Cennetin anahtarı anne ve babanın rızasındadır

Modern çağın insanı büyük başarıların peşinde koşuyor. Daha büyük evler, daha yüksek makamlar, daha gösterişli hayatlar için yıllarını harcıyor. Fakat çoğu zaman yanı başında duran ve Allah'ın rızasına giden en kısa yolu unutuyor: Anne ve baba.

Bugün huzurevlerinin dolup taşması, yaşlı anne ve babaların evlat hasretiyle gözyaşı dökmesi, insanlığın en büyük manevi yaralarından biridir. Oysa bizi yoktan var eden Rabbimiz, kendisine kulluktan hemen sonra anne ve babaya iyiliği emretmiştir:

“Rabbin, kendisinden başkasına kulluk etmemenizi ve anne-babaya iyilik etmenizi emretti. Eğer onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, onlara ‘öf’ bile deme; onları azarlama; ikisine de güzel söz söyle.”

(İsrâ, 17/23)

Dikkat edelim; Allah Teâlâ burada anne ve babaya vurmayı, hakaret etmeyi veya onları terk etmeyi değil, sadece “öf” demeyi bile yasaklıyor. Çünkü anne ve baba hakkı sıradan bir hak değildir. Bu hak, insanın dünyaya gelişinin, büyümesinin ve yetişmesinin temelidir.

Bir anne, evladını dokuz ay karnında taşır. Uykusuz geceler geçirir. Hastalığında başucunda bekler. Bir baba, evladının geleceği için alın teri döker, kendi ihtiyaçlarından fedakârlık eder. Yıllar boyunca verilen bu emeğin karşılığı sadece birkaç telefon görüşmesi veya bayram ziyaretleri olmamalıdır.

Kur'an-ı Kerim'de Rabbimiz şöyle buyurur:

“Biz insana anne ve babasına iyi davranmasını emrettik. Annesi onu zahmetle taşımış ve zahmetle doğurmuştur.”

(Ahkâf, 46/15)

Ne yazık ki günümüzde bazı insanlar anne ve babalarını bir yük gibi görmeye başlamıştır. Yaşlandıklarında onların sözlerinden rahatsız olmakta, ihtiyaçlarını görmezden gelmekte ve hatta yalnızlığa terk etmektedirler. Oysa unutulmamalıdır ki bugün anne ve babamıza yaptığımız muamelenin benzerini yarın kendi evlatlarımızdan görebiliriz.

Sevgili Peygamberimiz (sav), anne ve babaya iyiliğin önemini şu hadis-i şerifleriyle ortaya koymuştur:

“Allah'ın rızası anne ve babanın rızasındadır. Allah'ın gazabı da anne ve babanın gazabındadır.”

(Tirmizî)

Bir başka hadisinde ise:

“Burnu yerde sürünsün, burnu yerde sürünsün, burnu yerde sürünsün!”

buyurmuş, sahabiler:

“Kim ey Allah'ın Resulü?” diye sorunca,

“Anne ve babasına veya onlardan birine yaşlılık döneminde yetişip de cenneti kazanamayan kimse.”

(Müslim)

Ne kadar sarsıcı bir uyarı! İnsan ömrü boyunca ibadetlerle ulaşamayacağı derecelere, yaşlanan anne ve babasına hizmet ederek ulaşabilir. Çünkü onların duası, göklere yükselen en samimi dualardandır.

Bugün birçok insan huzuru uzaklarda arıyor. Kimi servette, kimi şöhrette, kimi makamda mutluluk arıyor. Oysa bazen bir annenin hayır duası, bir babanın memnuniyetle bakan gözleri, dünyadaki bütün servetlerden daha değerlidir.

Anne ve babalarımız bizim için sadece geçmişimiz değil, aynı zamanda bereket kaynağımızdır. Onların varlığı evlerimize rahmet, duaları hayatımıza bereket taşır. Onlar hayattayken kıymetlerini bilmek, ellerini öpmek, gönüllerini almak ve ihtiyaçlarını karşılamak en büyük kulluk vazifelerimizden biridir.

Unutmayalım; mezar taşlarının başında dökülen gözyaşları, zamanında gösterilmeyen ilginin telafisi değildir. Hayatta iken söylenmeyen güzel sözler, ölümden sonra fayda vermez. Bugün hâlâ anne ve babası hayatta olanlar için büyük bir fırsat vardır. Çünkü onların rızası, Allah'ın rızasına açılan kapıdır.

Belki de cennetin kapısı, annemizin duasında ve babamızın tebessümünde gizlidir.