Neyi yazalım? Filistin’de ölümlerin çocuk oyuncağı olduğunu mu? Koca koca adamların dünyayı güzelleştirme planları yerine bebekleri, çocukları öldürmekle meşgul olduklarını mı? Güler yüzle karşılanan misafirlerin teşekkür yerine ev sahiplerini dışarı atmaya çalıştıklarını, ötesi öldürme hesapları gördüklerini mi? Neyi yazalım, seyircilerin bir kısmının sadece seyrettiğini, diğer bazılarının işe yaramayacağını bile bile yürüyüşler yaptığını, diğer bazılarının söylevler verdiğini, öfkenin vicdan teskini ötesinde hiçbir anlam ifade etmediğini mi? Neyi yazalım, orada, bir yıldır gündüz vakti, insanların ve insanlığın gözlerinin içine baka baka, bir toplumun üzerine bombalar yağdırıldığını, okul, hastane, kadın, erkek, yaşlı, hasta demeden topluca katledildiğini mi? Neyi yazalım, bütün bunları gördükleri halde hala Ortadoğu toplumlarının kendilerine gelmediklerini, bırakın adam gibi yaşamak için çalışmayı, hala cehalet ile ihanetin kollarında uyuşuk mayışık hayatlar yaşamasını mı? Her türlü insanlık dışılıklarına rağmen Batılı ülke liderlerinin istikballerini kayıt altına almak, ülkelerini güvende tutmak için bilime, sanata, kültüre, savunma sanayilerine yatırım yapmayı düşünürken Ortadoğulu liderlerin rüşvet skandallarıyla çalkalandığını, nepotizmin çarkında dünyadan ve kendilerinden habersiz yaşadıklarını mı?
Ve elbette bildiğimiz bazı şeyler de var: Hastalık, bünyeyi yıkmak için bağışıklık sisteminin çökmesini bekler. Mikrop, kendine uygun zeminleri bulunca oraya çöreklenir. Kötülük, iyiliğin uyumasını, kötüler iyilerin elinin kolunun bağlanmasını bekler. Yıkmak için en zayıf kolon seçilir. Koparmak için zincirin en zayıf halkası aranır. Ve elbette bizim bildiğimizi onlar da biliyor. Ortadoğu milletlerinin nasıl bir körlükle yaşadıklarını, nasıl bir tembelliğin onları sarıp sarmaladığını bilmeseler, bu kadar pervasızca hareket edebilirler mi? Yöneticilerin halklarını adilce yönetmek yerine kendi kişisel çıkarlarını her şeyin üzerinde gördüklerini bilmiyorlar mı? Bu devletlerin iç istihbaratlarının dış istihbaratlarından daha güçlü olduğunu, düşmanı kovalamak yerine içerideki idealistlerin peşine düştüklerini bilmiyorlar mı? Geldikleri yerlere gelme biçimleri şaibeli, çoğunlukla da şehir kapılarını içeriden açmaya ayarlanmış satılık liderlerin ülkelerini güçlendirmek yerine konumlarını güçlendirmek için çırpındıklarını, halklarının yaşadığı gibi yaşamak yerine kendilerine kaleler, kuleler, saraylar inşa ettiklerini ve orada gözlerini lüksle donattıklarını bilmiyorlar mı? Bilmiyorlar mı ülkeler ile yönetimler barışık değil buralarda? Bilmiyorlar mı buralarda özgürlükler sadece yasaklı şarkılarda var, bilmiyorlar mı sakızdan çok haklar çiğneniyor, yollardan ziyade adalet ayaklar altına alınıyor? Kendi halkına tepeden bakan, kendi halkının düşmanı olan yönetimlerin düşmanı olmanın hiçbir faturaya dönüştürülemeyeceğini bilmiyorlar mı? Biliyorlar, biliyorlar elbette; bilmeseler bu kadar emin, bu kadar cesaretle, bu kadar küstahça bir katliama girişebilirler mi? Evin babası korkak olunca elbette mahallenin kabadayısı aileyi hırpalar! Güçsüz ve çenesi düşük babalar, ailelerine en çok zararı verenlerdir üstelik. Ortadoğu’da defosu olmayan, halkının çıkarlarını kendi menfaatlerinin üstünde tutan, hakka, adalete, hukuka riayet eden tek bir lider; çalışan, üreten, kendine yeten tek bir halk; iyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı, emekçi ile hırsızı tefrik ederek hareket eden tek bir kurumsal yapı olsa hangi güç orayı çizmelerinin altında ezmeyi göze alabilirdi, söyleyin?!.
İşte bu yüzden, Filistin’de ölüm, arada bir büyükleri de vuran, çocuk oyuncağından öte bir anlam taşımıyor. İşte bu yüzden, tarihin en karanlık dönemlerinden birine, bebeklerin en gelişmiş silahlara hedef olduğu hunharca bir çağa tanıklık ediyoruz. İşte bu yüzden, bundan dolayı, öncesinde en barbar dönemlerde bile örneği olmayan bir durumla karşı karşıyayız: Bir inanç, bir öğreti, bir kutsal kitaptan mülhem Yahudiler, çocukların büyüdüğünde kendilerine potansiyel suç olabileceği düşüncesiyle, daha onlar büyümeden önlem almak için çocukları, hatta bebekleri katlediyor. Dünyanın gelmiş geçmiş bütün inançları, özellikle savaş durumlarında, çocuklar ile kadınları savaştan ari tutarak ölümün kıyısına koyarken İsrailli yöneticiler tam tersine, çocukları kurşunların birincil hedefe addediyor ve dünya buna seyirci kalıyor, bu utanç bize yeter!
Ve onların hedefinde tam da bu utancı yaşayanlar var. İsmail Haniye geçen hafta İsrail tarafından öldürüldü. Öncesinde Lübnan’da, daha öncesinde İran’da ve hemen her gün Gazze’de olduğu gibi ve neredeyse aynı şekilde, aynı yöntemler kullanılarak dünyamızdan bir kişi daha eksildi… İran’daki cumhurbaşkanlığı devir teslim töreninin ardından, başkent Tahran’da, tıpkı oraya dünyanın farklı devletlerinden gelen temsilciler gibi gecenin bir vakti, odasında uyurken, oraya, sadece Haniye’nin bulunduğu odaya, pencereden içeri, tek kişiye ayarlanmış, tek kişilik ölüm siparişi yerine getirildi. Öyle bir teknoloji ki bu, artık hiç kimse, hiçbir yerde, hiçbir zaman güvende değil. Ortadoğu için ölüm kelimesi günün doğması ve batması kadar sıradan bir olay. Ölüm Ortadoğu için bir çocuk oyuncağı, hatta belki de çocukların büyüklerin oyuncağı olduğu bir oyun… Her gün, her sabah, günün her vaktinde insanlar ölüyor ve bu bakkaldan ekmek almak kadar alelade bir haber. Aslında belki de haber bile değil. Sonuçta, dünyanın geriye kalan kısımlarında hayata dokunan, onu kıyısından köşesinden bile olsa etkileyen bir tarafı yok. Filistin’de çocuklar katledilirken de Lübnan’da komutanlar öldürülürken de Tahran’da başbakan vurulurken de ertesi sabah insanlar uyandı, hayatlarına kaldıkları yerden devam etti. Ve elbette tarih, suspus olanlar ile çenesi düşük babaları değil, mahallesini basan eşkıyalara direnmek için don gömlek dışarı fırlayıp gövdesini siper edenleri yazacak! Dünya hala dönüyor, iyiler hala nefes alıyorsa bu ikinciler sayesindedir; velev ki öncekiler yaşıyor, sonrakiler ölmüş olsun!