Cumhurbaşkanına çağrı güzel de\u2026

0

Star gazetesi yazarı Ahmet Taşgetiren, 23 Haziran 2016'da Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'a yönelik bir açık mektup yayımladı. Taşgetiren yazısında, ülke olarak eğitim konusunda bir hamle yapmak için Cumhurbaşkanına "liderlik" yapması önerisinde bulundu.

Cumhurbaşkanının himayesinde toplanacak bir heyetin "Akil İnsanlar" formülünde olduğu gibi bir araya gelebileceğini söyleyen Taşgetiren, "Abdullah Gül, Ahmet Davutoğlu, Ali Babacan, Aziz Sancar, İbrahim Betil, Ali Nesin, Taha Akyol, Ertuğrul Özkök, Ömer Dinçer, TÜSİAD, MÜSİAD... Güler Sabancı, Avni Çelik... Mustafa Ruhi Şirin... Aydın Doğan, Ethem Sancak, Ahmet Albayrak..." isimlerini sıraladı.

Ahmet Taşgetiren'in çağrısı kuşkusuz iyi niyetli. Meselenin can alıcı, alana ilişkin sorunlarımızın ise yakıcı olduğu düşünüldüğünde böyle bir çağrı gerekli de. Lakin Taşgetiren Cumhurbaşkanına yaptığı çağrıda herhangi bir içeriklendirme yapmıyor. "Milli" mesele olarak kodladığı eğitim meselesine, Cumhurbaşkanının nezaretinde teşkil edecek bir heyetle, sağdan sola farklı dünya görüşünden insanların bir araya gelerek neye cevap arayacaklarını söylemiyor. Sanki, "Hadi bir omuz atalım da şu araba yokuşu çıksın!" der gibi. Hal böyle olunca Ahmet Taşgetiren'in çağrısı, mevcuda ilişkin kabullere ve temel yaklaşımlara bir itiraz geliştirmeksizin muhatabından konuya ilişkin bir "ilgi" talep eden naif bir çıkış olarak kalıyor.

12 Temmuz 2016'da kaleme aldığı "Ak Parti, geçler ve eğitim" başlıklı yazısında da bu naif çıkışın emareleri görülüyor. Taşgetiren, "Geniş yelpazeli bir seferberlik başlatılsın, eğitimde bir hamle yapalım ve bu genç nüfusu ülke için özgül ağırlığı yüksek bir insan sermayesi haline getirelim." diyor.

Dikkat edilirse eğitim sisteminin modern tarihi boyunca Batı'dan Doğa'ya kendisini meşrulaştırdığı bir gayedir bu. Hiçbir zaman amaçlılığı ile bağdaşır sonuçları önümüze koymamış olmasına karşın bu gaye sebebiyledir ki her türlü başarısızlığı esasta bir sorgulamadan kaçırılıp tartışma dışı bırakılır. Türkiye'de ve dünyada "özgül ağırlığı yüksek insan sermayesine" itiraz edecek birisini zor bulursunuz. Eğitim sisteminin bu iş için biçilmiş kaftan olduğu inancı ise adeta bir dogmadır. Asla sorgulanamaz! Ahmet Taşgetiren de sorgulamıyor zaten, ona niyetli olduğuna dair bir işaret de vermiyor.

Peki, o zaman ne olacak?

Bir araya gelen insanlar eğitimin önemi üzerine saatlerce konuşup Namık Kemal'in ifadesiyle "güneşe methiye düzerek" nereye varacaklar?

Yıllardır eğitim üzerine yazan düşünen ve alandan gelen birisi olarak çok net söylüyorum: Eğitim sistemi ilgiden mahrum değildir! Bu sisteme can suyu taşıyan tüm dünyada milyarlarca insan, yüksek rakamlı devlet ve özel sektör bütçeleri, istihdam edilen personel sayıları düşünüldüğünde, nasıl yüksek bir ilginin odağı olduğu anlaşılır. Türkiye özelinde de durum farksızdır. Ne var ki eğitim sisteminin "küresel bir kriz" içinde "ağır komada" olduğu gerçeği ile baş başayız. Eğitimin krizine neden, insanların ya da devlet başkanlarının ilgisinden mahrum kalması değildir! Bu kriz bizzat onun yapısal karakteri sebebiyledir.

Bu açıdan sisteme ilgi gösterilmesi, alana omuz verilmesinde hemfikir olan geniş kesimlerin bu dogmalarını pekiştirecek araç ve uygulamaları zenginleştirmek yerine alana ilişkin şüphe, inançsızlık taşıyan kesimlere de kulak verilmeli, mevcut yapının temel önermelerine göz atmayı teklif eden radikal tutumlara yol verilmelidir. Aksi takdirde çok iyi işlediği varsayılan toplumlarda, mevcut sistemin potansiyelinin ne olduğuna ilişkin yeterince verimiz ve tecrübemiz mevcut. Hal böyleyken ısrarla bu potansiyeli görmezden gelerek farklı, özgün, çoğulcu, sivil arayışlar yerine mevcudu muhafaza ve muhkemleştirme telaşıyla veriye ve tecrübeye gözlerini kapatarak "mucizenin gerçekleşeceğine sadakatle iman etmiş müminler" gibi beklemeyi sürdürmek, eskatolojik bir hurafeye dönüşen modern zorunlu eğitimin peşinde sürünmeyi teşvik etmek kabul edilecek bir iş değil.

Kabul edilebilir şey, alanı normalleştirmek, devlet-toplum ilişkisini behemehal makul bir seviyeye oturtmak, din-devlet ilişkisine el atmak ve 12 Eylül Anayasası başta olmak üzere tekçi ve otoriter bir ruh taşıyan Tevhidi Tedrisat kanunu başta olmak üzere yasal düzenlemeler ile hesaplaşmaktır.

Yeter mi peki bunlar? Tabii ki yetmez. Bunlar sadece arzu ettiğimiz şeyler için gerekli olan hususlar. Eğitime ilişkin kavrayış ve yaklaşımın bu düzeyiyle mesafe almanın imkanı yok! Tartışmanın derinleştirilmesi, alternatif okumaların olması ve devletin gölgesinde hormonlanmak yerine talep ve beklentileriyle, sivil inisiyatifleri ve girişimleriyle rol isteyen özgün ve özgür sivil toplum örgütlerinin varlığıyla ancak kat edilebilecek bir mesafe var önümüzde.

Twitter: @_aydinali

aliaydin505@gmail.com