İnsan kendi katilini besler mi? diye bir soru sorulsa, hiç şüphesiz, beklemeden "hayır" cevabı verilecektir. İnsan durduk yere kendi katilini besler mi hiç? Beslemez elbette.
Bu bereketli toprakların yetiştirdiği iyi yürekli Yusuf huylu güzel insanları, nice katilleri iyi huyluluklarından dolayı beslemişler, beslemeye de devam etmektedirler. Bunun nedeni aşırı yufka yürekli olmalarından, insana sadece insan olduğu için hizmet etme gayretinde olduklarındandır.
Yufka yüreklilik hernekadar güzel bir davranış olsa da çoğu zaman iyi ile kötüyü ayırt etmede sıkıntı yaratabilir. Her insan iyi değildir, her hayvanın faydalı olmadığı gibi.
Belki de adil olma adına adaletsizliği yeşertiyoruz da olabilir.
Adalet her ne kadar bütün varlıklara eşit davranarak eşyayı yerli yerine koymak olsa da, gülü dikenden, iti attan, şeytanı melekten ayırt etmek gerekir.
Bunların farkını ancak ferasetle ayırt edebiliriz. Bahçıvan bahçedeki bütün bitkilere su verir, kimisi diken kimisi kekik olur, kimisi gül, kimisi zakkum olur.
Güle su vermek adalettendir ama dikeni sulamak ise zulme sebep olmaktır. Her suya ihtiyaç olana su vermek adaletten olsa da dikeni sulamak için ferasetle bakmak gerekir.
Hiç şüphesiz adaletin zıddi zulümdir.
Devletin imkanları ancak onlara layık olanlara verilmelidir. İnsandır diye, vatandaştır diye beslenilen soysuzlar gün gelir beslendikleri su ile kendi toprağına, kendi insanına ihanet edebilir.
O yüzden diken ruhlu, zakkum tatlı, it bakışlılara baştan su verilmemeli, onların suları kesilmeli, beslendikleri gıda kaynakları kurutulmalıdır. Mademki adil olmak lazım. O zaman adalet tam uygulanmalı, zalime değil mazluma su olmalı. İşin ta başında gül fidanı ile diken fidanını ayırt etmeli.
Geleceği gören göz ne kutlu gözdür ki dikeni gülden, kafiri, müminden ayırt eder.
Gecenin olduğu yerde gündüz, gündüzün olduğu yerde de gece olamaz. Bir birinin tersidirler. Yine de bir birinden ayrılmaz ikilidir gece ve gündüz. Habil ve Kabil; Şeytan ve Melek, Ateş ve Su gibi. Biri varken diğerine geçit yoktur.
Kötülerin karanlığı, iyilerin aydınlığını karartabilir. Kabil, Habil'in iyi niyetini suistimal edebilir, Şeytan, meleklerin ihlasını soyabilir; ateş, suyun saflığını kullanıp kaba getirip buharlaştırabilir; yine Şeytan, Adem'e olan kin ve nefretinden akılalmaz oyunları devreye sokarak çamura batırabilir.
İyi ve kötü sürekli savaş halinde olduğuna göre iyilerin iyi niyetleri, asil duruşları, adalet duyguları suistimal edilmemelidir. Dostun güzel huyluluğu düşmanın uyanıklılığına kurban verilmemelidir. Biliyoruz ki su uyur ama düşman uyumaz.
İyiler dar kalıplar arasına sıkıştırılmadan özgürce savaş verebilmelidirler kötülerle mücadelede başarı sağlanabilmesi için.
Suyu bir kaba korsanız, ateş onu alevinde fokur fokur kaynatır ve buharlaştırır. Böylece adalet ortadan kaybolur, yani kaynayan su yok olur. Su ateşi söndürebilecek güçte iken bir kaba konulunca buharlaşır.
Adaletin özgür ve güçlü olmaya ihtiyacı vardır, maddi ve manevi algı boyutunda dar kalıplardan kurtarılmış tam bağımsız olmalıdır.
Son 15 yılı saymazsak bu ülkede hep değerler bir birine karıştırıldı. Katiller ve hainler beslendi, mazlumlar ve vatan severler alaşağı edildi.
Vatanı için canını hiç çekinmeden feda edebilecek asil ruhlular, şeytana ve düşmana canlarını ve ruhlarını satmış olanlar ile hep karıştırıldı. Yıllarca güllerin başları kesildi, dikenlere sular verildi, beslendi. Kötüler gül, iyiler diken gösterildi.
Bahçıvanlar hep gül ile dikeni karıştırdılar.
Şimdi bu karıştırılmışlığın cezasını bütün ülke çekiyor.
Allah'tan ki boyunları vurulan güllerin yeniden tomurcuğa duran fideleri boy vermek için mücadele etme azmindeler. Boyunlarının vurulmasına kırgın olsalar da asla yeniden tomurcuk vereceklerinden umutsuz olmadılar.
Yeniden var olabilmek için tomurcuğa durdular.
Ya o yıllarca dikenleri gartlaşsın, dokunduğu herşeyi yaralasın, kanatsın diye su üstüne su verilen, beslendikçe daha da acımasızlaşan bu dikenlerden nasıl kurtulunacak?
Bari bundan sonra gülü dikenden ayıralım, dikeni sulamaktan vaz geçelim artık!