Birkaç yıl önce bir ürün almadan önce Google’a giriyorduk. Şimdi çevremde giderek daha fazla insanın başka bir şey yaptığını görüyorum: Ürünün adını yazıp sonuçlar arasında dolaşmak yerine, ne istediğini doğrudan yapay zekâya anlatıyor.
“Evde iki kedim var. Halılarım da çok. Sessiz çalışan iyi bir robot süpürge arıyorum. Hangisini önerirsin?”
Google karşınıza çoğunlukla seçenekleri çıkarıyor. Yapay zekâ ise seçenekleri inceleyip size bir öneri sunmaya çalışıyor.
E-ticaret açısından asıl değişim de burada başlıyor.
Çünkü bundan birkaç yıl önce bir e-ticaretçinin önemli sorularından biri şuydu:
“Google’da kaçıncı sıradayım?”
Yakın gelecekte bunun yanına başka bir soru daha eklenebilir:
“ChatGPT benim ürünümü öneriyor mu?”
Bu artık uzak bir gelecek senaryosu değil.
Reuters’ın 7 Ağustos tarihli haberine göre, ABD’de tüketicilerin yüzde 41’i online alışveriş yaparken yapay zekâdan yardım alıyor. Üstelik yapay zekâ üzerinden mağazaların internet sitelerine gelen müşteriler, diğer müşterilere göre daha fazla harcama yapıyor.
Yani yapay zekâdan gelen ziyaretçi sadece merak edip bakmıyor. Satın alma niyeti de oldukça güçlü görünüyor.
Şirketler bunun farkına varmış durumda.
Büyük şirketler artık ürünlerini yapay zekânın daha kolay anlayacağı şekilde tanıtmaya çalışıyor. Ürün adı, özellikleri, fiyatı ve açıklamalarının açık ve doğru olması önem kazanıyor. Çünkü insanlar artık sadece birkaç kelimeyle arama yapmak yerine, ne istediklerini yapay zekâya uzun uzun anlatıyor. ChatGPT de kullanıcının bütçesine ve ihtiyacına göre ürün önerebilen alışveriş özelliklerini geliştiriyor.
Bunun e-ticaret yapan küçük bir işletme için ne anlamı var?
Bence burası önemli.
Bugün birçok satıcı ürün sayfasını hazırlarken hâlâ sadece birkaç noktaya odaklanıyor. Ürün başlığına çok aranan kelimeleri koyuyor, birkaç fotoğraf ekliyor, kısa bir açıklama yazıyor ve satışa açıyor.
Fakat bir yapay zekânın o ürünü doğru anlayabilmesi için daha fazlasına ihtiyacı var.
Örneğin kadın pantolonu satıyorsanız sadece “Kadın Siyah Pantolon” yazmanız yeterli olmayabilir.
Pantolonun kumaşı nedir?
Kalın mı ince mi?
Kalıbı nasıl?
Yüksek bel mi?
Esnek mi?
Hangi vücut tipine daha uygun?
Paçası nasıl?
Günlük kullanım için mi, ofis için mi?
Hangi mevsimde kullanılabilir?
Bunların tamamı müşterinin zaten merak ettiği bilgiler.
Fakat artık bu bilgileri yalnızca müşteri okumuyor. Yapay zekâ sistemleri de ürünleri anlamaya ve karşılaştırmaya çalışırken internette bulunan bu verilerden yararlanıyor.
Dolayısıyla yıllardır söylediğimiz “ürün açıklamasını düzgün yazılmalı” tavsiyesi başka bir boyuta geçiyor.
Düzgün ürün açıklaması artık yalnızca müşteriyi ikna etmek için değil, ürününüzün yapay zekalar tarafından doğru anlaşılması için de önemli.
İşin ilginç tarafı şu:
Bu değişim küçük satıcıya sadece tehdit getirmiyor. Bir fırsat da oluşturabilir.
Google’da “robot süpürge” gibi çok rekabetli bir kelimede küçük bir e-ticaret sitesinin büyük markaları geçmesi son derece zor.
Ama kullanıcı yapay zekâya çok daha özel bir soru sorabilir:
“Evinde iki kedisi olan, 70 metrekare bir evde yaşayan biri için 15 bin liranın altında hangi robot süpürge daha uygun?”
İşte burada artık sadece en büyük marka olmak yetmeyebilir.
Ürün hakkında internette ne kadar açık, güvenilir ve ayrıntılı bilgi bulunduğu da önem kazanıyor.
Bu nedenle e-ticaret satıcılarının önümüzdeki dönemde sadece reklam bütçelerini değil, internette bıraktıkları bilgi izini de düşünmeleri gerekecek.
Ürün açıklamalarından sık sorulan sorulara, kullanıcı yorumlarından karşılaştırma içeriklerine, kategori açıklamalarından teknik özelliklere kadar birçok alan yeniden önem kazanabilir.
Hatta yıllardır e-ticarette konuştuğumuz SEO kavramının yanına yeni kavramlar eklenmeye başladı. Markalar artık yalnızca arama motorlarında değil, üretken yapay zekâların verdiği cevaplarda da nasıl görüneceklerini tartışıyor.
Fakat burada önemli bir yanlış anlaşılmaya da düşmemek gerekir.
Bu, “Google bitti” anlamına gelmiyor.
İnsanlar yarın sabah Google kullanmayı bırakmayacak. Pazaryerleri de ortadan kalkmayacak. Trendyol, Amazon veya markaların kendi internet siteleri önemini korumaya devam edecek.
Değişen şey müşterinin alışveriş yolculuğuna yeni bir kapının eklenmesi.
Bir müşteri ürünü Trendyol’da arayabilir.
Bir başkası Instagram’da görebilir.
Bir diğeri Google’dan ulaşabilir.
Ama artık dördüncü bir müşteri de ChatGPT’ye veya Gemini’ye “Bana hangisini almalıyım?” diye sorabilir.
Üstelik yapay zekâ burada sadece ürün bulma aşamasında kalmayabilir.
Önümüzdeki dönemlerde, yapay zekâ destekli alışveriş asistanlarının, zamanla, ürün önermekten satıcı seçmeye ve ödeme işlemini başlatmaya kadar alışveriş sürecinin daha büyük bölümünü üstlenebileceği ön görülüyor. Perakendecilerin endişesi ise müşterileriyle kurdukları doğrudan ilişkinin zayıflaması.
Bence e-ticarette önümüzdeki dönemin en önemli mücadelelerinden biri tam olarak burada yaşanacak.
Bugüne kadar markalar, müşterinin telefonundaki yerini Google, Instagram, TikTok ve pazaryerleri üzerinden kazanmaya çalışıyordu.
Şimdi araya yeni bir aracı giriyor:
Yapay zekâ.
Ve bu aracının çok önemli bir özelliği var.
Müşteriye yüzlerce ürün göstermek yerine bazen üç ürün, bazen beş ürün öneriyor.
O listenin içinde yoksanız, müşterinin sizi görme ihtimali de azalıyor.
Bu nedenle bugün e-ticaret yapan bir işletmenin kendisine sorması gereken soru artık sadece “Kaç ürün sattım?” veya “Google reklamım kaç tıklama aldı?” olmamalı.
Bir soru daha eklemek gerekiyor:
İnternette ürünüm hakkında yapay zekânın anlayabileceği kadar açık, güvenilir ve güçlü bilgi var mı?
Çünkü e-ticarette yeni vitrin belki de yavaş yavaş kuruluyor.
Ve bu vitrinde rafları insanlar değil, algoritmalar düzenliyor.