Değer veya "üst değer" nedir?
Şudur: hayatın bir alanında veya her alanında tartışmaya gerek duymadan doğru kabul edilen ön kabul.
Kimi değerler hiyerarşik olarak ötekinden yukarıda veya aşağıdadır.
Mesela bir mü'min için en üst değer Allah'tır. Ahlaki "iyi" mümin için ikinci ve bağlı bir "değer"dir.
Elbette bunlar "değer"in varlığına ve evrenselliğine inananlar için doğru kabul edilebilir.
Yoksa bütün değerleri insan uzlaşısına bağlı tarihsel kurallar sayan biri için bir "üst değer" söz konusu olamaz.
**
Mü'min için üst değer nedir?
Dinin öbür emir ve yasaklarının üstündeki değerlerdir. Mesela dedikodu yapmamak (yani gıybet) bir değerdir. Ama bunun da bağlı olduğu başka değerler vardır. Yani bir amaca hizmet için gıybet yasağı vardır.
İbadetler de her biri bir amaca yönelik emredilmiştir. Ve tamamının da toplam bir acı vardı.
Bunların içinde "devlet kurmak" veya "devlet" kurumunun kendisi nasıl bir değerdir peki?
Devlet kurmak veya devletin yönetimini ele geçirmek bir amaç mıdır yoksa araç mıdır?
Bir Müslüman hiçbir zaman "söz konusu devlet ise gerisi teferruattır" diyemez. İslam dininin amacı insandır.
İnsanlaşmadır amaç. Doğuştan birer canlı veya beşer olarak dünyaya geliriz. Önce bedensel olarak erginleşiriz. Sonra da ruhsal olarak erginleşmemiz beklenir.
**
İktidar ve İtikad Bilgisi
Eğer İslam'da devlet amaçtır denirse başta insan olmak üzere dinin birçok kuralının devletleşmek veya devleti "ele geçirmek" için feda edilmesi kaçınılmaz hale gelir.
Dinin ilkelerinin siyasal iktidarın devamı veya tesisi için dönüştürülmesi tarihte hep görülen yanlışlardır.
Giderek siyasal sorunlar dinin ilkelerine dönüşür. Halife, ümmet, cemaat, icma, zekat vs. bir çok itikat ve ibadet ile ilgili kavramın içeriği siyasallaştırılmıştır.
Mesela halife kavramı insanın "Allah'ın halifesi" olması anlamında iken sonradan "peygamberin halifesi" ve daha sonra da "devlet başkanı" ve sonra da bütün "ümmetin halifesi" şeklinde bir anlama doğru evrilmiştir.
Giderek "Allah'ın yeryüzündeki gölgesi" şeklinde bir anlam kazanmıştır bu kavram.
İtikadi ve ahlaki kavramların siyasallaştırılması konusunu Müslümanca Demokrasi kitabımızda ayrıntılı analizini yaptık. İsteyen oradan okuyabilir.
Bu konu o kadar hassas bir konudur ki devlet "üst değer" kabul edilince devlet kurmak veya devleti ele geçirmek için birçok dini ilke görmezden gelinebiliyor. Yani teferruat kabul edilebiliyor.
**
Peki nedir "Leninist İslam"?
Malum Marx işçi devletinin diyalektik evrim ile olacağını kabul eder. Ama Lenin Marx'ı haklı bulmakla birlikte emekçileri örgütleyerek doğal sürecin hızlandırılabileceğini ileri sürer.
Yani 'Evrimciliğe' karşı 'Devrimciliği' uygular.
Benzer şekilde İslam insanın kalbiyle Allah'a teslim olmasını ve iman etmesini isterken devlet baskısıyla toplumdaki 'Durumun Değiştirilmesi'ni ve İslamlaştırılmasını doğru bulan anlayış zorla ve silah zoruyla toplumların dönüştürülmesini anlayışını doğurdu.
Bu da silahlı veya silahsız örgütlerle devlet kurmayı veya devleti ele geçirmeyi hedefleyen anlayışın gelişmesine neden olur.
Gannuşi'nin İslamcılıktan kurtulup "Müslümanca Demokrasi"yi önermesi devleti değil insanı merkeze alan anlayışa döndüğü anlamına gelir. Devlet değil değerler merkezdedir bir Müslüman için.