Şehirler
medeniyetlerin veladet mekânıdır; hem orada varlık bulur, hem orada gelişirler.
Dolayısıyla medeniyet için Şehir/Medine yani mekân diğer lazımelerden önce
gelir.
Bizim
medeniyetimizin Medine yani mekân tasavvuru Batı ve Çin
medeniyeti ile mukayese edilemeyecek kadar farklıdır, azizdir. İslâm
medeniyetini diğer medeniyetlerden ayıran en belirgin özellik mekân tasavvurudur çünkü bizim medeniyetimizin mekân bilinci, ortak varoluş alanları olarak kabul
ettiğimiz mekânı aynı zamanda mamur eylemek, mekânı müzeyyen kılmaktır.
Ya Batı
Medeniyeti?
Endülüs örneğinde
olduğu gibi insanla birlikte mekânı da yok etmeyi medeniyet olarak kabul
eden bir Batı Medeniyetine tanıklık etti dünya.
Bin yıl önce Kurtuba’da, 25
yıl önce Saraybosna’da yaşananları geçiyorum. Daha birkaç yıl
önce milyonlarca Iraklıyı katleden, taş üstünde taş bırakmadıkları Bağdat’ı
yağmalayan, Herat’ı, Kandahar’ı talan eden Batı Medeniyeti(!) idi.
Şehirlerin talanı barbarlıktır, he öyle
şehirler var ki “harem”dir.
Mekke, Medine,
Kudüs, Diyarbekir, Şam, İstanbul, Buhara, Semerkand, Necef Müslümanlar için
ya harem/kutsal ya da ayrıcalıklıdır. Mesela İslâm Tarihi’nde 5.
Harem-i Şerif olarak kabul edilen Diyarbekir tam da böyle bir şehirdir.
***
Herhangi bir
konjonktür ve strateji ürünü olarak kurulmamıştır Diyarbekir. İslam öncesi
önemli bir “merkez şehir” olan Diyarbekir, Müslümanların 639’daki
fethiyle önemli oluşuna, 5. Harem-i Şerif olması hasebiyle değerli olmayı
da eklemiştir.
“Şerefu’l mekân bi’l mekîn/Mekânlar,
orada oturanlarla, ikamet edenlerle şereflenir” demiş ehl-i
ilm, lâkin öyle şehirler vardır ki orada oturanlar o şehirle şeref
bulurlar.
Diyarbekir böyle
bir şehirdir. Şehir tarihiyle, tarihte aldığı rolü ve tarihte
edindiği yeriyle değerlendirilir. Diyarbekir’in tarihi ve tarihteki yeri
dünyada pek az şehre nasip olmuştur.
Diyarbekir çok
farklı dönemlerde mübarek vahyin indiği mekân/şehirdir.
Diyarbekir tevhid inancının merkezi olan bir mekândır. Cumhurbaşkanımız
Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın konuşmalarında ifade ettikleri gibi “Diyarbakır, Kur’an-ı Kerim’deisimleri zikredilen Hz. Elyase ve Hz. Zelkifl (as)
gibi iki Resul (as) ve Hz. Harun (as) gibi Nebilerin mekanıdır.” Allah’ın (cc) Elçilerinin Diyarbekir
ile ilişkileri buradan geçerken bir süreliğine burada dinlenmeleri ya da birkaç
gün misafir kalmaları sadedinde değildir. Bu mekânda peygamberler, nebiler
yaşamış ve burada Nübüvvet ve Risalet vazifesi ifa edilmiştir.
Bir şehirde
Resul/ler (as) yaşayınca o şehre Allah Tebarek ve Teala’nın mübarek
vahyi iner. O mekân
Tevhid Dini için merkez mekân olur. Diyarbekir’e de vahiy elçisi Cibril’i
Emin as. inmiş ve pak Resullere mübarek vahyi, tevhidi getirmiştir.
***
Vahiy nedir bilir
misiniz?
Ya mekan
bilincini?..
Bildiğiniz kaç şehir
Diyarbekir’in sahip olduğu bu onura sahiptir?
Dünyada kaç
şehirde birden çok peygamber yaşamıştır?
Dünyanın kaç
şehrinde son peygamber Hz. Muhammed Mustafa’nın (sav) ashabından
yüzlercesi medfundur?
İşte böyle
bir mekandır Diyarbekir ve bu sebeple Diyarbekir’den, Diyarbekir’in “fırsat”
ve “RİSKLERİ” gibi konulardan bahsederken bu beldeye inen
mübarek vahyin eşsiz kokusunu ve maneviyatını göz ardı edemez Millî Eğitim Bakanlığı.
Militan laikçi,
despot CHP’nin maneviyata tahammül etmediği dönemlerde manevi
doku ve kokuydu.
Şimdi, Sayın Recep
Tayyip Erdoğan’ın riyasetinde tarihi yürüyüşünü gerçekleştiren Türkiye’de milli ve
manevi değerlerimize sahip çıktığımız bir
dönemde Diyarbekir’den bahsederken, yukarıda zikrettiğimiz hususlar
sebebiyle bu mekânın mahremiyetine halel getirecek herhangi bir söz, beyanat ve
tasarruf kabul edilemez.
Aslında bu yazı bu
kadar nazik olmayacaktı. Çok öfkeliyiz, bu öfkemi bu satırlara zehir
zerk eder gibi akıtırdım lakin maksadımızın bağcıyı dövmek olmadığının
bilinmesi için şimdilik bu kadarla yetinmeyi uygun görüyorum.
Ve;
Milli Eğitim
Bakanlığı veya başka bakanlık ve kurumlarda Diyarbekir ile ilgili konularda
yazan, söz eden kalem ve kelam sahibi şahısların
evvelemirde Atina’da, Tel-Aviv’de, Arizona, Pensilvanya ya da Kaf Dağı’nın
ardında yaşamadıklarını bilmek isteriz.
Milli Eğitim Bakanı
Ziya Selçuk döneminde Diyarbakır’a reva görülen bu fecaati Diyarbakır
istese de unutamayacaktır. Ama yine de Sayın Bakan gereğini yapmalıdır.
Tabi, ‘Milli Şef’in ruhu Milli Eğitim Bakanlığı’nın koridorlarında dolaşmıyorsa…