Çin'den kritik arka plan hamleleri, İsrail'in güvenlik paranoyası ve ASRİKA Mihveri ihtiyacı

İsrailli bir yetkilinin son açıklaması dikkat çekici bir gerçeği yeniden gündeme taşıdı. Yetkili, Mısır'ın son yıllarda askerî kapasitesini önemli ölçüde artırdığını, önümüzdeki yaklaşık 15 yıl içinde Müslüman Kardeşler'in yeniden iktidara gelmesi gibi bir senaryoda İsrail ile Mısır arasında savaş ihtimalinin doğabileceğini ifade etti.

İlk bakışta bu açıklama, dost bir ülkeye yönelik gereksiz bir endişe gibi görülebilir. Oysa İsrail'in güvenlik doktrini incelendiğinde bunun günlük siyasetten değil, uzun vadeli stratejik planlamadan kaynaklandığı anlaşılır. İsrail, çevresindeki devletleri yalnızca bugünkü yönetimlerin niyetleriyle değil, yarın oluşabilecek güç dengeleriyle birlikte okur. Bu yaklaşım, bölgesel jeopolitiğin ne kadar kırılgan olduğunu ve askerî kapasitenin siyasi değişimlerden daha kalıcı bir belirleyici olduğunu gösterir.

İsrail'in güvenlik anlayışında temel ilke, ülkelerin bugünkü niyetlerinden çok sahip oldukları askerî kabiliyetleri esas almaktır. Çünkü niyetler seçimlerle, darbelerle veya yönetim değişiklikleriyle kısa sürede değişebilir; ancak yıllar içinde oluşturulan askerî kapasite bir gecede ortadan kalkmaz. Bu nedenle İsrail, bugün barış anlaşmasına sahip olduğu Mısır'ın bile silahlanmasını yakından takip etmektedir. Mısır'ın yeni savaş uçakları, deniz kuvvetleri, hava savunma sistemleri ve kara kuvvetlerine yaptığı yatırımlar, İsrail açısından yalnızca bugünün değil, geleceğin güvenlik denkleminde değerlendirilmektedir.

Aynı stratejik bakış açısı, İsrail'in İran'a yönelik değerlendirmelerinde de görülmektedir. İsrail açısından mesele yalnızca İran'ın mevcut politikaları değildir. İran'ın askerî teknolojisini geliştirmesi, füze kapasitesini artırması, insansız hava araçları üretmesi ve dış ortaklarla teknoloji alanında iş birliğini derinleştirmesi de güvenlik hesabının bir parçasıdır. Bu noktada Çin'in arka plandaki rolü önem kazanmaktadır. Çin'in İran ile geliştirdiği ekonomik ilişkiler, enerji iş birlikleri ve ileri teknoloji alanındaki temasları, bölgesel güç dengesini etkileyebilecek gelişmeler olarak değerlendirilmektedir. Özellikle uydu navigasyon teknolojileri, elektronik sistemler ve yüksek teknoloji alanındaki ilerlemeler, modern savaşın sadece cephede değil, uzayda, siber alanda ve ekonomik sistemlerde de yürütüldüğünü göstermektedir.

Tam da bu noktada İslam dünyasının kendi jeopolitik eksenini kurma ihtiyacı daha görünür hale gelmektedir. Çünkü Müslüman coğrafya, bugün parçalı yapısı nedeniyle büyük güçlerin rekabet alanına dönüşmüş durumdadır. Bir yanda Doğu Akdeniz, Kızıldeniz, Körfez ve Levant hattı; diğer yanda Kuzey Afrika, Sahel, Anadolu, Orta Asya ve Hint Okyanusu kuşağı birbirinden kopuk stratejik adacıklar gibi işlemektedir. Oysa bu alanlar birlikte düşünüldüğünde, enerji yollarını, ticaret koridorlarını, deniz geçişlerini, savunma derinliğini ve teknolojik bağımsızlığı belirleyen devasa bir jeopolitik kuşak ortaya çıkar. İşte ASRİKA Mihveri tam da bu nedenle gereklidir: Müslüman dünyayı yalnızca savunma refleksiyle değil, kurucu bir stratejik akılla bir araya getirecek bir eksen oluşturmak için.

ASRİKA Mihveri, İslam Birliği fikrinin soyut bir temenni olmaktan çıkıp somut bir jeopolitik mimariye dönüşmesini ifade eder. Bu mihver, Afrika ile Asya arasındaki stratejik hattı bir bütün olarak ele alır; enerji güvenliği, deniz yollarının korunması, savunma sanayii iş birliği, teknoloji transferi, gıda güvenliği ve ortak kriz yönetimi gibi alanlarda ortak hareket kabiliyeti üretir. Böyle bir eksen olmadan Müslüman ülkeler, tek tek devletler halinde küresel güçlerin baskısına açık kalır; her biri ayrı ayrı pazarlık konusu olur. Oysa ortak bir jeopolitik merkez, hem caydırıcılık üretir hem de bölgesel iradeyi görünür kılar.

Bu çerçevede İsrail'in Mısır ve İran üzerinden yaptığı güvenlik okumaları, aslında Müslüman dünyaya da önemli bir ders vermektedir. Bölgesel güçler, geleceği bugünden kurar. Askerî kapasite, teknoloji altyapısı, ekonomik dayanıklılık ve stratejik ittifaklar olmadan siyasi bağımsızlık uzun süre korunamaz. ASRİKA Mihveri'nin önemi de burada ortaya çıkar: Müslüman ülkelerin birbirini yalnızca diplomatik söylemlerle değil, ortak güvenlik ve ortak kalkınma perspektifiyle desteklemesi gerekir. Aksi halde her ülke, kendi sınırları içinde savunma yaparken dışarıdan şekillendirilen bir jeopolitik oyunun parçası olmaya devam eder.

Sonuç olarak, bu açıklama sadece Mısır'a ilişkin bir değerlendirme değildir. Aynı zamanda İsrail'in güvenlik paranoyasını anlamak için önemli bir ipucudur. Çünkü İsrail, güvenliği mevcut dostluklar üzerine değil, değişebilecek siyasi iradeler ile kalıcı askerî kabiliyetler arasındaki ilişki üzerine inşa etmektedir. Buna karşılık İslam dünyasının da kendi güvenlik mimarisini, kendi jeopolitik eksenini ve kendi stratejik merkezini kurması zorunludur. ASRİKA Mihveri bu ihtiyacın adıdır: parçalanmış coğrafyaları birleştiren, dış müdahalelere karşı denge üreten ve İslam Birliği fikrini jeopolitik gerçekliğe dönüştüren bir eksen.

Modern jeopolitikte savaşlar çoğu zaman cephede değil, ihtimaller üzerinden planlanır. İsrail'in Mısır değerlendirmesi de tam olarak bu stratejik zihniyetin bir yansımasıdır. Ancak aynı gerçek, Müslüman dünyaya da şunu hatırlatır: Kendi eksenini kurmayan toplumlar, başkalarının ekseninde savrulmaya mahkûm olur. Bu yüzden ASRİKA Mihveri, yalnızca bir tercih değil; İslam Birliği'nin jeopolitik geleceği için zorunlu bir ihtiyaçtır.