Ceuta Krizi

Göç Sadece İnsani Bir Kriz mi, Yoksa Jeopolitik Bir Silah mı? Sanırım ben ikinci seçeneği tercih edeceğim.

Uluslararası ilişkilerde hiçbir kriz yalnızca görünen yüzden ibaret değildir. Bazen bir sınır kapısında yaşanan hareketlilik, binlerce kilometre ötede alınan siyasi kararların yansıması olabilir. Son günlerde İspanya'nın Ceuta sınırında yaşanan kitlesel göç hareketi de tam olarak böyle bir tabloyu karşımıza çıkarıyor.

İlk bakışta mesele oldukça basit görünüyor: Binlerce insan yoksulluktan, savaştan ve umutsuzluktan kaçarak Avrupa'ya ulaşmaya çalışıyor. Bu yönüyle olay, elbette büyük bir insani dramdır.

Ancak uluslararası ilişkiler bize şunu öğretir: Büyük göç hareketleri bazen sadece bir sonuç değil, aynı zamanda devletler arasında kullanılan bir baskı aracıdır.

Yakın tarihte bunun örneklerini gördük. Belarus ile Polonya arasında yaşanan sınır krizi, Türkiye ile Avrupa Birliği arasında yürütülen pazarlıklar ve 2021 yılında yine Ceuta'da yaşanan benzer gelişmeler, göçün yalnızca insani değil, jeopolitik bir enstrüman hâline gelebildiğini gösterdi.

Bu nedenle bugün sorulması gereken soru sadece "Neden insanlar İspanya'ya gidiyor?" sorusu değildir.

Asıl soru şudur:

Bu hareketlilikten kim siyasi kazanç elde ediyor?

Tam da bu noktada dikkat çekici bir zamanlama ortaya çıkıyor.

İspanya son dönemde Gazze konusunda Avrupa'nın en sert eleştirilerini dile getiren ülkelerden biri oldu. İsrail hükümetine yönelik açıklamaları ve Filistin konusunda aldığı diplomatik pozisyon, Tel Aviv ile Madrid arasında ciddi bir gerilime yol açtı.

Öte yandan İsrail ile Fas arasındaki ilişkiler son yıllarda tarihî ölçüde gelişti. Savunma sanayi, istihbarat paylaşımı ve güvenlik alanlarında kurulan yakın iş birliği artık herkesin bildiği bir gerçek.

Peki bu iki gelişme, Ceuta'daki göç kriziyle doğrudan bağlantılı mı?

Bugün elimizde bunu kanıtlayan somut bir veri olmasa da bu işin arkasında Yahudi aklı var sanırım. Neden mi böyle düşünüyorum. Çünkü Avrupa Birliği hemen aşırı açıklamalar yaptı. Özellikle İsrail yanlısı Almanya. Aklıma deli sorular geliyor işte.

Uluslararası ilişkilerde cevaplar kadar sorular da önemlidir. Jeopolitik analiz, yalnızca ispatlanmış olayları sıralamak değil; çıkar ilişkilerini, zamanlamayı ve aktörlerin olası motivasyonlarını birlikte değerlendirmektir.

Belki de üzerinde durulması gereken nokta tam da budur.

Çünkü modern dünyada savaşlar yalnızca füzelerle yürütülmüyor. Ekonomik yaptırımlar, enerji hatları, siber saldırılar, dezenformasyon kampanyaları ve göç hareketleri de devletlerin elindeki baskı araçları arasında yer alıyor.

Bir ülkenin sınırına on binlerce insanın aynı anda yönelmesi, sadece bir güvenlik meselesi değildir. Aynı zamanda ekonomi, iç siyaset ve kamuoyu üzerinde büyük bir baskı oluşturur. Avrupa'da yükselen aşırı sağ hareketlerin en önemli söylemlerinden biri de tam olarak budur. Bu nedenle göç krizleri, yalnızca sınırları değil hükümetleri de sarsabilir.

Ceuta'da yaşananlar bize bir gerçeği yeniden hatırlatıyor: Artık uluslararası ilişkilerde görünen tablo ile gerçek tablo her zaman aynı değildir.

Belki de perde arkasında, henüz tam olarak göremediğimiz daha büyük bir jeopolitik hesap vardır.

Kesin olan tek şey şudur:

Göç, artık yalnızca insanların yer değiştirmesi değildir. Aynı zamanda devletlerin birbirlerine karşı kullanabildiği stratejik bir baskı unsurudur.

Bu nedenle Ceuta'ya yalnızca bir sınır olayı olarak bakmak büyük bir eksiklik olur. Çünkü bazen tarihin yönünü değiştiren gelişmeler, savaş meydanlarında değil; sessizce açılan sınır kapılarında başlar.