Çocuklarımızı suça sürükleyen faktörler- 2

Bu yazı serimizin geçen haftaki bölümünde; çocuklarımızı suça sürükleyen faktörlerin başında gelen; “sağlıksız aile ortamı”nı işlemiştik. Bu hafta ise, “olumsuz sosyal çevre” faktörü üzerinde durmaya çalışacağız inşaallahü teâlâ...

Bir çocuğun hayatında en belirleyici etkenin aile olduğu söylenir ve bu, büyük ölçüde doğrudur. Ancak çoğu zaman gözden kaçan önemli bir hakikat vardır ki: Çocuk, sadece ailesinden değil, aynı zamanda içinde yaşadığı sosyal çevreden de çok etkilenir. Çevre; mahalle, sokak, arkadaş grubu ve sosyal ortam; çocuğun karakterinin şekillenmesinde en az aile kadar etkili bir rol oynar. Öyle ki; çocuk farkına varmadan zamanla, içinde yaşadığı bu çevre ve muhîtin şeklini ve rengini alır. Dolayısıyla ebeveyn ve ailenin; çocuğun zaman geçirdiği çevresine ve arkadaş grubuna dikkat etmesi gerekir. “Üzüm üzüme baka baka kararır” ve “kır atın yanında duran ya huyundan ya suyundan,” atasözleri bu gerçeği net bir şekilde ortaya koyar. Konu ile ilgili çarpıcı bir Arap atasözü: “Ani’l-mer’i lâ tes’el ve sel an karînihî/Fe küllu karînin bil-mukârini yaktedî.” Yani (kişinin nasıl olduğunu sorma, arkadaşının kim olduğunu sor. Zira kişi, arkadaşını örnek alır.)

Mevzumuzla alakalı olarak âyet-i kerimede ise, şöyle buyurulmaktadır: “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının; özü sözü doğru, samimi ve dürüst insanlarla beraber olun!.” (Tevbe 119)

Özellikle suç oranının yüksek olduğu bölgelerde büyüyen çocuklar için durum çok daha kritiktir. Çünkü çocuk, sürekli olarak şiddet, kavga, hırsızlık gibi yasa dışı davranışlara şâhit oluyorsa, zamanla bunları normal kabul etmeye başlar. Bir müddet sonra da onun dünyasında bu gayrimeşru eylemler “kötü” olmaktan çıkıp sıradanlaşır. Böyle bir çocuk, farkında bile olmadan suçu hem öğrenir hem de içselleştirip hayatının doğal bir parçası haline getirir. Çocuk, bu noktadan sonra artık doğru ile yanlışı ayırt etme becerisini de kaybetmeye başlar.

Çocukların davranışları yalnızca bireysel tercihlerinin sonucu değildir. Bunlar, büyük ölçüde içinde bulundukları çevrenin birer yansımasıdır. Özellikle ergenlik döneminde çocuk için; aidiyet ve kabul görmek neredeyse temel bir ihtiyaç haline gelip arkadaş grubu ikinci bir aileye dönüşür. Ancak bu grup, sorunlarını şiddetle çözmeye çalışıyorsa, çocuğun karakteri de bu yönde şekillenmeye başlar. Başlangıçta kendini isbat etmek ve gruba uyum sağlamak için yapılan yanlış eylemler, zamanla ciddi suçlara dönüşür. Bundan sonra çocuğun başı derde girince, arkadaş grubuna kızmaya başlar. Fakat artık çok geçtir ve iş işten geçmiştir. Böyle bir çocuk, dünyasının yanında âhiretini kaybedebilir. Âyet-i kerimede buyuruldu ki: (Dünya hayatında kulluk yerine isyanı tercih eden zâlim kimse, kıyâmet günü çok pişman olacak, üzülüp kederlenecek, kötüleri dost edinmemiş olmayı çok arzulayacak ve şöyle diyecek: “Yazıklar olsun bana! Keşke falanı dost edinmeseydim!” (Furkan 28)

Akran zorbalığı da bu döngünün bir parçasıdır. Şiddete maruz kalan bir çocuk, zamanla bu davranışı öğrenip başkalarına uygulayabilir. Böylece şiddet, bir kişiden diğerine, bir ortamdan başka bir ortama taşınıp durur. Sosyal hayat ise, bu durumdan çok büyük zarar görür.

Burada dikkat edilmesi gereken önemli nokta şudur: Çocuklar, daha çok kabul görmek, değerli hissetmek ve bir yere ait olmak isterler. Eğer bu ihtiyaçları, sağlıklı yollarla karşılanmazsa, şer odakları onların bu gereksinimlerini, sağlıksız yollarla doldurmaya başlarlar.

Sonuç olarak, bir çocuğun suça yönelmesini anlamak için sadece aile yapısına bakmak kâfi değildir. Yaşadığı çevreyi, arkadaş ilişkilerini ve maruz kaldığı sosyal etkileri birlikte değerlendirmek gerekir. Çünkü çocuk, en çok içinde bulunduğu dünyaya benzemeye çalışır. Eğer o dünya sağlıksızsa, çocuğun doğru bir yol bulması her geçen gün biraz daha zorlaşır. Bu yüzden çocuklara doğruyu anlatmak yeterli değil, onları doğru çevrelerle buluşturmak da en az bunun kadar hayatî öneme sahiptir…

(Devamı haftaya…)