Türkiye'de değişimin tek adı AK Parti. Maalesef durum bu. Bir ikincisi olsaydı işler daha kolay olabilirdi.
Sosyolojik olarak açıklanması zor bir durumla karşı karşıya olduğumuzu sanıyoruz. Normal şartlar altında bir ülkede iktidar durağanlığın, muhalefet ise yenilenmenin öncüsü olarak siyasi yaşamda yer bulur. Türkiye'de bunun tersi yaşanmıyor. Bunun tersi yaşandığını bize hissettiren henüz kimin iktidar, kimin muhalefet olduğu konusunda varolan kafa karışıklığı. Bu karmaşayı çözüp meseleyi berraklaştırması gereken münevverler olması gerektiği halde onların kafası herkesten daha çok karışık.
Türkiye'de yerleşik bir sistem var. Bu sistem ne yaptığını çok iyi bilen, kendini yeniden yapılandırabilen, hertürlü tehlikeye karşı bünyesini muhafaza etmede hünerli bir sistem.
Çok partili hayata geçme denemelerinin aslında tek parti sisteminin örtülü olarak devam ettirilmesi çabası olduğu çok geçmeden anlaşıldı. Halkın tek partiye direnişi farklı formlarda açığa çıksa da, askeri darbeler, sistemi muhafaza etmede başarılı oldu.
Hükümet kim olursa olsun, iktidar değişmiyor.
Derin devlet dedikleri tam da budur. Bürokrasi, İttihatçı anlayışın dışına çıkmadan yola devam ediyor. Bu anlayışın yıkıldığını zannederken, Gladyo'nun "F" planı FETÖ ile küllerinden yeniden doğduklarına şahit olduk.
"İktidar kimdir?" sorusunun bir cevabı var..
Bu iktidarın AK Parti olmadığı, bana göre kesin.
Kimsenin laga lugasıyla karar verecek değilim. Bir ülkenin okullarında kim yüceltiliyorsa iktidar da odur. Bunun tersini iddia edecek olanın alnını karışlarım.
Kısa ve netçesi; halkın temsilcileri çok güçlü olsalar da iktidarın ismi "vekaleten" CHP ve türevleridir. Türevleri bu köşeden epey zikrettik. Tekrarlamakta fayda var.
MHP ve HDP.
Buna itirazı olana, üniversite düzeyinin üstünde yakın tarih okumaları yapsın derim..
Bak bir de "vekalet" mevzusu var.
Yani "üst akıl" mevzusu.
Çokça konuşulmakta olan..
Türkiye Cumhuriyeti Devletinin 100 yıllık sorunları var. Bazıları bu sorunların AK Parti ile başladığını zannedecek kadar balık hafızalı ve tarih bilinci sıfırın altına inecek kadar da zavallılar. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin 100 yıllık bir Kürt sorunu, Alevi sorunu, Ermeni sorunu, azınlıklar sorunu, İslam sorunu, Musevilik, İsevilik sorunu var. "Fredom of speech" sorunu var. Nefret söylemleri suçları işleme sorunu var.
Yukarıda bahsettiğim bazıları "hokus pokus" yöntemiyle, ya da "bul karayı al parayı" yöntemiyle bu sorunları mevcut hükümete yamama peşinde. İnsan zekasının aşağılanmasının en yoğun halini yaşıyoruz. İttihatçıların Alman derin devletinin "advise"leri ile katlettiği, yerinden yurdundan ettiği Ermenilerin meselesini bile bu hükümetten soran beyni sulanmış Ermeni vatandaşlarımız var.
Hasan Cemal'in dedesi Cemal Paşa, Ermenileri Alman derin devleti ile beraber olup katledecek, Garo Paylan hesabını muhalefetten (AK Parti'den) soracak, öyle mi?
Alman derin devleti, Cumhuriyet gazetesi çevresi ve Garo Paylan..
Neyin dayanışması bu?
Lan oğlum, varsa ortada bir katliam -ki bence var- bu katliamı yapan sizsiniz.
Kürdün dilini, kimliğini yasaklayan da sizsiniz, Rumun, Süryaninin, Ezidinin malına çöken de sizsiniz, Kiliseyi, Sinagogu, Camiyi, Cemevini kapatan da sizsiniz.
