Büyük Şeytan Amerika ve İsrail'in yenilmezlik vehmi

“Yoksa onlar ‘Biz yenilmez bir topluluğuz’ mu diyorlar? Yakında o topluluk da yenilecek ve arkalarını dönüp kaçacaklar.” (Kamer, 44-45)

Tarih boyunca güç sarhoşluğu yaşayan her yapı, kendisini dokunulmaz zannetmiştir. Bugün de Amerika ve İsrail’in İran’a karşı başlattıkları gerilim ve savaş dili, aynı kadim yanılgının modern bir tezahürüdür. Teknolojiye, silaha, ekonomik güce yaslanan bu anlayış; ilahi sünneti, yani Allah’ın tarih üzerindeki değişmez yasalarını görmezden gelmektedir. Oysa Kur’an açık konuşur: Hiçbir güç mutlak değildir, hiçbir düzen ebedi değildir.

Firavun da “Ben sizin en yüce rabbinizim” demişti. Nemrut da göğe meydan okumuştu. Yezid de gücünü sorgulanamaz zannetmişti. Hepsinin ortak noktası neydi? Kendilerini “yenilmez” sanmaları… Ve hepsinin ortak sonu ne oldu? Tarihin çöplüğünde ibretlik birer hikâye…

Bugün Amerika ve İsrail’in askeri ve siyasi hamleleri, sadece bir coğrafyayı değil, bir zihniyeti temsil ediyor: Güç bende, öyleyse haklıyım! Oysa Kur’an bu mantığı kökünden reddeder:

“Nice az topluluklar, Allah’ın izniyle çok topluluklara galip gelmiştir.” (Bakara, 249)

Bu ayet, sayının ve silahın değil; imanın, sabrın ve haklılığın belirleyici olduğunu ilan eder. Bugün İran üzerinden yürüyen bu çatışma, sadece iki taraflı bir mücadele değil; aynı zamanda hak-batıl ekseninde tarihsel bir sınavdır.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de şöyle buyurur:

“Zulümden sakının! Çünkü zulüm, kıyamet gününde karanlıklar olacaktır.” (Müslim, Birr 56)

Zulüm üzerine kurulan hiçbir düzen kalıcı değildir. Bugün mazlum coğrafyaların kanı üzerine siyaset inşa edenler, yarın o kanın hesabını vereceklerdir. Çünkü ilahi adalet er ya da geç tecelli eder. Belki zaman alır, belki sabır ister; ama asla şaşmaz.

Bir başka hadis-i şerifte ise şöyle buyrulur:

“Allah zalime mühlet verir; fakat onu yakaladığında artık kurtuluş yoktur.” (Buhârî, Mezâlim 8)

İşte asıl korkulması gereken an budur: İlahi mühletin sona erdiği an… O an geldiğinde ne ordular fayda verir ne de ittifaklar…

Bugün Müslümanların en büyük zaafı ise sadece dış güçler değildir. Asıl zaaf; dağınıklık, korku ve sessizliktir. Ayetler sadece düşmanı değil, ümmeti de uyandırır. Çünkü Allah’ın yardımı; pasif, korkak ve parçalanmış topluluklara değil; bilinçli, dirayetli ve birlik içinde olanlara gelir.

Sonuç olarak;

Amerika ve İsrail bugün kendilerini “yenilmez” zannedebilirler. Ancak Kur’an’ın hükmü nettir:

“O topluluk da yenilecek ve arkalarını dönüp kaçacaklar.”

Bu bir temenni değil, bir vaattir.

Bu bir analiz değil, ilahi bir yasadır.

Ve tarih, bu yasayı defalarca doğrulamıştır.

Bugün bize düşen; korkuya teslim olmak değil, hakikate tutunmaktır. Çünkü zafer; sayıca çok olanın değil, Allah’a dayananın olacaktır.