliğinde, Almanya'nın da destek verdiği birçok NATO ülkesinin, Hürmüz Boğazı'nda gemi geçişlerini korumak için bir deniz koalisyonu oluşturduğunu işittik. Bunun karşılığında da düne kadar NATO’yu döven ABD Yönetimince, Ukrayna'ya yardım ve Rusya'ya yaptırımlarının onaylandığını izledik. Tabi Zelensky’den haz etmeyen Trump’un, G7 Zirvesinde aynı masada poz vermek zorunda kalmasını da… “Ne var bunda” demeyin sakın! Gelişmeleri bütünsel değerlendirdiğimizde, bir şeyler ifade ettiği bariz açık. Ve pek de hayra alamet değil ne yazık ki. Neticede NATO üyesi Avrupa ülkelerinin Hürmüz konusunda, ABD Yönetiminin ise Ukrayna meselesindeki KARŞILIKLI TUTUM DEĞİŞİKLİĞİNİN, belli noktalarda ANLAŞTIKLARI ihtimalini düşündürmüyor sayılmaz.

Bu bağlamda yukarıdaki çıkarımları dikkate alarak irdelersek, Avrupa’nın Rusya için NATO’yu kullanmak istediği, ABD’nin de buna dışardan destek verme eğiliminde olduğu izlenimi mevcut kamuoyunda. Hem de Putin’in; "Ukrayna ile 2022'de İstanbul'daki müzakereyi temel alarak, barış görüşmelerine hazırız" açıklamalarına rağmen. Ancak deli gibi silahlanma yarışına giren Avrupa’da, bazı liderlerin savaş için tarih tahminlerini de görünce tedirgin olmamak imkânsız. Buradaki asıl soru ise; “madem ABD arkadan destekleyecek, peki asker bulmakta dahi zorlanan Avrupa NATO’su, Rusya ile nasıl başa çıkacak” mevzusu temelinde şekilleniyor. Cevabı basit esasında. Öyle ki yükselen ivmesiyle, “TÜRKİYE’yi İŞİN İÇİNE DÂHİL ETMEYİ” planladıkları kuvvetle muhtemel seyrediyor. Hatta gözlerini öylesine karartmışlar ki, Sn. Fidan’ın geçen haftaki Rusya görüşmelerinde bunu iliklerimize kadar hissettik hepimiz. Nasıl mı?

Sn. Fidan'ın Moskova ziyaretinde, Türkiye ile Rusya arasındaki başta enerji olmak üzere, önemli meselelerin masaya yatırıldığını duymuşsunuzdur… Sonra da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Putin tarafından kabul edildi ve Kazan'da yapılan ASEAN toplantısına katıldı. Buraya kadar her şey normaldi. Ama tamda bu esna da Moskova'daki enerji tesislerine yapılan, büyük saldırının bir TESADÜFTEN FAZLASINA tekabül ettiği şüphe kaldırmaz. Zira Sn. Fidan’ın orada olmasının planlarını bozulacağı endişesiyle, “birileri duydukları rahatsızlığın mesajını mı verdiler” tarzında sorular da soruldu bazı stratejistlerce. Keza geçmişten beri maruz bırakıldığımız tehdit, baskı ve son dönem gemilerimizi vuran kimliği belirsiz hava araçlarıyla, bizi SAVAŞA ÇEKMEYİ PLANLADIKLARI bir gerçek. Demekten vaz geçmeyecekler de. O nedenle eğer başaramazlarsa, seçimlerde ZELENSKY GİBİ BİRİNE YATIRIM YAPIP, amaçlarına ulaşmanın hesabını yapanlar da muhakkak vardır. Peki, “Avrupa’nın Türkiye’ye yaklaşmasının yahut Trump’un, sürekli Türkiye’yi övmesi ve Jet Motorlarının satışı ile ilgili inisiyatif almasının bu planla ilişkisi olabilir mi” derseniz? KAFALARINDA BU OLABİLİR… Belki de Sn. Cumhurbaşkanımızın kurduğu yakın ilişkiler sayesinde, bunu bilemiyoruz elbette. Fakat Türkiye’nin hakikaten çok taraflı ve ustalıklı bir denge politikasıyla, bugüne kadar benzer sayısız badireleri atlattığını inkâr edemeyiz. ALLAH’ın yardımıyla bunlardan da, çıkarları nispetinde sıyrılma iradesi göstereceğine en ufak tereddüdümüz yok. Çünkü Türkiye, eski Türkiye gibi değil. Yeter ki sizler üzerimize yapılan planların ve Devletimizin verdiği mücadelenin FARKINDA olun kafi… Bakalım zaman neler gösterecek?