Diller asa olmalı

Önce sormak geldi içimden: Hangi sermaye insanın peşinde olan eceli yok eder?

Önce sormak geldi içimden: Hangi sermaye insanın peşinde olan eceli yok eder? Hangi kirli oluşum ebedi huzur verir… Yada dünya saadeti temin eder; Allah yolunda olmanın dışında? İyi asa kullanmak için başta Allah'a güvenmek lazım. Her şeyin sahibine asanın sahibine güvenilir ise hayat fışkırır. Hz. Musa (as) Mevla'sına güvendiği için, elindeki asayı nereye vurdu ise; taşa, kayaya su fışkırttı... Demek biz asayı iyi kullanmıyoruz, taşlaşmış, kasvetli yüreklere sözlerimiz tesir etmiyor ya da inadına katılar…

Belki de bizim yüreklerimiz kaskatı. Asa önce bizim yüreğimizden katılığı gidermesi hayat fışkırtması lazım… Bediüzzaman'ın 20. Söz de; Hz. Musa'nın Asası mucizesini izahından anlıyoruz ki: Katılık, sertlik sadece taşlarda yok, dağlarda yok. Asıl Katılık, sertlik bizlerin idrakinde, yüreğinde. Allah'a muti bir Kula dağlarda ki kayalar yerinden kalkıyor, taşlar parçalanıyor… "Bediüzzaman: Hazret-i Mûsa aleyhisselamın asasına karşı kemal-i şevkle inşikak edip on iki gözünden on iki çeşme akıtan taşa işaret etmekle, şöyle bir manayı ifham ediyor ve manen diyor: Ey Benî İsrail! Birtek mu'cize-i Mûsaya (a.s.) karşı koca taşlar yumuşar, parçalanır; ya haşyetinden veya sürurundan ağlayarak sel gibi yaş akıttığı halde, hangi insafla bütün mu'cizat-ı Mûseviyeye (a.s.) karşı temerrüd ederek ağlamayıp gözünüz cümud ve kalbiniz katılık ediyor?" Ve "Ey kavm-i Mûsa! Nasıl Allah'tan korkmuyorsunuz? Halbuki, taşlardan ibaret olan dağlar, Onun haşyetinden ezilip dağılıyor. Ve sizden ahz-ı misak için üstünüzde Cebel-i Tûr'u tuttuğunu, hem taleb-i rüyet hadisesinde dağın parçalanmasını bilip ve gördüğünüz halde, ne cesaretle Onun haşyetinden titremeyip kalbinizi katılık ve kasavette bulunduruyorsunuz?" diyor…

Binlerce yıl öncesinde gerçekleşen mucizenin yansımaları günümüzde güzel dillerin etki ettiği gönüllerde görünüyor… Velev ki karşı taraf Ebû Cehîl mührü yemiş bile olsa, bizden çıkacak doğru ifadeler bizim katı surlarımızda gedik açacak, yıkılmasını sağlayacak, ya da kendi alemimizde hakikatler filizlenecek… İnsandan çıkan samimi güzel söz, sadece karşıdakini değil, kendisini de irşat eder. Bütün mesele asanın yani dilin Sahibi'ne güvenip, O'nun muradına uygun konuşturmakta… Taşlardan su çıkması, taşın su hakikatine, tohum hakikatine parçalanıp yol vermesi mümkün ise, katı gönüllere tesir edip doğrularımızın yol bulması mümkündür... Hayat bulmaması, etki edememesi bizim meselemiz değil… Kaskatı Ebû Cehîl'in gönlüne Efendimiz her seferinde hakikatler asasını vurdu, tebliğ etti. Ebû Cehîl'in, tohumu delikli olduğu için tutmadı, taş gibi yüreği yumuşamadı, kilidinin açılması cehenneme bırakıldı. Cehennem çilingirleri de çok farklı açar ve zerreler mislince pişman eder…

Bizdeki bir kısım muhalefet ve farklı düşünce sahiplerinin anlayışı taşlaşmış; İlahi Emirlere, ülke menfaatlerine kaskatılar… Her şeye ama her hayırlı şeye ve de tüm güzelliklere karşılar… İktidarda olanların ve fikir sahiplerinin sabırla Yaradan'ı ve memleket için yapılan güzel çalışmaları, devletin, milletin bekasına ait hayırlı adımları defalarca anlatmaları lazım; yılmadan asanın sahibine, dilin sahibine güvenerek... Mühürleri biz sökemeyiz, taşları biz yumuşatamayız; Allah'ın iradesine aittir. Biz dil asasını O'na güvenerek kullanacağız dilerse…

Siyasetin, eli kalem tutan, dili laf yapan, kaskatı ve kasavet dolu yürek sahipleri, mensubu olduğu bu topraklarda taş gibi dolaşıyorlar ve taş gibi yaşıyorlar; hakikatlere direnerek. Oysa emre itaat eden yerin omurgası olan taş, kaya, Üstadın ifadesi ile gözyaşı döküyor, ya da 'sigara kağıdı gibi ince nazenin yapraklara' Emri İlahî buyur diyor… Evet Üstadım, 'Kalb katılığı ve kasavetle öyle bir Zat-ı Zülcelalin evamirine karşı itaatsizlik' ediliyor ki, güneş kadar parlak hakikatlere gözler karanlık... Dileriz başta Allah'ın emirlerine sonrada bu milletin maddi ve manevi değerlerine katı yürekler yumuşar en azından taş gibi emre itaat ederek... Siyasetteki, medyadaki kasavet ve kalp katılığı, başta kendilerine zarar sonra millete zarar. İnadına değerlere katılık, asaya direnmek, itaat eden taşları, insana sultan eder. Ehli imanı, Allah Ebû Cehilsiz bırakmaz… İnadına İlahî Emirlere, binyılı aşan süredir, varoluşumuza müspet katkılarda bulunan değerlere mühürlü olanlar, kasaveti ve taş yüreği taşıyanlar kendileri bilir… Her devirde olduğu gibi şimdi de olacak Ebû Cehiller… Ama Allah'a itimat eden asalar inşallah neticeyi alacaklar… Yeter ki tutması bilinsin.