Ders kitapları yeniden yazılmalıdır

Milli eğitim bakanlığı, ders kitaplarında yıllardır kullanılan "Haçlı Seferleri", "Coğrafi Keşifler" ve "Orta Asya" gibi kavramların yerine bundan böyle "Haçlı Saldırıları", "Sömürgecilik" ve "Türkistan" gibi kavramlar kullanılacak.

Bu değişikliği geç de olsa önemli buluyorum. Zira yıllardır bu meseleyi dikkat çeken yazarlardan biriyim. Örneğin bizim çocukların öğrendiği bilgi şudur; Kolomb adında bir kâşif, 1492 yılında Amerika kıtasını keşfetmiştir.

Oysa bu tarih, soykırımın başladığı bir tarihtir. Çünkü o tarihten itibaren 1886 yılına kadar süren katliamda, 70 milyon Kızılderili ortadan kaldırıldı.

Kristof Kolomb'un yakın arkadaşlarından birinin oğlu olan Domiken tarikatı papazlarından Bartolome de Las Casas,"Brevisima historia de la destruccion de las Indias (Yerlilerin imhasının çok kısa Tarihi)" adlı kitabında bu katliamı detaylı olarak anlatır.

Rahmetli Fuat Sezgin az çaba göstermedi bu konuda. Ders kitaplarının muhakkak değiştirilmesi gerektiğinden bahsediyordu. Biz onu dinlemek yerine bazı okullara ve kültür merkezlerine adını vermekle yetindik.

O yüzden diyorum geç te olsa yerinde bir karar diye.

Bizim ülkenin çocukları bilimin ve icatların kökeni olarak hep batıyı gördü. Bilimin oradan doğduğuna ve tüm icatların da oradan geldiğine inandı.

Batının bilimi de neyin yapılacağına ve insanlığın neye inanması gerektiğine karar veriyordu. Bu aynı zamanda bilimsel bir diktatörlüktü ama kime inandırabilirsiniz ki?

O yüzdendir ki çocuklarımız batının öne sürdüğü tüm bilgileri ezberlediler ne var ki ezberledikçe ezildiler ve ezildikçe de aidiyet duygularını yitirdiler.

Düşünebiliyor musunuz? Bilim tarihçileri örneğin Kepler’le İbnü’l Heysem’i, Aristoteles’le Cabir İbn-i Hayyan’ı mukayese bile edemiyorlar. Çünkü Müslüman âlimlerin tarzı ve metotları karşısında hayrete düşüyorlar.

Cabir İbn-i Hayyan diyor ki; “Allah, insana kâinatın bütün sır perdesini yırtacak kabiliyeti vermiştir.” Şu özgüveni ve bilime olan alakayı düşünebiliyor musunuz?

Durum böyle olunca Avrupa’nın 19. yüzyılda vardığı noktaya Müslümanlar 9. yüzyılda varmışlar. Bilhassa meteorolojide, med ve cezir, rüzgâr, dolu gibi doğa olaylarının bilimsel açıklamaları insanı hayrete düşürecek cinsten.

Ancak bizim çocuklar bunları bilmeden büyüdü. Batı karşısında hep ezik büyüdüler. Hala da öyledirler.

Korona günlerini hatırladınız mı? Sorgusuz sualsiz aylarca evlerine kapandılar.

Oysa bilim, her şeyi sorgulamak demek değil midir? Ama “bilim” bir din gibi araçsallaştırılıyor. “İnsanlar bizim yolumuzu izlerse cennete, izlemezlerse cehenneme giderler” demeye getiriyorlar.

Bakınız güncel olması bakımından bir konuya da değinmek istiyorum.

Tescilli sapık Epstein, David Rockefeller tarafından 1973'te kurulan Üçlü Komisyon'un bir üyesiydi. Rockefeller, Epstein'ı bu gruba ve ayrıca Amerikan dış politikasını şekillendiren bir diğer önemli düşünce kuruluşu olan Dış İlişkiler Konseyi'ne de dâhil etmişti.

Epsitein sonra Dünya Ekonomik Forumu'nun eski başkanı Brende ile arkadaş oldu ve birlikte Dünya Ekonomik Forumu'nun Birleşmiş Milletler rolünü nasıl üstlenebileceğini tartıştılar. Sonra sürdürülebilir kalkınma hedeflerini belirlediler vs.

Şimdi, 2030 yılına kadar yoksulluğu bitirmeyi, eşitsizlikleri azaltmayı ve gezegeni korumayı hedefleyen Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nın bir sloganı var.

“Kimseyi geride bırakmayalım" diyorlar.

Yazar Jacob Nordangård’ın da ifade ettiği gibi, gerçekte karşımızda mükemmel bir şekilde düzenlenmiş ve kontrol edilen bir sistem ağı var. “Kimse geride bırakılmamalıdır” derken aslında “herkes sistemin bir parçası olmalıdır” demek istiyorlar. Önlem olarak herkes gözetim altında tutulmaktadır.

İnsanlığı değiştirme ve iyileştirme amacı güden öjenik de bunun bir parçası! Transhümanizm projesiyle bizi değiştirmeyi, sisteme entegre etmeyi ve dijitalleştirmeyi planlıyorlar.

Peki, zihnimizi yenilemezsek tüm bunları nasıl öğreneceğiz? Okul bu konuda bir rol üstlenmeyecekse ne işe yarar?