Gazze bugün yalnızca bir coğrafya değildir. Gazze, bir aynadır. Bu aynada görünen ise sadece bombalanmış binalar, yıkılmış şehirler, yetim kalmış çocuklar değildir. Bu aynada görünen; iki milyarlık bir ümmetin suskunluğu, korkuları ve dağılmışlığıdır.
Bugün terör şebekesi İsrail’in Gazze’li esirleri idam etmekten söz etmesi, sadece birkaç masum insanın hayatına kastetmek değildir. Bu, doğrudan ümmetin izzetine, şerefine ve varlık iddiasına meydan okumaktır. Bu bir testtir: Ya izzetli bir duruş, ya da zillete razı bir sessizlik.
Kur’an bu durumu asırlar öncesinden haber vermiş gibidir:
«“Size ne oluyor ki, ‘Rabbimiz! Bizi halkı zalim olan bu şehirden çıkar, bize katından bir veli gönder, bize katından bir yardımcı gönder’ diyen ezilmiş erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz?” (Nisâ, 75)»
Bu ayet, bugün Gazze’nin çığlığı değil midir? Büyük şeytan İsrail'in zindanlarında inim inim inleyen Kadınlar, çocuklar, yaşlılar… Hepsi yardım bekliyor. Ama ümmetin büyük bir kısmı sadece izliyor.
Peki neden?
Çünkü izzet, sadece sözle değil, bedel ödemekle korunur. Bugün bedel ödemekten kaçanlar, yarın zilletin altında ezilmeye mahkûmdur.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ümmetin bugünkü hâlini adeta tarif etmiştir:
«“Ümmetler yakında sizin üzerinize, yemek yiyenlerin sofraya üşüştüğü gibi üşüşecekler.”
Sahabeler: “O gün sayımız az mı olacak?” diye sordu.
Efendimiz buyurdu:
“Hayır, bilakis çok olacaksınız. Fakat selin üzerindeki köpük gibi olacaksınız…” (Ebû Dâvûd)»
İşte bugün o köpük hâlindeyiz. Sayı çok, etki yok. Kalabalık var, ama ağırlık yok. Çünkü kalpler dünya sevgisiyle dolmuş, ölüm korkusu ile zincirlenmiştir.
Başka bir hadis bu hastalığın adını koyar:
«“Dünya sevgisi ve ölüm korkusu.”»
Bu iki hastalık, ümmeti felç etmiştir. Ve felç olmuş bir beden, ne zulme karşı koyabilir ne de mazlumu savunabilir.
Gazze’de olanlar bir “savaş” değildir. Bu, modern çağın en çıplak zulmüdür. Ve bu zulme karşı sessiz kalan herkes, bu suçun gölgesinde kalacaktır. Çünkü zulme sessizlik, zulmün devamına ortaklıktır.
Kur’an’ın hükmü nettir:
«“Zulmedenlere meyletmeyin; yoksa size de ateş dokunur.” (Hûd, 113)»
Bugün mesele sadece katil İsrail değildir. Mesele, ümmetin kendisidir. Çünkü zalim, zulmünü sürdürüyorsa bunda mazlumun değil, sessiz kalanların payı büyüktür.
Şunu açıkça söylemek gerekir: cinayet şebekesi İsrail’in taşması, ümmetin suskunluğunun sonucudur.
Eğer bugün Büyük şeytan İsrail'in zindanlarında insanlık dışı muamelelere maruz kalan Gazze'li esirler için ayağa kalkılmazsa, yarın hiçbir şehir güvende olmayacaktır. Eğer bugün esirlerin idamına karşı ses yükselmezse, yarın onur, şeref ve haysiyet tamamen ayaklar altına alınacaktır.
Bu bir yol ayrımıdır:
Ya izzet…
Ya zillet…
Ya kardeşlik…
Ya da dağılmışlık…
Ya direnmek…
Ya da teslim olmak…
Kur’an, izzetin kaynağını çok net ifade eder:
«“İzzet Allah’ın, Resûlü’nün ve müminlerindir.” (Münâfikûn, 8)»
Ama izzet, talep edilmez; yaşanır. İzzet, konuşularak değil, tavır konularak kazanılır.
Bugün ümmet, sadece dua ederek değil; bilinçlenerek, birlik olarak, zulme karşı net bir duruş sergileyerek bu sınavdan geçebilir.
Aksi hâlde tarih, bugünü şöyle yazacaktır:
“Onlar çoktu… ama hiçbir şey yapmadılar.”
Ve bu, en ağır yenilgidir.
İsrail terör örgütü Gazze'li esirleri asarken susanlar, aslında kendi izzetlerini de küle çevirmektedir.
Artık karar zamanı:
İzzet mi?
Yoksa sessizliğin getirdiği kaçınılmaz zillet mi?