Devlet aklı, liyakat ve kararlılık

Akın Gürlek, Mustafa Çiftçi ve Devlet Refleksi Üzerinden Bir Okuma

Devlet bazen konuşmaz.
Devlet bazen susar.
Ama devlet, kime görev verdiğiyle her şeyi söyler.

Bugün Türkiye, iki isim üzerinden çok güçlü bir mesaj vermektedir:
Akın Gürlek ve Mustafa Çiftçi.

Bu yazı bir övgü metni değildir.
Bu yazı bir propaganda dili taşımaz.
Bu yazı; devlet geleneğini, liyakati ve kararlılığı merkeze alan bir okumanın kaydıdır.

Çünkü bu ülkede mesele isimler değildir;
mesele, emanetin kimlere teslim edildiğidir.

DEVLET, EHLİYETLE AYAĞA KALKAR

Tarih bize şunu öğretir:
Devletler dış saldırılarla değil, içten çürüyerek yıkılır.
Adalet zedelendiğinde,
hukuk keyfileştiğinde,
liyakat yerine sadakat geçtiğinde…

İşte tam bu noktada yapılan her atama bir iddia taşır.

Akın Gürlek ve Mustafa Çiftçi atamaları;
“idare edelim” anlayışının değil,
“hesap soralım, düzeltelim, ayağa kaldıralım” iradesinin yansımasıdır.

AKIN GÜRLEK: HUKUKUN SESİ DEĞİL, AĞIRLIĞI

Akın Gürlek ismi son yıllarda hukuk çevrelerinde tek bir kavramla anılıyor:
tereddütsüzlük.

Bu tereddütsüzlük hoyratlık değildir.
Bu sertlik keyfilik değildir.
Bu, hukukun arkasına saklananların maskesini düşüren bir devlet ciddiyetidir.

Gürlek’in temsil ettiği çizgi nettir:
Suç kimlik taşımaz.
Dosya makam tanımaz.
Adalet zaman kollamaz.

Bu ülkede en çok korkulan şey tarafsız bir hukukçudur.
Çünkü tarafsız hukuk;
çıkar düzenlerini bozar,
alışkanlıkları yıkar,
“bize bir şey olmaz” diyenlerin konforunu dağıtır.

DEVLET REFLEKSİNE YAPILAN SALDIRI:

Bahadır Yenişehirlioğlu Üzerinden Kurgulanan Algı

Tam da bu noktada, Adalet Bakanı Akın Gürlek’in yemin günü yaşananlar üzerinden yürütülen bilinçli bir karalama kampanyasını doğru okumak gerekir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde o gün yaşananlar sıradan bir protokol anı değildir. CHP’li bazı milletvekillerinin yemin sürecini sabote etmeye dönük tutumları, anayasa kitapçığı fırlatılması, sözlü sataşmalar ve fiziki gerilim girişimleri açık bir güvenlik riskine dönüşmüştür.

İşte bu atmosferde, AK Parti Grup Başkanvekili Bahadır Yenişehirlioğlu’nun, Adalet Bakanı Akın Gürlek’i Meclis’ten çıkışta makam aracına kadar refakat etmesi; sosyal medyada iddia edildiği gibi bir “rol kesme”, bir “tahakküm” ya da şahsi bir gösteri değildir. Bu, hedef hâline getirilmiş bir Bakan’ı, gergin bir ortamdan en kısa sürede ve güvenli biçimde uzaklaştırma refleksidir.

Ancak bu görüntü, bilinçli biçimde kesilip biçildi; trol hesaplar üzerinden servis edildi. Bahadır Yenişehirlioğlu’nun şahsı üzerinden bir “devlet ciddiyetsizliği” algısı üretilmeye çalışıldı. Daha da vahimi, “devlet bireysel alınmaz” gibi yüzeysel cümlelerle bu algıya içeriden malzeme taşıyanlar oldu.

Oysa devlet bireysel alınmaz;
ama devlet sorumluluk alır.
Devlet hedef gösterilen adaletini yalnız bırakmaz.
Devlet, refleks gösterir.

Bahadır Yenişehirlioğlu’na yönelen bu linç dili, bir kişiye değil; o gün Meclis’te sergilenen kurumsal sahiplenmeye yöneliktir. Bu yüzden mesele bir omuz değil, bir duruş meselesidir.

MUSTAFA ÇİFTÇİ: SAHADAN GELEN DEVLET CİDDİYETİ

Mustafa Çiftçi ise masa başı bir devlet adamı değildir.
Şehirle yürümüş, insanla konuşmuş, sorunu rapordan değil hayattan okumuştur.

Devletin en zor işi nedir?
Vatandaşın güvenini diri tutmak.

Çiftçi bu güveni emirle değil;
duruşla, istikrarla ve sahicilikle inşa eden bir isimdir.

Devlet güçlüdür ama ezmez.
Devlet kararlıdır ama kibirli değildir.
Bu denge, her idarecinin taşıyabileceği bir yük değildir.

ARTIK KAPALI KAPILAR DÖNEMİ BİTMELİDİR

Bu ülkede en çok zarar veren şey neydi?
Kapalı dosyalar.
Üzeri örtülen suçlar.
“Şimdi sırası değil” denilerek ertelenen adalet.

Devletin en büyük zafiyeti unutmasıdır.
Ama devlet hatırladığında çok güçlüdür.

Bugün verilen mesaj nettir:
Artık hiçbir şey sümen altı edilmeyecek.
Artık kimse dokunulmaz değil.
Artık suç, zaman aşımına değil adalete teslim edilecek.

Bu bir tehdit değil;
bu bir hukuk vaadidir.

DEVLET GEREKTİĞİNDE YUMRUK GİBİDİR
AMA ADALET İÇİN

Evet, devlet gerektiğinde yumruk gibidir.
Ama o yumruk masumlara değil;
suç örgütlerine, ihanete, hukuku oyuncak sananlara iner.

Akın Gürlek ve Mustafa Çiftçi’nin temsil ettiği şey tam da budur:
Dağınık iradelerin toparlanması,
çekingenliğin yerini kararlılığın alması,
“idare edelim” dilinin tarihe gömülmesi.

Bu bir saflaşmadır.

Ve tarih günü geldiğinde şunu yazacaktır:

Devlet, emaneti ehline verdi.
Ve artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.