Din ve haşhaş benzetmesinde her ne kadar Hassan Sabbah'ın müritlerine Haşhaş içirip onları uyuttuğuna dair inançtan gelen bir benzetme ise de bugün FETÖ için kullanılan haşhaşi nitelemesi Marx'ın "afyon" söylemi ile ilişkilidir.
Yani din, amacı veya durumu perdelemek için kullanılmaktadır denildiği için FETÖ'ye haşhaşi denilmektedir.
Yani din perde olarak kullanıldığında o dine inanan kişilerin aklını kullanmaları engellenir. Hem günlük yaşamda hem de dinin kaynaklarına ulaşma ve yorumlama konusunda akıl devreden çıkarılmış ve birilerinin aklı klavuz yapılmış olur.
Burada sarhoş eden haşhaş maddesinin kendisi değil dinin bu amaçla kullanılmasıdır. Öyle ki kişi zihninin uyuşturulduğunun farkında değildir. Dinin afyon veya haşhaş olarak kullanılmasında başvurulan araçlardan biri coşkudur. Coşku kişinin sağlıklı düşünmesi engeller. Coşku anında akla ve mantığa uymayan şeyleri kabul etmeye hazır hale gelir kişi.
Bir kez bilgiyi ve aklı değil de coşkuyu bir yöntem olarak kabul eden kişi anlatılan şeyler ne kadar saçma olursa olsun onun "anlaşılmayan"a veya ancak "büyük zatlar" denilen seçkinler tarafından anlaşılabileceğine hazır olur.
Aslında haşhaşlanmış kişilerin tamamen mantıksız düşündükleri söylenemez. Onun da kendi içinde bir rasyonel kurgusu ve mantıksal örgüsü vardır. Örneğin dere kenarındaki ağacı tanrı kabul eden kabile başına gelen kötülüklerin izahını mantıksal örgü ile yapar. Eğer başlarına bir kötülük geliyor ise bunun dere kenarındaki totem tanrının bir dalını incinmesinden ileri geldiğini vs. kabul eder.
Haşhaşlanmış bir dini grup ortaya konulan kişiye veya bir başlangıç ilkesine inandırıldıktan sonra geri kalan mantıksal örgü tamamlanır.
Nasıl ki haşhaşlanmamış bir mü'min Allah'ın Peygamber'e vahiy gönderdiğine "iman" ediyor ise aynı şeyi haşhaşlanmış kişi bu defa yakınındaki "büyük zat" için yapar.
Bizler Peygamberin "bana vahiy geldi" ifadesine iman ederiz haşhaşlanmış kişi de "ben peygamberle görüşürüm" veya "Allah bana bildirdi" ifadelerine "iman" eder.
Burada bir kişi her ikisini de haşhaşlanma olarak kabul edebilir. Ateistler ve sekülerler için her türlü inanç "mistik"tir ve aklı engeller, dolayısıyla haşhaştır. Bu klasik eleştiri ilkel bir yaklaşımdır. Bu yazının konusu değildir. Ancak haşhaşlanmış kişi ile makul dindarlık arasındaki en temel fark şudur: Haşhaşlanmış kişi kendince bir ilkeye veya kişiye iman eder. Makul mü'min ise Allah'ı kriter kabul eder.
Esasen burada haşhaşın gördüğü işlev tapılan başlangıç ilkesini basite indirgemektir. İşte İbrahim'in Azer'e yaptığı eleştiri de Musa'nın Firavun'a yaptığı eleştiri de haşhaşlanmış insanları uyarmak ve makul inanca çağırmaktır.
Gizemi ve imanı insan ile Allah arasından alıp insan ile insan arasına indirgediğiniz zaman haşhaşlamış olursunuz onu. Onun için yapılması gereken şey dinin insan-insan ilişkisine sığdırılmamasıdır. İnan ile Allah arasına kimsenin girmesine izin vermemek gerekir. Allah Peygambere defalarca "de ki ben sizin gibi bir beşerim" buyururken "beşer üstü" insanlar üretmek haşhaşlamaktan başka bir işlev görmez. Ve bu giderek kamu vicdanında her türlü dini anlayışın haşhaş olduğu kanaatini pekiştirmesine yol açar.