15 senedir özgürlük, adalet, kalkınma, değişim diyenler ise bu hükümet.
Neden hep kazandıkları açık değil mi?
Yine kazanacaklar.
Çünkü değişim demeye devam ediyorlar.
***
Başkanlık sistemi ve değişime direniş
Epey patırtı kopardılar. Hükümetin ve dolayısıyla halkın sistem değişikliği isteğine ne yapıp edip engel oldular. Sonuç itibariyle "partili cumhurbaşkanı" şeklinde bir gelişim sağlandı.
Hiç yoktan iyidir.
"Yetmez fakat evet" demeye devam edeceğiz.
Başkanlık sisteminin kötü bir şey olmadığını tecrübe ederek öğrenecekler.
Alışacaklar.
Bunlar 10 sene önce de iki saatlik Kürtçe yayınına bile "dünyanın sonu geldi" demek suretiyle karşılık vermişlerdi. Bugün 24 saat yayın yapan Kürtçe televizyon kanalları var, ne Türklük bitti ne de ülke bölündü. Gerçekte Türk olmayan beyaz Türklerin konforu bozuldu, demoralize oldular, o kadar.
Valla bir Kürt olarak şunu belirteyim; Ertuğrul Özkök'ün morali bozulmuş zerre umurumda değil. Bizim 90 sene moralimiz hep bozuktu. Varsın biraz da onun canı sıkılsın...
Bugüne kadar yaşadığı keyif yeter ona.
Keyfi bozulmuş da ne olmuş? Postalcılıktan içeri mi girmiş? Seçilmiş hükümeti medya yoluyla devirmek suçundan mı yargılanmış?
Yoo, dolar üzerinden maaşını alıp köşesinden postalcılığa devam ediyor.
Türkiye'de iktidarın değişime direnme anlamında neler yapabileceğini test etme fırsatımız oldu bu süreçte.
"Direnme hakkı" dedikleri, askeri darbelerle zorla kabul ettirdikleri bu sistemi yine silah zoruyla ayakta tutmaktır. Bu bazen bir belediyeyi ağaç kesmekle suçlayıp sokakları işgal etmek, bazen hapı verip havaalanlarına canlı bomba göndermek, bazen parayı bastırıp gece kulübü taratmak şeklinde oluyor.
Tam 100 yıldır böyle direniyorlar…
***
Askeri alanlar, yeşil alanlar ve betoncu kafa
Artan nüfus ve yapılaşma nedeniyle şehir merkezlerinde kalmış askeri kışlaların şehir dışına çıkartılması ile boşalacak alanların nasıl değerlendirileceği basında zaman zaman yer alıyor. Güzel olan, toplumun tepkisinden olsa gerek, bakanların, belediye başkanlarının verdikleri demeçlerde bu arazilerin yeşil alan olarak kullanılacağını belirtmeleri.
Belirtiyorlar fakat icraat bu şekilde gerçekleşmiyor.
Yüzde 90 yeşil alan yüzde 10 inşa, iş bitince yüzde 70 inşa yüzde 30 yeşil alan olarak ortaya çıkıyor. O yüzde 30 da bidiğin toprak. Çevre düzenlenmesi diye bir şey hak getire. Bu çevre mühendisleri okullarda ne okuyorlar merak ediyorum… İlkokul mezunu bir landscapeci Kanadalı bile sizden daha iyi biliyor bu işi.
Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki'nin şehir dışına taşınacak askeri kışlaların bulunduğu arazilerin değerlendirilmesi konusunda yaptığı açıklamalardan anlaşılıyor ki Çevre ve Şehircilik Bakanlığımızında çevre bilinci tam olarak yerleşmiş değil. Bu araziler birbirinden çirkin binalarla doldurulacak belli ki. 2 karış toprak da bize "alın size yeşil alan" diye sunulacak..
Benim zaten bu belediye başkanlarından ve bakanlardan bir umudum yoktu.
Tayyib'in bu işe el atıp, yeşil alanların imara açılmasını önlemesinden başka ümit yok.
***
Söylenmese eksik kalırdı
"Tenê serkevtinek heye. Ew jî şekla daxwaza jiyanbarîya me ye."
"Tek bir başarı vardır. O da istediğimiz şekilde yaşamaktır."
-Christopher Morley-