Faşizan eğitim sisteminin ilkokuldan itibaren beyinlerimize kazımaya çalıştığı bir bilgi vardı. Fransızca karşılığıyla enformasyon -In this case disinformation-.
Padişahlığın astığı astık-kestiği kestik, kural kanun tanımaz bir yapı olduğu bilgisi…
Bu bilgi üniversite son sınıfa kadar farklı dozajlarda yüklenmeye devam ediyor. Padişah, Hanedan, Monarşi için yanıp tutuştuğum falan yok, fakat resmi tarihin öğretileri dışına çıkıp Osmanlıya özgün bakmayı başarabildiğiniz zaman vezir-i azam'dan tutun, şeyhülislama, vezirlere, kazaskerlere, taşra yönetimine kadar tek adamı aşan muazzam bir yapılanma görürsünüz. Padişah en tepedeki kişidir fakat tek kişi değildir. Yönetmek için bir de yönetici sınıfı gerekmektedir ve esasında herşey padişah ile birlikte bu yönetici sınıfın süzgecinden geçmektedir. Kanada gibi özgürlüklerin beşiği sayılan bir ülkenin halihazırda monarşi ile yönetildiği, bilmiyorum bize bir şeyler anlatıyor mu? Kraliçe Elizabeth'in kanatları altında yaşamaktan mutluyum ben şahsen…
Yoksa sol görünümlü zırtapoz arkadaşları dinleyip hükümet olmaları halinde anadilimi (Kürtçe) yasaklayacağını söyleyen Kemal Kılıçdaroğlu gibi biri ve partisini mi tercih etmeliyimdim?
Krallar, kraliçeler, başkanlar bazı cumhuriyetçilerin sunduğundan daha özgürlükçü bir yaşam alanı sağlayabilir mi? Tecrübeyle sabittir ki evet.
İnsanoğlu-kızı binlerce yıllık tarihlerinde farklı yönetim şekilleri geliştirdi. Çünkü insanın bulunduğu yerde yönetim şekilleri geliştirmek şarttı. Cumhuriyet bu yönetim şekillerinden biri. Bu bir, çokta bir değil esasında. Farklı formlarda karşımıza çıkmaya devam etti. Yeryüzünde 100'ü aşkın ülke Cumhuriyet sistemiyle yönetiliyor. İran da Cumhuriyet ile yönetiyor Çin de, Ruanda da. Bu da bize gösteriyor ki her Cumhuriyet çok da iyi olmayabiliyor.
İttihatçıların kurduğu Cumhuriyet bunlar içinde en kötüsü, en berbat olanı. Sürekli darbeler üreten, ülkeyi 2 bin dolarlık kişi başına düşen gelire mahkum eden, birbirinden çirkin beton binalarla tıka basa doldurulmuş birbirinden çirkin şehirler kuran bir yönetimin adıdır Cumhuriyet Türkiye'de. Kürdün dilini, kimliğini, Alevinin mezhebini yasaklayan yok sayan, azınlıkların malına mülküne çöken bir anlayıştır Cumhuriyet Türkiye'de.
Cumhuriyetiniz çuvalladı beyler!
Bunu kabul edin.
15 yıllık Ak parti hükümeti (dikkatinizi çekerim iktidarı demiyorum) sizin berbat ettiğiniz Cumhuriyetin paçasını epey düzeltti. 90 yılda yapamadığınız yolları, havaalanlarını, demiryollarını 15 yılda yaptı. 90 yılda açamadığınız okulları, üniversiteleri 15 senede açtı. 90 yılda 2 bin dolara getirebildiğiniz kişi başına düşen geliri 13 bin dolar seviyesine getirdi. "Wall Street" emriyle intihar saldırılarına başlamasaydınız 20 bini de bulmuştu. 90 yılda üretemediğinizi 15 yılda üretmeyi başardı, savunma sanayinde yerlilik oranını yüzde 20'den yüzde 60'a çıkardı. Kürt dili ve kimliğinin önündeki yasakları kaldırarak, Alevi açılımı sağlayarak, azınlıklara özgürlükler getirerek çuvallamış Cumhuriyetinizi gerçek bir Cumhuriyet seviyesine getirmeye çalıştı, çalışmaya devam ediyor.
16 Nisan'da sizin kurduğunuz bu faşizan Cumhuriyeti yıkıp yerine Türkü, Kürdü, Arabı, Çerkezi, Alevisi, Sünnisi, Ermenisi, Rumu, Çingenesi ile özgür birlikteliğin yaşanabildiği özgürlükçü Cumhuriyeti kurma yolunda bir adım daha atacaklar.
