Çöpçü balığını bilir misiniz?
Akvaryumda çoğu zaman fark edilmeyen, gösterişli olmayan bir balıktır.
Renkli değildir.
Dikkat çekmek için suyun içinde dolaşmaz.
Genellikle dipte gezer.
Sessizce…
Kimsenin ilgilenmediği yerde.
Çünkü onun işi, suyun üstünde güzel görünmek değil, dibe çökenlerle uğraşmaktır.
Akvaryumun üst tarafında renk renk balıklar dolaşırken, o dipte kendi işini yapar.
Hayatta da çöpçü balığına benzeyen insanlar vardır.
Çok görünmezler.
Ama herkesin bakmak istemediği yere bakarlar.
Herkesin konuşmak istemediği meseleleri konuşurlar.
Herkesin üzerinden atladığı problemleri gündeme getirirler.
Kimse suyun dibine inmek, tortuyla uğraşmak istemez.
Oysa sorunları konuşmak, çoğu zaman sorunların kendisinden daha büyük bir cesaret ister.
Akvaryumun güzel görünmesi başka şeydir, gerçekten temiz olması başka şey.
Bazı insanlar yanlışları sümenaltı ederek ortamın temiz görünmesini sağlar.
Bazıları ise gerçekten temiz olması için uğraşır.
Arada büyük bir fark vardır.
Bir yerde yanlışlık varsa bunu söyleyen insan, çoğu zaman yanlışın kendisinden daha fazla rahatsızlık verir.
Problemi dile getiren “problemli” ilan edilir.
Bir aksaklığı söyleyen “uyumsuz”
Bir ailede yanlışı konuşan “huzur bozucu”
Bir toplulukta adaletsizliği gündeme getiren “fitneci” diye suçlanabilir.
Çünkü bazıları problemin çözülmesini değil, konuşulmamasını ister.
Onlar için önemli olan suyun temiz olması değil, temiz görünmesidir.
Oysa çöpçü balığı dipte ne olduğuna bakar.
Ne birikmiş?
Nerede tortu oluşmuş?
Nerede temizlik yapılmamış?
İnsan hayatında da bazı insanlar tam olarak bunu yapar.
Herkesin gördüğü vitrini değil, vitrinin arkasını merak ederler.
“Bu iş neden böyle oldu?”
“Bu karar nasıl alındı?”
“Kim hesap veriyor?”
“Yetki verildi ama sorumluluk nerede?”
“İstişare gerçekten yapıldı mı?”
İşte tam burada mesele başlar.
Çünkü soru soran insan, çoğu zaman rahatsız edici insandır.
Herkes doğru yapılan işin yanında durabilir.
Asıl mesele, yanlış yapıldığında ne söylediğinizdir.
Asıl mesele, güçlü olan yanlış yaptığında susup susmadığınızdır.
Yakınınız yanlış yaptığında da aynı cesareti gösterebiliyor musunuz?
Çünkü eleştiri, insanın dostluğunu sınar.
İlke sahibi olup olmadığınızı gösterir.
Çöpçü balığı gibi davranan insanlar da bu yüzden çoğu zaman yalnız kalır.
Onlara:
“Şimdi bunun sırası mı?”
“Biraz sus.”
“Büyütülecek bir şey yok.”
“Sen de her şeyi mesele ediyorsun.”
denir.
Oysa mesele çoğu zaman büyütülen şey değildir.
Mesele, zamanında küçümsenen şeyin büyümüş olmasıdır.
Sorunlar konuşulmadıkça ortadan kalkmaz.
Hesap verilmeyen kararlar birikir.
Adaletsizlikler birikir.
Liyakatsizlikler birikir.
İstişaresizlik güveni tüketir.
Şeffaflık yoksa söylentiler çoğalır.
Hesap verebilirlik yoksa şüphe büyür.
bütün bunlar konuşulmadığında sorun ortadan kalkmış zannedilir.
Oysa sadece akvaryumun üstü temiz görünmektedir.
Dipte birikim devam etmektedir.
İşte bu yüzden bazı insanların varlığı rahatsız edici olsa da kıymetlidir.
Çünkü onlar hoşunuza gidenleri değil, duymanız gerekenleri söylerler.
Bir toplumun gerçek evladı, kalabalığın söylediğini tekrar eden değil, kalabalığın görmek istemediği gerçeği söyleyebilendir.
Çünkü hakikat, çoğunluğun alkışına ihtiyaç duymaz.
İstişare, Aynı Fikri Söylemek Değildir
İslam'ın istişare anlayışında bunun önemli bir karşılığı vardır.
İstişare, herkesin aynı şeyi söylemesi değildir.
Farklı düşüncelerin masaya gelebilmesidir.
Eleştirinin düşmanlık sayılmamasıdır.
Farklı görüşün tehdit olarak görülmemesidir.
Bir yöneticinin kendisini hatadan münezzeh görmemesidir.
Hz. Peygamber'in istişareye verdiği önem, bize yöneten ile yönetilen arasındaki ilişki konusunda önemli bir ölçü verir.
Çünkü insan, hangi makamda olursa olsun insandır.
Yanılabilir.
Hata yapabilir.
Eksik görebilir.
Bu yüzden yöneticinin etrafında sadece onu tasdik eden insanların bulunması bir güç değil, zamanla zaafa dönüşebilir.
en kıymetli insan, size “Haklısınız” diyen değil, yanlış gördüğünde “Burada bir hata var” diyebilendir.
Gerçek sadakat, kişiye değil hakikate bağlılıktır.
Şimdi kendimize soralım.
“Ben bu akvaryumda hangi balığım?”
Suyun üstünde güzel görünmeye çalışanlardan mıyım?
Herkesin hoşuna gidecek şeyleri söyleyenlerden miyim?
Yoksa dibe inmeyi göze alabilenlerden miyim?
Yanlış gördüğümde susuyor muyum?
Yakınım yanlış yaptığında da aynı hassasiyeti gösterebiliyor muyum?
Çöpçü balığı akvaryumun en dikkat çeken balığı değildir.
Ama yaptığı iş önemlidir.
Hayatımızda da böyle insanlar olmalı.
Hakikati ilişkilerinin önüne koyabilen, gerektiğinde yalnız kalmayı göze alabilen insanlar…
Onları susturmak kolaydır.
Ama onları susturduğunuzda sorun ortadan kalkmaz.
Sadece dipte kalmaya devam eder.
Ta ki bir gün akvaryumun suyu bulanana kadar.
O gün herkes suyun neden bulanık olduğunu sorar.
Cevap çok basittir.
Kimse zamanında dibe bakmamıştır.