Çanakkale: İmanın, şerefin ve fedakârlığın zirvesi

18 Mart…
Çanakkale, bir savaşın adı değil; bir milletin ve bir ümmetin ayağa kalktığı, canını hiçe sayarak tarih yazdığı kutlu bir direniştir.

O gün cepheye koşanlar sadece Anadolu’nun evlatları değildi. Balkanlar’dan, Şam’dan, Bağdat’tan, Kudüs’ten, Hicaz’dan, Kuzey Afrika’dan gelen mümin yürekler; aynı bayrak, aynı iman ve aynı şeref uğruna omuz omuza saf tuttular. Hepsinin adı Mehmetçik oldu. Hepsi aynı dua ile yürüdü: Vatan sağ olsun!

Henüz bıyığı terlememiş gençler, daha hayatın başındaki delikanlılar…
Ellerinde silah, gönüllerinde iman, gözlerinde şehadet arzusu ile ateşin üzerine yürüdüler. Açlığa, yokluğa, imkânsızlığa rağmen geri adım atmadılar. Çünkü onlar için mesele sadece toprak değil; bayrak, namus, inanç ve istiklal meselesiydi.

Çanakkale’de yazılan destan; aklın değil, yüreğin; hesabın değil, teslimiyetin zaferidir.

Bu büyük fedakârlığın hatırası, yıllar sonra yükselen Çanakkale Abidesi ile taçlandı. Ama o abide sadece taş ve betondan ibaret değildir. O, bir milletin minnetinin, bir ümmetin hafızasının ve şehitlerine olan borcunun nişanesidir.

Her bir taşı, bir duanın; her bir gölgesi, bir hatıranın yükünü taşır.

Bugün bizlere düşen, o kahramanları sadece anmak değil; onların emanetine sahip çıkmaktır. Çünkü onlar canlarını vererek bize bir vatan bıraktılar. Bizim borcumuz ise o vatanı aynı şuur, aynı iman ve aynı kararlılıkla korumaktır.

Unutmayalım…
Çanakkale’de can verenler, ölümü göze alarak bize bir gelecek armağan ettiler.

Onlara olan minnet borcumuz, kelimelerle değil; duruşumuzla, birliğimizle ve davamıza sahip çıkışımızla ödenebilir.

Ve bu yüzden…
Çanakkale, sadece bir zafer değil; ebedi bir şeref nişanesidir.