New Turkey is on the way.
17 Nisan'da denize dökülecekler
Kendimi bildim bileli, her daim çok kıymetli partimiz Cumhuriyet Halk Partisini faşist olarak nitelerim, kendini solcu sanan bu partili arkadaşlarım ise hep kızarlar.
Milli şef "ortanın solundayız" demiş ya! otomatikman solcu oluyorlarmış yoldaşlar…
Hani kurmaylarını İtalya'ya gönderip Benito Mussolini Faşizmini Türkiye'ye ithal etmeye uğraşan Milli şefimiz... Gerçi Fikret Başkaya Paradigmanın İflası isimli kitabında Adolf Hitler'in "Mustafa Kemal, bir millet bütün vasıtalarından mahrum edilse dahi kendini kurtarabilecek vasıtaları yaratabileceğini ispat eden adamdır. O'nun ilk öğrencisi Mussolini, ikinci öğrenciside benimdir." dediğini söyler ama...
Adnan Menderes'in "Biz CHP'den daha soldayız!" sözleri arada kaynarken Milli Şef'in sözlerini ciddiye alanlar daha etkili oldu. Kavram canavarı münevverlerimiz sağolsunlar...
İşte bu faşist partinin Konya milletvekili, hemşerim (aslen Çanakkaleliymiş ama olsun) sayın Hüsnü Bozkurt "hele bi evet çıksın hepsini denize dökeriz" diye atıp tutmuş.
Faşistlerin ortak özelliğidir, seçim sonuçları onlar için hiçbir şey ifade etmez. En sevdikleri söz "seçim herşey demek değildir"
Hayır çıkacağından umudu kestikleri için halkı tehdit etmeye başladılar yavaştan yavaştan... Fakat henüz kafasında biraz beyin taşıyan bir CHP'li yoldaşın Hüsnü arkadaşın kulağına eğilip "efendim JİTEM ve bilmem hangi isimli örgütler işbirliği ile memleket üzerinde operasyon çektiğimiz dönemlerin sonu geldi" demesini beklerdik.
Korkup tırsacak, şapkasını alıp gidecek, Milli Güvenlik Kurullarında racon kesen generallerin önünde boynunu kırıp oturacak bir lider olmadığı da açık. Kasımpaşalı Tayyip tozlarını almaktan yoruldu, bunlar hala polim peşinde koşmaktan bıkmadı.
Faşistlerde akıl izan yok ki...
Ağızlarındaki bakla "Eyalet Sistemi"
"Hayır" oylarının artması için üzerinde en çok durdukları söylemlerden biri "evet oyları önde çıkarsa cumhurbaşkanı eyalet kurabilecek".
Lokantaları kapatacak, adana kebabını yasaklayacak, eyalet kuracak...
İste bizim memleketin faşistlerinin zeka seviyesi bu.
Dönüp dolaşıp Mesele Kürt düşmanlığına geliyor.
"Kürt hasan anasını görmesin" davası bu. Kürtten başka dertleri yok fakat, "benden aldığınız vergi ile Kürtçe yayın yapan televizyon açamazsınız" diye ortalığı velveleye veren kasetli devrik başkanları Deniz Baykal Mardinde Kasr-ı Kanco civarlarında balık avına çıkmayı ihmal etmiyor. "Tabanınızı hayır için zinde tutun ve mümkünse seçime bir hafta kala asker ve gerilla cenazelerinin çoğalmasını sağlayın" ricasında bulunmuş... Bu, Kürt düşmanlığı tescili tiplerin sıkıştıkça Kürdistan şehirlerinde görülmeleri beni işkillendirmiştir hep. Neyin dayanışması bu sahi?
Ev sahibi de hürmette kusur etmemiş deniyor…
Eyalet sistemi canı gönülden istediğim, geleneğimizde bulunan, bu topraklar üzerinde yaşayan insanları daha da kaynaştıracak bir sistem. Fakat iktidara çökmüş derin yapıların ve türevlerinin buna kolay kolay izin vermiyeceklerini biliyoruz.
Söylenmezse eksik kalırdı
"Divê em hemû pevre hînî jiyîneke bi xwişk û biratîyê bibin, hekena em ê hemû bi hev re bi xêvokî ji navê rabin"
"Hepimiz birlikte kardeşçe yaşamayı öğrenmeliyiz, yoksa hepimiz birlikte aptalca ölecegiz."