Darbenin destanını yazmak

0

Tarih, ders çıkarmamız için yaşanmış olayların bir külliyatını sunar bizlere. Olaylara karşı takınılan tutum, alınan tavırlar daha sonraki yıllarda yaşanacak olaylar için bir kaynak niteliğindedir. Başarılar değil başarısızlıklar da insanlar için birer ibretlik tablo olabilir.

Darbe ile tanışan bir neslimiz daha oldu. Bu kez kaynak çok; anlatılanların yanında yaşananlar, izlenenler, şahit olunanlar var. Yıllar sonrasına anlatılacak kahramanlık hikayelerine tüm millet olarak şahit olduk.

Bizim birlik beraberlik hikayelerimiz vardı. Çanakkale ruhu gibi bir yürekliliği bir millet olarak tüm dünyaya göstermiştik. Seyit Onbaşı'nın dev gibi kuvvetini, Nene Hatun'un vatan diyerek cepheye koşmasını, bıyıkları terlememiş delikanlıların boylarını aşan tüfeklerle askere gidişlerini, Sütçü İmam'ın vatan için namus için göğsünü siper edişini göğsümüz kabararak okumuştuk.

Böyle destanlar bir daha yaşanmaz diyerek düşündüğümüz zamanlardaydık. Çünkü savaş görmemiş olsak da darbelerle birçok kez dirliğimize kast edilmişti. Ülkeye çağ atlatan bir başbakan asılmıştı ve meydanlarda tek kişi yoktu. 12 Eylül'de tek kişi çıkamamıştı tankların karşısına. "Bir kişi tanklara dur deseydi biz ihtilal yapamazdık." diyerek bu sessizliği anlatmıştı darbenin baş aktörü Kenan Evren.

28 Şubat'ta sokaklara çıkan tanklar da durdurulamamıştı. Daha sonra 17-25 Aralık darbe girişimleri de siyasi birçok oyuna kurban gitmişti ve birlik sağlanmasa da Başbakanımızın dirayetli duruşu sayesinde emellerine ulaşamamıştı hainler.

15 Temmuz bir milattır. Darbe girişiminin ilk anlarından itibaren milletinin başına geçen Başkomutanımız Recep Tayyip Erdoğan, süreci o kadar büyük bir ustalıkla yönetti ki vatanını seven, Başkomutan'ına güvenen herkes meydanlara indi. Çünkü "Ben de meydanlarda olacağım." diyen bir Başkomutanımız vardı başımızda.

Destanlar bundan sonra yazılmaya başladı. Sadece tarih kitaplarında olacağını sandığımız, kahramanlık filmlerinde rastladığımız sahneleri yaşamaya başladık. Düşünün, bir tank geliyor üzerinize. Yapılması gereken en kolay şey, kaçmaktır, savunmaya geçmektir. Biz yıllardır Filistin'de tanklara savrulan taşlara şahit olmuştuk ama elinde hiçbir şey olmadan tankın peşinden koşan insanlarımız çıktı meydanlara.

Eli silahlı, gözünü kan bürümüş hainlerin karşısında yaşlı bir amca, ayakları zor tutan bir teyze, bıyıkları yeni terlemiş delikanlılar vardı. Başının üstünden geçen ve etrafa rast gele ateş açan helikoptere, "Aşağı gelsene, gelsene" diye bağıran mangal yürekli insanlarımıza şahit olduk.

Kamyonunun kasasına aldığı insanları meydanlara taşıyan Şerife Boz ablamızı nasıl unuturuz? Nene Hatun aramızda yaşıyor diyoruz aklımıza geldikçe.

Önünden geçen tankı durdurmak için ne yapabilirim diye düşünürken yoldan geçen bir tamirciden öğreniyor tankın nasıl duracağını ve elbiselerini çıkarıp tankın egzozunu kapatıyor Danyal Şimşek abimiz. Tank duruyor, mücadeleye devam ediyor abimiz. Bu yürekliliğin Seyit Onbaşı'dan farkı olabilir mi?

Uçaklar havalanmasın diyerek tarlasını ateşe veren amcamız, "Tayyip Erdoğan nöbet tutun dedi, nasıl evde dururum." diyerek felçli ayağına aldırmadan meydanlara inan 85 yaşındaki nenemiz de bir kahramandır artık.

Üzerine doğru gelen iki tankın altına yatan, tank geçmesin diyerek göğsünü siper yapan, televizyonda darbe girişimini öğrenir öğrenmez çantasını hazırlayıp köprüye koşan ve askerlerin karşısına tek başına dikilen milyon yürekli insanlarımız var bizim.

Aklını, fikrini, ruhunu, satmış bir meczup var karşımızda. Allah diyerek insanları aldatmış, onların temiz duygularını kirletmiş ve ortaya terör örgütü çıkarmış bir vatansızla karşı karşıyayız. Artık FETÖ'nün iflahını falan bekleyecek değiliz. Helak olmasını bekleyeceğiz. Meydanlar bunun için hala hınca hınç dolu.

"Ben bu adamı hiç sevmezdim." diyen kim varsa haklı çıktı. Çünkü FETÖ'nün başındaki meczup kişi, hiçbir zaman bu milletin bekası için uğraşmadı. Sadece kendisine rant sağlayacak ne varsa onun ardına düştü. Oyunlar kurdu. Şunu hiç aklına getirmedi. "Allah tuzakları bozanların en hayırlısıdır."

Meydanlarda olmaya devam edeceğiz. Sesimiz en gür sedadan çıkacak. Başkomutanımızdan emir gelene kadar durduğumuz yerden ayrılmayacağız. Sesimiz çıktığı müddetçe meydanları inleteceğiz. "Zalimler için yaşasın cehennem."