İşte Erdoğan'ın açıklamaları;
Şunun da bilinmesinde fayda görüyorum: Biz her şeyden önce vicdan sahibi bir millet ve devletiz. En yakınımızdan en ücra köşeye kadar ulaşabildiğimiz her yere, imkanlarımız ölçüsünde el uzatmak bizim için çekinilecek bir durum değildir. Tam tersine, Türkiye’nin alan elden kolumdan veren ele dönüşmesi, son 23 yılda ülkemiz ve milletimiz adına bir kıvanç vesilesidir.
Nasıl ki 103 bin tonu aşan insani yardımlarımızla Gazze’ye en fazla yardım gönderen ülkelerden biri isek, neredeyse tüm dünyanın derin bir sessizlikle izlediği Sudan’daki trajedide de en fazla hassasiyet gösteren biziz.
AFAD’ımız, Kızılay’ımız, Türkiye Diyanet Vakfı’mız ve bu meseleyi dert edinen insani yardım vakıflarımız, tıpkı Gazze’de yaptıkları gibi Sudan’daki insani felaketi de hafifletmek için seferberlik ruhuyla çalışıyor. Akan kanın bir an önce durması, Sudan’ın daha fazla kaosa sürüklenmemesi için yoğun çaba içindeyiz. Büyük ülke olmak, büyük millet olmak neyi gerektiriyorsa, inşallah içeride ve dışarıda biz işte bu tavır içerisinde olacağız.
"2026 yılı Türkiye açısından bir uluslararası zirveler yılı olacak"
Sizler de takip etmişsinizdir: 2026 yılı Türkiye açısından kelimenin tam anlamıyla bir uluslararası zirveler yılı olacak. COP 31 Zirvesi vesilesiyle 200’e yakın ülkeyi Antalya’mızda ağırlayacağız. Temmuz ayında NATO zirvesini başkentimiz Ankara’da gerçekleştireceğiz. Türk Devletleri Teşkilatı’nın 13. zirvesine de ülkemizde ev sahipliği yapacağız. 2026 senesi boyunca Türkiye’nin itibarına itibar katmayı sürdüreceğiz.
"Dur durak bilmeden çalışıyoruz"
Aziz kardeşlerim, değerli yol ve dava arkadaşlarım, Namık Kemal, bizim iç siyasette hizmet odaklı, dış siyasette vicdan eksenli politikamızı bakın nasıl anlatıyor: "Usanmaz kendini insan bilenler, halka hizmetten; mürüvvet mend olan, mazluma el çekmez."
Günümüz Türkçesiyle ifade edecek olursak şöyle diyor: "Kendini insan bilenler halka hizmetten usanmaz; mert olanlar ezilenlere yardımdan el çekmez."
Gelecek nesillere, bizim devraldığımızdan daha ileri bir ekonomi, daha güçlü bir demokrasi, daha caydırıcı bir savunma sanayi, daha itibarlı bir dış politika ve daha iyi hizmet üreten bir bürokrasi teslim etmek amacıyla dur durak bilmeden çalışıyoruz. İstiyoruz ki, yarın veya ertesi gün değil; bizden 40-50 sene, hatta bir asır sonra bile hayırla, şükranla, minnetle yad edilen eserler bırakalım. İstiyoruz ki, çocuklarımıza her alanda müreffeh ve muzaffer bir ülke emanet edelim. İstiyoruz ki, gençlerimize demokrasi standartları, hukuk standartları ve yaşam standartları çok yüksek bir Türkiye teslim edelim. İstiyoruz ki, yıllardır halının altına süpürülmüş sorunları çözelim. Türkiye Yüzyılı'nın inşasının önündeki büyük küçük bütün engelleri kaldıralım. Bizim yegâne niyetimiz budur. Bizim siyasette varlık gayemiz de budur.
"Savunma sanayimizde küresel bir başarıya daha imza attık"
Değerli kardeşlerim, işte geçtiğimiz günlerde savunma sanayimizde küresel bir başarıya daha imza attık. “KIZILELMA” adını verdiğimiz insansız savaş uçağımız, “MURAT” isimli radarımızla tespit edilen bir savaş uçağını, “GÖKDOĞAN” isimli füzemizle havadan havaya tam isabetle vurmayı başardı.
Böylece KIZILELMA, havadan havaya görüş ötesi hedefi vurabilen ilk insansız savaş uçağı oldu. Türkiye, hava savunmasında çok stratejik bir imkana sahip olma yolunda ciddi bir üstünlük elde etti.
"Kürt kardeşim celladı iyi bilir"
Gururu yaşatan tüm kurumlarımıza, bilim insanlarına, çalışanlara ve özel sektörümüze ülkem ve milletim adına buradan samimi tebriklerimi iletiyorum.
Bu arada testler Sinop’ta yapıldı. Bu küresel başarıya Sinop’ta ulaşıldı.
Biliyorsunuz, CHP Genel Başkanı bu testleri Sinop’ta “balıklar rahatsız oluyor” diyerek eleştirmişti. Biz ona yine Sinoplu Diyojen’in o meşhur sözüyle cevap verelim: “Gölge etme, başka ihsan istemez.”
Siz gidin, kurultay üstüne kurultay yapın. Siz gidin, kendi iş meselelerinizle uğraşın. Siz gidin, gırtlağınıza kadar battığınız pisliklerden arının. Siz gidin, önce içinizdeki yolsuzluk yapanları ayıklayın. Bize gölge etmeyin, o bize yeter.
Şimdi çıkmış, artık ismini bile duymaya tahammül edemedikleri Selefi Kılıçdaroğlu gibi birilerini cellat olmakla itham ediyor. Neymiş? Demek ki CHP’nin Terörsüz Türkiye sürecine katkı vermesi Stockholm Sendromu imiş. Yani celladına aşık olmakmış. Yahu insanda biraz utanma olur, mahcubiyet olur.
Hadi Türkiye’yi bilmiyorsun, hadi dış politikadan haberin yok, hadi ekonomide herifi görsen mertek zannedersin; insan bari kendi geçmişini bilir, kendi kara sicilini bilir.
Şimdi bu beyefendiye sormak lazım: Ya sen ömrün boyunca hiç mi CHP’nin utanç lekeleriyle dolu tarihini okumadın? Tek parti faşizminin bu millete neler yaşattığını hiç mi öğrenmedin? Sen kimin cellat, kimin mağdur olduğunu bilmiyor olabilirsin. Ama benim Kürt kardeşim kimin cellat olduğunu çok iyi bilir.
Ulus Meydanı’nda, İstiklal Mahkemeleri’nde alelacele kararlar alıp dar ağaçlarında iskemleyi kimin devirdiğini milletim gayet iyi bilir. Merhum Menderes’i zorla adım adım dar ağacına kimin taşıdığını milletim bilir. Şimdi, ardından timsah gözyaşları döktükleri Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamlarına kimin sessiz kalarak onay verdiğini benim milletim çok iyi bilir.
Terörle mücadele adı altında, Tunceli’den başlayarak bizim dönemimize kadar Kürt kardeşlerimizin kanını kimin döktüğünü benim milletim çok iyi bilir. Sayın Özel, hedef saptırmasın. Kendini boşu boşuna hiç yormasın. Eğer cesareti varsa ve bir cellat görmek istiyorsa aynaya baksın. Kendi tarihine baksın. CHP’nin geçmişine baksın. Celladı orada zaten görecektir.