İngiltere Kralı Charles’in geçen haftaki ABD ziyareti pek ilgimizi çekmedi. Zaten haber kanalları da, Kralın karşılanma videolarıyla ziyareti geçiştirdiler. Oysa karşılıklı bir güç gösterisine dönüşen ziyaret, dünyada şuan ki gelişmelerin bir nevi sahnelenmesine vesile oldu. Nasıl mı? Mesela Trump’un 2. Dünya Savaşı ve Avrupa'nın güvenliği bağlamında, ABD’nin önemini vurgulamak için sarf ettiği; “biz olmasaydık bugün Almanca konuşuyordunuz” laflarına, İngiltere Kralının; "Biz olmasaydık sizde Fransızca konuşuyor olurdunuz'' cevabı bomba etkisi yaptı salonda. Akabinde de Trump’ın “balo salonu” hayaline atıfta bulunan Kral Charles, İngilizler’in 1814’te Washington’ı işgal edip Beyaz Saray’ı ateşe verdiği hadiseyi kastederek, “maalesef biz İngilizler de 1814 yılında Beyaz Saray'da kendimizce küçük bir yenileme çalışması yapmıştık" açıklamasıyla bir anda gündeme oturdu.
Kısacası bu durum 2. Dünya Savaşı'ndan sonra kurulan DÜZENİN ÇÖKTÜĞÜ, dolayısıyla devletlerin YENİ İTTİFAKLARLA yeni düzen kurmaya çalıştığını ispatladı. Zira söz konusu düzende güçlü olanlar, hesabını iyi yapanlar ve İttifaklarını sağlam zemine oturtanların ayakta kalabileceği tartışmasız. Bu minvalde ABD ile NİSPETEN iyi geçinen Türkiye’nin, 23 Nisan’da Türkiye-Birleşik Krallık Stratejik Ortaklık Çerçeve Belgesi'ni imzalaması kafalar da soru işareti oluşturmadı değil. Ama geniş çerçevede ele alınırsa, buna “DENGE POLİTİKASI” yorumları getirilmesi doğru. Hem de ABD’nin tarafını, Siyonizm’den yana seçtiği bir dönemdeysek… Ne alakası var demeyin! Sırtını ABD’ye dayayan İsrail’in sürekli Türkiye’yi tehdit etmesi bir yana, GKRY ve Yunanistan ile giriştikleri savunma anlaşmaları hiç hayra alamet seyretmiyor. Üstelik kardeş ülke Pakistan’ı bahane ederek, Hindistan’ı yanlarına çekmeleri de… “TERÖRSÜZ TÜRKİYE PROJESİNİN” nihayete kavuşmasına ramak kala, İran’a saldırılması, PKK’ya alan açılması ve teröristlerin şu sıralar ayak sürümeye cesaretlenmeleri de cabası. Tamda bu esnada Macron’un Atina ile vardığı; “eğer Yunanistan saldırıya uğrarsa, Yunanistan'ın yanında olacağız” biçimindeki anlaşmayı ise daha saymıyorum bile.
Hülasa Türkiye hiç olmadığı kadar BÜYÜK BİR TEHDİTLE karşı karşıya maalesef. Öyle ki Türkiye’nin PROAKTİF DIŞ POLİTİKASI ve ARTAN SAVUNMA SANAYİ HAMLELERİ sebebiyle, Siyonist ittifakın bölgede istediklerini yapmalarına engel teşkil ettiği açık. Nitekim Somali, Libya, Suriye en basit örnekler arasında. Buna “Hürmüz Boğazı’na alternatif olarak, Türkiye’nin dahil olduğu ‘Orta Koridor’un öne çıkmasını da ilave etmek mümkün. Ancak stratejilerimizin tam olgunlaşması için, BİRAZ DAHA ZAMANA İHTİYACIMIZ OLDUĞUNUN, içimizdeki muhalefetten daha fazla farkındalar ne yazık ki. O nedenle İran savaşında atılan, ne idüğü belirsiz füzelerle ilk hamlelerini yaptılar. Lakin buna düşmedik. İlerde İran’a yine saldırmaları halinde, yeni oyunlar deneyecekleriyse kesin. Fakat asıl fırtına Yunanistan’ın Adalar Denizinde savaş sebebi kabul edilen, deniz yetki alanını 12 mile çıkarmasıyla kopacağı hiçte ütopik sayılmaz.
İşte bunları gören DEVLET AKLI Suud, Pakistan, Mısır ile ittifak çalışmalarını hızlandırdı ilk etapta. Gerçi olası yeni bir İran Savaşında, Tahran’ın Suud’u vurma ihtimalini hesaba katan Ankara, otomatikman savaşa dahil olmamak adına ŞİMDİLİK bu ittifaka imza atmadı. Ama her şey hazır. Sonuçta İsrail'in en büyük kozunun nükleer silahlar olduğunu bilen Türkiye’nin, özellikle PAKİSTAN’ın NÜKLEER ŞEMSİYESİNİ değerlendirmek isteyeceği şüphesiz. Ayrıca Devletimizin NATO’da etkinliği pekiştirdiği, diğer yandan İngiltere’nin ABD ile olan çatışmasını kullanarak Londra ile DENGE ARADIĞI da malumunuz. Anlayacağınız ortalık karışmaya fazlasıyla meyyal. Sadece bölgemiz değil, tüm dünya… O yüzden içerdeki bazı GEÇİCİ sıkıntılara sabretmek, hayati önemde tüm vatanperverler için. Biliyorum yoruldunuz. Ama çocuklarımıza bir vatan bırakmak için buna mecburuz. O vakit kazanan biz oluruz…