Dilek Altundağ’dan “Kayıp zamanların Fısıltısı”

Bugün köşemizde, Genç Hece Yayınlarından geçtiğimiz Ocak ayında çıkan Dilek Altundağ’ın “Kayıp Zamanların Fısıltısı” kitabını konuk edeceğiz. Emrah Kanlıkama’nın editörlüğünü yaptığı kitap 128 sahifeden oluşuyor. Kitabın kapağında Göbeklitepe’de inceleme yapan dört gencin resmi bulunuyor. Kitabın tam isminde ise “Göbeklitepe’de Başlayan Yolculuk” ibaresi de mevcut.

Kitabın içeriğine girmeden önce yazarımızı kısaca tanıtmak isterim.

Dilek Altundağ, 1980 yılında Seydişehir’de doğmuş. Öğrencilik yıllarından beri okumaya ve yazmaya meraklı bir kişiliğe sahip olan yazarımız, yazın hayatına, “kenarlarını süslediği” günlüğüne tatillerde gittiği köyünde yaşadıklarını ve gördüklerini yazarak başlamış. Sonrasında mektuplar yazmış. Zamanla bu günlüklerin ve mektupların yerini öyküler almış.

Daha o yıllarda Sait Faik öyküleri ile tanışmış ve ondan hayranlık derecesinde çok etkilenmiş. Sait Faik dışında Çehov ve Ömer Seyfettin de yazarı etkileyen öykücülerden. Yazar bir röportajında bu durumu şöyle anlatıyor: ‘O’nu daha ortaokul ders kitabımdaki “Semaver” öyküsüyle tanımış; Ali karakterinin dünyasına onunla girmiş, anne-çocuk ilişkisinin yazıda nasıl anlatılabileceğine ilk kez onun sözcükleriyle derinden kavramıştım. Sait Faik’i her okuyuşumda, onun sırlı dünyasına girmeye çalışırım. Bana öykünün ne olduğunu, nasıl anlamlar içerdiğini en çok anlatan ‘O’dur.

Belki de bu edebiyat tutkusu, onu yükseköğretimde Türkçe öğretmenliği okumasına yönlendiren en büyük sebeptir.

2003 yılından beri Türkçe öğretmeni olarak görev yapan yazarımız, mesleğinin ilk on bir yılını Şanlıurfa’da, kalan kısmını da halen Konya’da devam ettiriyor. Bu kutsal mesleğini icra ederken aynı zamanda gençlerle birlikte öğrenmenin ve hayal kurmanın peşinde…

Yazarımız, nitelikli, edebi eserler okumayı ve gözlem yapmayı, gençlerin dünyasına açılan kapılardan içeri süzülmeyi seviyor. Edebiyatı araç olarak değil hayatın neşesi ve anlamı olarak görüyor.

Ona göre öykü, yazın türlerinin en zorudur. Yazar da bu zoru başarmak için yıllarca okuyup yazmış, büyük bir emek vermiş. Çokça “yazar okuması” yapmış. Öykülerini yazarken kendinden yola çıkmış, çevresine bakmış. Uzaklara gidip kendi öyküsüne geri dönmüş. Hiç bilmediği bir konunun, içine girmediği bir çevrenin, hiç tanımadığı insanların yaşam öykülerini yazmamış.

Ona göre edebiyatın membaı, yaşama dönüklüktür ve herkes yaşadığını yazar. Kendi bütünlüğü kapatılmış, birbirinden bağımsız temalardan oluşan öyküler yazma gayreti içinde olduğunu söylüyor. “Kader gayrete aşıktır” sözünü kendisine düstur edinen yazar, edebiyat serüvenine de hep bu çizgide devam etmek istiyor.

Öyküleri, söyleşileri ve kitap inceleme yazıları; Türk Dili, Hece, Mahalle Mektebi, Truva Edebiyat, Türk Edebiyatı, Dil ve Edebiyat, İshak Edebiyat, Olağan Hikâye, Söğüt, Edebiyat Ortamı, Litera Edebiyat, Edebiyat Haber gibi edebi mecralarda yayımlanmış. Ayrıca seçki kitaplarında da öykülerine yer verilmiş.

Evli ve iki çocuk annesi olan yazarımızın bugüne kadar çıkan diğer kitapları da şu şekilde: Lo’nun Gereklilik Kipleri (Öykü), Kedidir O Kedi (Çocuk öyküsü), Şarlo ve Dünyanın En Maceralı Köyü (Çocuk romanı), Kıkırdak Azo ve Örümcek Peri (Çocuk romanı)

Kayıp Zamanların Fısıltısı bir gençlik romanı niteliğinde. Roman kahramanlarımız; masal anlatıcısı Deniz, fotoğraf çekme tutkunu Zeynep ve güçlü sesiyle dikkat çeken ve muzipliği ile ölüleri bile güldürebilecek Baran, “Yetenekler Arenası” yarışmasını kazanınca rehber öğretmenleri Aysun Hanım eşliğinde Şanlıurfa’da bulunan Göbeklitepe’ye özel bir kültür gezisine katılırlar.

Kamp alanı çok kalabalıktır. Yerli ve yabancı turistlerin yanında arkeologlar, tarihçiler ve öğrenciler de burada kazı çalışmalarına refakat etmektedirler. Grup, arkeoloji son sınıf öğrencileri Aysel, Ali ve Utkan ile de tanışırlar.

Bu gezi, kahramanlarımızın düşündükleri gibi sıradan bir gezi değildir. On iki bin yıllık bir tarihe sahip olan Göbeklitepe’deki devasa dikili taşlarda bulunan gizli semboller, hayvan figürleri, geceleri duyulan garip sesler onları sırlarla dolu bir muammayı çözmeye sevk eder. Burada tanıdıkları “Bazra” adlı gizemli bir genç, anlattığı masal ve efsanelerle onları zamanın ötesine taşır. Macera başlayınca zamana düğüm atılan bir yer olan Göbeklitepe’nin devasa kadim taşları, binlerce yıldır sakladıkları sırları adeta fısıldamaya başlamıştır.

Kitabın tanıtım bülteninde de belirtildiği gibi Göbeklitepe’de tarihin kalbinde başlayan bu yolculukta masalların büyüsüyle geçmiş ve bugün iç içe geçer. Ama bazı sırlar, yanlış ellerde tehlikeye dönüşebilir… Zira herkes bu sırların peşindedir. Bağdatlı Samir ve Yusuf isminde iki ajan da buradaki şifreleri çözmek için taşlardaki sembolleri kendilerince anlamlandırarak gizli dehlizlere dalarlar. Ancak bu sırlar o kadar çabuk çözülecek sırlar değildir. Dehlizler tıpkı bir labirent gibi düğüm düğümdür.

Göbeklitepe’nin bekçisi Mahmut amca ve eşi Zeliha Hanım de maceranın önemli parçalarındandır. Kızları Ümran, yeğenleri Yaser ve kedileri Lastik de bu önemli ailenin diğer fertleridir.

Altundağ’ın romanında; tarih, mizah ve fantastik macera bir arada sunulmuş. Göbeklitepe’nin gizemli kapıları macera ve gizemden hoşlanan okurlarını bekliyor.