Ebeveyn, kendine göre ahlaki değerleri olan ve bu değerlerini çocuğa aktaran pozisyonda olmalıdır. Ahlaki değerler ise yaşanılan toplumun ve bu değerlere sahip olan bireylerin salahiyeti ve huzuru için oluşturulmalıdır. Değereler denildiği zaman ilk olarak akla gelenler, yalan söylememek, hırsızlık yapmamak, başkalarına haksız yere şiddet uygulamamak gibi genel kurallar gelebilmektedir. Ben şimdi bir de buna tüketmeyi ekliyorum. Çünkü son zaman da yaşadığım bazı durumlar çocuklara çok erken yaşlardan itibaren tüketimin ahlaki boyutunun öğretilmesi gerektiğini düşündürüyor. Genel itibari tüketilen ürünler ihtiyacı karşılamak yerine, insanın ruh dünyasında eksikliğini duyduğu bazı duyguları tatmin etmeye yarıyor. Her geçen gün tüketilmesi gereken ürünler sosyal medya tarafından tekrar tekrar üretime açık hale getiriliyor.
Medya çocuk ve çocukluk üzerinden tüketime dayalı reklamalar yapmaktadır. Çocuğun ihtiyacı olmayan birçok ürün medya aracılığı ile çok önemli ve tüketilmesi gereken bir ihtiyaç gibi sunulmaktadır. Çocuk bu ürünü tüketirken kendi varlığı da bir bakıma tükenmektedir. İhtiyaç olmadığı halde, hatta çocuğun gelişimini olumsuz yönde etkilemesi söz konusu olan bu ürünler, bir takım söylemler neticesinde çocuğun varoluş nedeni haline bile gelebilmektedir. Medya çocuklar üzerinden geliştirdiği söylemler üzerinden çocuğun değerini ve var oluş anlamını yeniden tanımlamakta ve belirlemektedir. Böylece ebeveynler, medya yolu ile dayatılan bir ürünü kullandıklarında çocuklarının daha değerli, önemli ya da daha fazla önemsenir olmasını öncelemekte ve düşünmektedirler.
Neil Postman medyanın eski ve yenidünya üzerindeki etkisini özetlerken çocuğun nasıl konumlandırıldığını da özetlemektedir. "Medya, iki dünyayı birleştirirken ve çözülmeyen sırların yarattığı gerilimi azaltırken şaşkınlığın hesabı değişir. Merakın yerini siniklik ve hatta daha kötüsü kibir alır. Otorite yetişkinlere değil, herhangi bir kaynaktan gelen haberlere güvenen çocuklarla baş başa kalırız. Hiç sormadıkları sorulara yanıtlar verilen çocuklarla ya da kısaca belirtirsek, çocuksuz bir dünya ile baş başa kalırız."
Otorite yetişkin demek katı otoriter olmak demek değildir. Çocuğun ebeveyni ile arasında olması gereken mesafeyi belirleyen bir durumdur sadece. Annenin ve babanın çocuk için tanımlayıcı rolü medyanın belirleyiciliğinden dolayı fonksiyonunu yitirmeye başlamıştır. Medyada bizlere birer ihtiyaçmış gibi sunulan bütün ürünler, gerçekte insanı yapmaması gereken ahlaki çatışmaların içine itmektedir. Bir ürüne sahip olmadığı halde sahipmiş gibi göstermek, bir ürünü elde edebilme kolaylığına sahip olduğunu bir şekilde bütün dünyaya duyurmaya çalışmak, o ürüne sahip olma gücü olmadığı halde, sahip olabilmek için başka insanların iş gücünden faydalanarak enerjilerini ve vakitlerini alıp, rahatlıkla harcayabilmek.
Baktığımız zaman toplumun huzurunu bozan türden durumlar "tüketimin" içinde yer almaktadır. Tüketim; çalmayı, yalan söylemeyi ve başkasına fiziksel olmasa da psikolojik şiddet uygulamayı normalize eder.