Bakan Fikri Işık "Yaptığımız FETÖ yerine yarın METÖ'nün gelmesini engellemektir," diyor. Bu çok önemli bir konu. Benzer şeyi Cemil Çiçek de söyledi: FETÖ gider ÇETÖ gelir. Ancak nasıl engelleneceği henüz ortaya konmuş değildir.
Esas sorun şudur: Sıradan dinarlıktan dini cemaate, dini cemaatten sır örgütüne ve oradan da terör örgütüne nasıl dönüşü bir dini grup?
Sanki bu potansiyel sadece Fethullah Gülen ve çevresindekilerde vardı gibi düşünmek temel yanılgı olur.
Esas sorun dini radikalizmdir. Dini radikalizmi Müslüman toplumlarında meşru ve masum gösteren şey "sömürge karşıtı söylem" ile ortaya çıkmış olmalarıdır.
Sömürge karşıtı olmak elbette takdir edilecek bir şeydir.
Ama bu sömürge karşıtı söylem ile birlikte otoriter yapı da gelişiyor. Batılılara karşı geliştirilen siyasal ve epistemolojik tutum bir süre sonra kedi içinde ve güçlendikçe de çevredekilere ve giderek bütün topluma şiddet uygulamaya başlıyor.
Cemaat ve mezhebe dayalı dayanışma önce ekonomik dayanışma sonra siyasal dayanışma ve kadrolaşma yönünde gelişmektedir.
Bunun örnekleri bütün Müslüman ülkelerde bulabilirsiniz.
Hatta bu giderek Müslüman ülkelerin iç sorunu olmaktan çıkıp ülkeler arasında mezhep çekişmelerine neden olmaktadır.
Bunun tarihte de günümüzde de birçok örneği vardır. Mesela Suriye ve Irak konusunda Müslüman ülkelerin tutum belirlemelerinde temel kriter mezhep dayanışması olmuştur.
Peki bu durumu engellemek mümkün müdür? Çok kolay olmadığını düşünüyorum şahsen. Ancak imkansız değildir.
Uzun soluklu bir süreç gerekmektedir. Önce teşhisi doğru koymak gerekir. Diyanet'in topladığı Din Şurası tarafından ifade ediliş biçiminin hiçbir şekilde bu sorunu çözmeye yarayacağını düşünmüyorum.
Ne demişti şura? "FETÖ sahte bir mehdilik hareketidir" demişti. Sahte dendiğine göre asıl olanı bekleyin veya arayın anlamına gelmektedir biraz da.
Mehdilik ve Mesihlik gibi bir çok kavram ve kurum İslam dünyasında epistemolojik vesayet sistemini beslemektedir.
Dini radikalizmi besleyen şey "sömürge karşıtı" söylem değil hakikat bilgisinin tekelleştirilmesidir. Hakikat bilgisinin iktidarını ele geçirmeyi başaran kişi veya çevreler insanların inançlarına, yaşam tarzına ve ilişkilerine hükmedecek kadar güç elde ediyorlar.
Sorun temelde bir epistemoloji sorunudur. Bu epistemolojik vesayet giderek çok büyük bir güvenlik sorununa dönüşmektedir. Çok farklı radikal grupların İslam dünyasındaki durumu bu vesayet sistemiyle ayakta tutulmaktadır.
Kutsal makamlardan güç alan kutsal şahsiyetler kendine itaat edenlerin kişiliklerini, iradelerini ve vicdanlarını boşaltıp suistimale hazır hale getiriyorlar.
Hem ülke içinde farklı siyasal amaçlarla manipüle ediliyorlar, hem de dışarıdan istihbarat güçleri tarafından ülke aleyhine kullanılabilmektedir.
Bütün Müslüman ülkelerde bu şekilde kullanıma hazır topluluklar var. Cemaat sadece kelime olarak İslam kültüründe vardır ama örgütlü din anlamında cemaat modern dönem sonrası İslam dünyasında evrilmiş yapılardır.
Peki bu epistemolojik vesayet nasıl yıkılabilir?
İlk yapılacak şey dinin de bir uzmanlık alanı olduğunun toplumda kültürel olarak yaygınlaştırılmasıdır. Her kafasına takke takan, sakal bırakan veya güzel hitabeti olanın "din alimi" sayıldığı toplumda bu vesayet sistemini yok etmek imkansızdır.
Güzel ve tutkulu konuşan "vaiz"lerden çok doğru ve tutarlı konuşan uzmanların itibar gördüğü bir kültürde epistemolojik vesayet yok edilebilir.
İlahiyatçılardan Allah'a sığınan bir "cemaat" çevresi bilgiye de hükmeder. Onun için akademi ve ilahiyatçılar dini konuşma hakkını elde edebilmelidir. Bu bir hukuksal dayatmayla değil ağırlık merkezi olmakla mümkün olabilir.