Bugünlerde CHP nezdinde Cumhurbaşkanlığı adaylığı tam bir karamsarlığa bürünmüş vaziyette. CHP bundan sonra Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda tercihten ziyade zorunlu aday sürecine girmiştir.
İdarenin Ekrem İmamoğlu’nun diplomasına ilişkin iptal kararı ve bu karara karşı yapılan itirazın mahkeme tarafından reddedilmesi, siyasi anlamda; İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanlığı adaylığının fiilen yok olduğu anlamına gelmektedir. Dolayısı ile CHP için “İmamoğlu üzerinden yürütülen” strateji çökmüştür.
Bu süreçte gündeme yansıyan bazı iddialar CHP Genel Başkanı Özgür Özel’i ciddi bir şekilde sıkıştırmaya başlamıştır. İddiaya göre İmamoğlu’nun, “Ben yanarsam siz de yanarsınız” şeklinde verdiği iddia edilen mesaj siyasi bir serzenişten öte, CHP yönetiminde derin bir tedirginliğin işareti olarak yorumlanmaktadır.
Aynı şekilde CHP genel başkanı Özgür Özel’in kendisi etrafında dolaşan bazı söylemler ve iddialar; “ki bunlar henüz tam anlamı ile ispatlanmış değildir,” CHP yönetiminin neden “en risksiz adayı” aramak zorunda kaldığını açıkça ortaya koymaktadır.
Antalya Büyükşehir Belediyesi üzerinden gündeme gelen maddi ilişki iddiaları ya da farklı dönemlere ait özel hayata dair söylentiler, CHP siyasetinin güvenlik anlayışı üzerinden bir refleksle yürütülmesi gerekliliğini zorunlu kılmaktadır. Sn. Özgür Özel’in bu iddialara karşı açıklama yapamaması ise kafaları iyice karıştırmaktadır.
Tüm bunların ışığında Sn. Özgür Özel’in Cumhurbaşkanı adayı olması neredeyse imkânsız bir hale gelmiştir. Çünkü aday olması durumunda siyasi bagajı açılacak ve adaylığı tartışmalı hale gelecektir. Bu ise CHP yönetiminin istemeyeceği bir durumdur.
Peki geriye aday olarak kim kalıyor?
Mansur Yavaş ismi ilk bakışta güçlü görünse de CHP’nin ideolojik tabanı bu açısından uyumsuzluk yaşamaktadır. Yavaş’ın muhafazakâr seçmene yakın oluşu, parti içi dengeyi bozan bir unsur olarak görülmekte; ayrıca Ankara Büyükşehir Belediyesi bünyesinde söylenti haline gelen yolsuzluk iddiaları CHP’nin “tartışmasız aday” arayışına uygun düşmemektedir.
İşte burada sürpriz bir şekilde yeni bir aday gündeme gelmektedir. Son günlerde Özgür Özel ile neredeyse her gün kadraja giren; Muharrem İnce...
Geçmiş dönemde “Gel buraya Muharrem” denilerek aday yapılan İnce, yeniden parlatılmaktadır. İnce’nin toplumda var olan karşılığı, en önemlisi parti içi hesaplaşmaların dışında kalabilecek bir isim olması, onu CHP açısından “tartışılmayacak” bir aday konumuna getirmektedir.
Öte yandan Muharrem İnce’nin adaylığı, aynı zamanda Kemal Kılıçdaroğlu döneminin tasfiye edilmesi anlamına gelecektir. CHP yönetimi bu hamleyle hem eski defterleri kapatmayı hem de dağınık görünen muhalefeti bu isim etrafında toplamayı başarabilecektir.
Ancak şunu ifade etmeliyim ki; CHP ne yaparsa yapsın artık seçim kazanma şansını yitirmiştir. Cumhur İttifakı’nın, DEM Parti ile kurabileceği yeni ve geniş katılımlı bir ittifak, CHP merkezli tüm bu senaryoları kesinlikle anlamsız kılacaktır. Böyle bir durumda muhalefetin yalnızca seçimi değil, siyaset kurma iddiasını da kaybetme riskiyle karşı karşıya kalacağı aşikardır.
Kısacası; CHP cephesinde adaylar tükenmiş, ihtimaller daralmış, siyaset refleksi zayıflamıştır. Buna karşılık Cumhurbaşkanı Erdoğan, istikrarlı liderlik, devlet tecrübesi ve geniş ittifak zeminiyle yeniden iktidara yürümenin en güçlü adayı olarak öne çıkmaktadır.
Ekonomik daralma ve özellikle emekliler üzerinden atılacak iyileştirme bu durumu perçinleyecek bir adım olacaktır.
Buna komplomu dersiniz yoksa siyasi bir analiz mi dersiniz bilemem.
Ancak bizce bu durum Türkiye siyasetinin soğuk yüzüdür.
Biraz sabır! Yakında hep beraber göreceğiz…
26.01.2025