Muhafazakâr aydınlarımızın(aydın kelimesini bilerek kullandım) sıradan ve isimsiz insanları ülkenin en önemli figürü haline getirmek gibi tuhaf becerileri vardır. Ne vakit birini hedef alsalar o kişi, ülkenin en popüler insanı haline gelir.
Hatırlayınız, İmamoğlu gibi bir siyasetçiyi henüz daha ortada bir şey yokken aylarca hakkında konuştular, hedefe koydular hatta televizyon programlarına çağırıp sözüm ona madara etmek istediler.
Sonuç, yıllardır AK Parti’nin kalesi konumundaki İstanbul, bir çırpıda İmamoğlu’na emanet edildi. Öyle ki 23 Haziran 2019’da 800 bin oy farkıyla İstanbul Belediye Başkanı olarak göreve başladı.
Biraz daha üzerine gitselerdi bu sefer cumhurbaşkanı bile yapacaklardı!
Bu aralar Deniz Göktaş adında bir komedyeni dillerine doladılar. Düne kadar hakkında hiç konuşulmayan henüz kimsenin tanımadığı bu komedyen birden ülkenin en popüler insanı olmayı başardı.
Açıkçası sıradan bir komedyen için bundan daha büyük bir reklam yapılamazdı. İnsanlar, bahsettiğim bu tayfadan öylesine hazzetmiyorlar ki kimi hedefe koysalar onu hemen sahiplenmeye çalışıyorlar.
Bu yüzdendir ki muhafazakâr aydınlarımız, siyasetçilerimiz ve yazarlarımız bu olan biteni evvela kendi içlerinde sorgulamalıdır.
Birazdan onlar adına ben sorgulayacağım ancak şu komedyen hakkında birkaç kelam etmem gerekecek.
Bu köşeyi takip edenler ve beni tanıyan herkes bilir ki; Muğlalı Sünni, Türkmen bir ailenin evladı olarak bugüne kadar bu ülkenin Alevilerinden Kürtlerine varana kadar her kesimden insanın hak ve hukukunu savunmuşumdur. Geçmiş yazılarım buna şahittir.
İnancına ve görüşlerine katılmasam da bu ülkede herkes düşüncelerini rahatlıkla ifade edebilmelidir.
Deniz Göktaş’ın Müslümanların kutsal kitabı hakkında yaptığı espriler ülke standartları göz önüne alındığında evet, kabul edilemez. Ancak tutuklanmasını gerektirecek derecede hakaret içermediği de ortada.
Neticede sahneye çıkan her kim olursa olsun vatandaşların değerlerine karşı azami derecede hassas olması bir “ilke” olarak kabul edilmelidir.
Komedyene destek verenlerin büyük bir kısmı maalesef bizim gibi düşünmüyor. Onlar örneğin 5816 sayılı kanun kapsamında yargılanan yaklaşık 5 bin vatandaş hakkında tek kelam etmediler.
Yani kendi görüşlerine ve inançlarına yönelik yapılan en ufak eleştiriyi asla kabul etmiyorlar. Bu da onları samimiyetsiz kılıyor. Oysa düşünce ve ifade özgürlüğünü herkes için savunmaları gerekirdi.
Değerlerimiz söz konusu olduğunda ortalığı ayağa kaldıranlara da şunu söylemek isterim.
Bu ülkenin muhafazakâr olarak görülen kanallarında hemen her gün aile değerleri ayaklar altına alınıyor. Kurgu ya da gerçek bilmiyoruz ancak o kanallarda olan bitenler hakkında tek bir soruşturma dahi açılmış mıdır?
RTÜK mekanizması “bu kadar da olmaz” diyerek en ufak bir uyarı göndermiş midir?
Ahalisi Müslüman olan bir ülkede tartıda hile yapanlar, vatandaşlarımızı yolunacak tavuk gibi görenler, rüşvet alanlar, makam mevkii uğruna birbirlerini sırtından hançerleyenler, üç dört yerden maaş alanlar, torpil yapanlar değerlerimize ve inancımıza pek mi uygun hareket ediyorlar?
Amerika ve İsrail ile savaşan bir ülkeye nefret saçarak tarafını Amerika’dan yana koyanlar değerlerimiz konusunda ne derece hassas acaba?
Dava dava diyerek ceplerini dolduran, Kudüs üzerinden rant devşiren oradaki mazlumları kendi kaderine terk eden bir anlayışa sahip olanlar lütfen değerlerimizden bahsetmesin.
Bir taraftan sıradan bir komedyenin üzerinden değerlerimiz diyeceksiniz diğer taraftan da değerlerimize aykırı ne varsa sesinizi çıkarmayacaksınız.
Ben de bu samimiyetsizliğe itiraz ediyorum.