Çocuklar çocuk gibi büyümeli

Bir anne ve baba için bundan daha doğal bir istek olabilir mi? Çocuğuna yaşına uygun bir kıyafet almak... Fakat bugün birçok anne ve baba, özellikle de kız çocukları için mağaza mağaza dolaşmasına rağmen “çocuk kıyafeti” bulamadığından yakınıyor. Çocuk reyonlarında dar taytlar, göbeği açık tişörtler, kısa şortlar, vücuda oturan elbiseler ve sapkın, teşhirci yetişkin modasının küçük bedenlere uyarlanmış kopyaları öne çıkıyor. Ailelerin özellikle kız çocukları için inanç ve hassasiyetlerine uygun kıyafet bulmakta ciddi sıkıntı yaşadıkları görülüyor. Çocuklar için tasarlanan kıyafetler, giderek çocukların değil yetişkinlerin zihinlerinde gizli tuttukları anlayışa göre şekilleniyor.

Sorun yalnızca kıyafetlerden ibaret de değil. Çocukluğun yaşanmaması ve yavaş yavaş yetişkin düşünce kalıplarına teslim edilmesi de ciddi bir tehlike. Çocukların oyun çağında bedenleriyle, dış görünüşleriyle ve güzel görünme baskısıyla tanıştırılması; onların masumiyetini, gelişim süreçlerini ve güvenliğini ilgilendiren çok daha büyük bir problem. Çünkü çocuk, yetişkin değildir. Onu yetişkin gibi giydirmek, yetişkin gibi sunmak ve yetişkin gibi görünmesini istemek de masum bir tercih olarak görülemez.

Pedagoglar ve psikologlar yıllardır aynı uyarıyı yapıyor. Çocukların fiziksel görünümleri üzerinden değer görmeye başlaması; beden algısı bozukluklarını, özsaygı problemlerini ve erken yaşta cinselleştirmeyi beraberinde getiriyor. Sosyal medya da bu baskıyı katlayarak büyütüyor. Çocuklar artık yalnızca mağaza vitrinlerinden değil, telefon ekranlarından da nasıl görünmeleri gerektiğini öğreniyor. Böylece çocukluk, beğeni toplama yarışının içine çekiliyor.

Üstelik bu kaygı sadece Türkiye'ye özgü değil. İngiltere'de ebeveynler üç yaşındaki çocuklar için neden göbeği açık kıyafetler ve bikiniler satıldığını sorguluyor. İspanya'da Parlamento, çocukların erken yaşta cinselleştirilmesiyle mücadele edilmesi için reklam sektörünü daha sorumlu davranmaya çağırıyor. İspanya Kadın Enstitüsü, çocuk bedenlerinin metalaştırılmasının istismar riskini artırabileceği uyarısında bulunuyor.

Amerikan Psikoloji Birliği ise daha 2007 yılında yayımladığı raporda, çocukların medya, oyuncak ve moda aracılığıyla giderek daha erken yaşta cinselleştirildiğine dikkat çekmişti. Demek ki bu sorun, fıtratın sesine halen kulak verebilen vicdan sahibi insanların ortak endişesi haline gelmiş.

Bu hadsiz ve utanmaz uğraşıların küresel bir boyut kazandığı da açıkça görülüyor. Çocuklar, büyük bir ekonomik pazarın hedef kitlesi haline getirildi. Kapitalizm yalnızca tüketmeyi teşvik etmiyor; doyumsuzluğu ve bitmek tükenmek bilmeyen satın alma arzusunu da besliyor. Aynı zamanda eş zamanlı olarak satış mağazalarının reyonlarına koyduğu ürünlerle de tarz belirliyor. Moda adı altında ülkenin, hatta dünyanın tüm çocuklarını aynı şekilde giyindirip sokaklarda dolaştırıyor.

Öyle ki bu anlamsız kıyafetler belli bir sayıda çocuğun üzerinde görülmeye başladığında diğer çocuklar anne babalarını zorla o kıyafetlerin yanına götürüyor. Anne ve babalar da, “Çocuğum diğer çocukların elde ettiklerinden mahrum kalmasın” düşüncesiyle iyi-kötü, doğru-yanlış, uygun-sakıncalı demeden adeta çocuklarının emriyle hareket ediyor. Çocuklarımız da daha erken yaşta tüketim kültürünün sadık müşterileri hâline getiriliyor. Kıyafet artık sadece örtünme veya korunma aracı olmaktan çıkıyor; kimlik, cazibe ve görünürlük üreten bir pazarlama nesnesine dönüşüyor.

Küçücük yaşlardaki evlatlarımız, korunması gereken o narin bedenlerinin teşhiriyle çıplaklık kültürüne alıştırılıyor. Bu açık bir toplumsal ifsad ve yozlaşma hali…

Her yaşın kendine ait bir güzelliği ve eğitimi olduğu unutturuluyor. Oyun çağında oyun, merak çağında merak, öğrenme çağında öğrenme... Mahremiyet eğitimi ise zamanı geldiğinde, çocuğun gelişim basamaklarına uygun şekilde verilmeli. İslam'ın korumaya çalıştığı sadece beden değil; çocukluğun kendisi… Bu yüzden dinin söylediği ile insan fıtratının fısıldadığı aynı noktada buluşur: Çocuk, çocuk gibi büyümelidir.

Bugün ailelerin dile getirdiği rahatsızlık dünyanın her yerinden duyuluyor. Çocukluğun ticarileştirilmesine, çocuk bedeninin pazarlama nesnesine dönüştürülmesine ve çocukların yaşlarından önce yetişkin dünyasının içine itilmesine yönelik vicdani itirazların sesi yükseliyor. Tekstil sektörünün, reklam dünyasının ve medya kuruluşlarının bu eleştirileri ciddiye alması gerekir. Çünkü mesele birkaç model değişikliği değil; çocuklara nasıl bir dünya bıraktığımız meselesidir.

Çocukları korumak yalnızca onları fiziksel tehlikelerden uzak tutmak değildir. Onları çocukluklarını ellerinden alan anlayışlardan da korumaktır. Çünkü çocukluk, insan ömrünün en kısa ama en kıymetli emanetidir.