Cihangir kuşatması altında barıştan utanmak

0

Newroz Bayramını Diyarbakır'da teneffüs etmek, araştırmacılar için bulunmaz bir nimet. Zira dünyanın en büyük kitle gösterilerinden birisi uzunca bir zamandır Diyarbakır'da yapılıyor. Yüzbinlerce insan sabahın erken saatlerinde meydana akın ediyor. Belgesellik manzaralar, anekdotlar, ödüllük fotoğraf kareleri ve daha bir çok özel anları bu meydanda bulabiliyorsunuz. Benim gibi akredite olmayan yazarlar bir yana, 200 yabancı, 500 yerli olmak üzere toplam 700 akredite gazetecinin o meydanda olması, o gün yaşanacak her şeyin "özel" olacağının en büyük kanıtı.

Ne var ki, iş bu yazıda sizlere, Newroz Meydanındaki ruhu izlemekten çok, paçaları ve ayakkabıları batmasın diye, çamura basmamak için adımlarına bakan tuzu kuru gazeteciler gibi yaşananları romantize etmeyeceğim.

Bu yazdaki muradım başka bir şey…

Zira, 21 Mart Newrozunda, meydandaki insanlar, bizim İstanbul Medyasının aktardığı gibi, "halay çektiler", "rengarenk giyindiler", "coşkuluydular", "ay Banu, atla bile gelmişlerdi" gibi karikatürize edilecek bir ruh haline sahip değillerdi.

O gün, o meydanda, bu şımarık, seçkinci aklın karikatürizesini aşkın bir ruh vardı.

O ruh hali, "barıştan utanan" bir ruh haliydi…

Evet, Newroz Meydanındakiler 2013, 2014'teki gibi barışa karşı çok heyecanlı değillerdi.

Söz gelimi, Öcalan'ın mektubunu Kürtçe okuyan Pervin Buldan'ı hiç, Türkçesini okuyan Sırrı Süreyya Önder'i kısmen alkışladılar.

Kobanê'de hayatını kaybedenlerin isimleri anons edilirken ki alkış ve duygu, Öcalan'ın mektubunun açıklanmasındaki alkıştan çok daha fazlaydı. Rojava'ya gönderilen selamlar karşısında gençler çok daha heyecanlıydı.

Oysa Öcalan, mektubunda tarihi mesajlar vermişti.

Mesela, kırk yıllık hareketinin acılarla dolu mücadelesinin boşa gitmediğini, ancak sürdürülemez bir noktaya da geldiğini söyledi.

"Türkiye PKK'nin Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı yaklaşık kırk yıldır yürüttüğü silahlı olan mücadeleyi sonlandırmak ve yeni dönemin ruhuna uygun siyasal ve toplumsal strateji ve taktiklerini belirlemek için bir kongre yapmalarını gerekli ve tarihî görmekteyim."dedi.

Silahlı mücadelenin sonuna gelindiğini ve tarihi bir eşikte olunduğunusöyledi.

Ne var ki, bütün bu tarihi mesajlar, Kobani'deki selamlamalardan daha az heyecan yarattı.

Peki, neden böyle oldu?

Bunun dört sebebi var.

1-Paçalarına kadar kirlenmeyi hiç umursamadan kilometrelerce çamur içerisinde yürüyen gençlere, çamura bir adım bile olsa basmaktan imtina eden, çamur gördüğünde hayatı kararan, konformist Cihangir tayfası akıl veriyor. Evet bahse konu olan, devrimi kendi başına yapmaya mecali olmayan, başkalarının (Kürtlerin) canı üzerinden sörf yaparak devrim romantizmi yapan lümpen Türk solu. Onların Çözüm Süreci başladığı günden beri yaptığı "AKP sizi kandırıyor, o masadan hemen kalkın" "demokrasi olmadan barış da olmaz" "asla silah bırakmayın, silahsız siz bir hiçsiniz" çağrıları gençleri çok etkiledi. Bu yüzden "barışı istemelerine rağmen" "barıştan utanır hale geldiler". Barışı desteklerken utanılacak bir şey yaptıklarını ve utandırılacaklarını zannediyorlar.

2-HDP'nin Kandil ile İmralı arasındaki "Şener Şen/Ziya" rolü. "Arada kalmışlık". Bunun üzerine Türk-Solu'yla yaptığı nikah. Ve bu nikah neticesinde üzerine düşen "romantik solculuk" rolü. Bu rol, HDP'nin Çözüm Süreci'nin ruhuna uygun olmayan açıklamalar yapmasına neden oluyor. Bu da PKK tabanını oldukça etkiliyor.

3-Öcalan'ın PKK tabanı üzerinde etki etme koşullarının yetersizliği. Bu yetersizlik, gün aşırı Kandil'e gidip, silah bırakmamaları karşısında kesenin ağzını ardına kadar açan ülkelerin daha baskın olmasını sağlıyor. Bu baskınlık ve psikolojik üstünlük, Kandil'de kafa karışıklığına neden oluyor. Kandil, bölgedeki ve özellikle Suriye'deki belirsizlikten bir rol ve statü çıkabileceği ihtimali ile Öcalan'ın silahlara veda çağrısı arasında sıkışıp kalıyor. Siz üzerine bir de iki günde bir Kandil Dağı'na çıkan Hasan Cemal ile Cengiz Çandar gibi emekliliği geçmiş kır saçlı liberallerin "ikna mesaileri"ni ekleyin.

4-Post-Barışa hazırlıksız yakalanan Ak Parti iktidarı. Bu noktayı daha önceki yazılarımda sıkça dile getirdim. Barış sonrasına hazırlıksız yakalanmakla ne kastettiğimi merak edenler daha önce yazdığım "Çözüm Sürecinin yan etkileri 1:" http://www.milatgazetesi.com/Cozum-Surecinin-yan-etkileri-ve-yuzlesme1/63611#.VQ_kQv6sV7w"Çözüm Sürecinin yan etkileri 2:" http://www.milatgazetesi.com/Cozum-Surecinin-yan-etkileri-ve-yuzlesme2/63636#.VQ_kZP6sV7wve "Türkiye Öteki Kürtleri tanımıyor:" http://www.milatgazetesi.com/turkiye-oteki-kurtleri-tanimiyor/62615/başlıklı yazıları okuyabilir…