YAZARLAR

Tüm Yazıları Doç. Dr. Mehmet Emin Uludağ

Bursa'da zaman çok hüzünlü -II-

06.10.2018 00:01

Bursa’da payıma hüzün düşmüştü. Ölümünden sonra Zeki Müren’in Emir Sultan’ı mekan tutması da bir işe yaramamıştı.

Suyun ona hayat verdiği onun da suya değer kattığı Nilüfer semtine gitmek için yoldaydım. Nilüfer’in güzel ve makbul olanı tam açılanıdır derler. Bu semtteki açılışlarsa doğal güzelliğin sergilenişinden çok uzaktaydı. Su ve çiçek peyzajının insana verdiği estetik güzellik fersah fersah ötelerdeydi. Güzelliğim keşke eski halinde kalsaydı diyordu Nilüfer. Açıldım seyredilmek için. Ama bağrımda açılan çirkin yaralar benim bütün güzelliğimi alıp götürdü feryadındaydı. Oradan da hemen ayrıldım.

Teleferik. Bursa’daki hüznü burası telafi edecek. Beşerin devrimiyle inşa ettiği bu seyirliğin adlandırılışı ilginçti. Teferrüç.

Beşeri burağa binerek, ipler üzerinden giderek, sisler arasından yeşillikleri seyrederek ayrıca şehrin bütün çirkinliklerini de arkada bırakarak başladım insani arşa yükselmeye. Sekiz buçuk kilometrelik miraç yolculuğuna koyulmaya.

Havadaki hayretim, başlangıcından itibaren Bursa’nın tarihteki haklı methineydi. Üzüntüm ise bugün düştüğü duruma. Yolculuğun son noktasına varınca Uludağ’ın bozulmamışlığının insanı nasıl mutlu ettiğini gördüm.

Alacağımı aldım ve dönüş yoluna koyuldum. İnsani burakta geldiğim yere oturdum. Dönüşte görmediğim yerlerin seyir lezzeti ile meşguldüm. Şehir görünene kadar hüzünlü anları unutmuştum. Teleferik, sisler içinden ve yeşillikler arasından çıkınca ve şehrin görüntüsüyle tekrar karşılaşınca seyrin hayreti yerini hüznün elemine bıraktı.

Şehrin ucube evlerinin köhne çatılarına sürülen yeşilimsi boyalar Uludağ’ın yeşilliğine karşı bir tahkir, estetik güzelliği çirkinleştirmeye dönük bir davranış, tarihin yeşil Bursa’sının haklı sıfatını kirletmeye dönük bir hareket gibiydi. Bunun verdiği huzursuzluk ve mutsuzluk yürekleri acılar içinde bırakıyordu.

Hüznüm öfkeye döndü. Şikayet için tarih mahkemesine çıkmaya niyet ettim. Soluğu Osman ve Orhan Gazi türbelerinde aldım.

Koca çınarın asil çekirdekleri kalkın yattığınız yerden. Verdiğiniz meyvelerin neler yaptığını görün diyecektim ki kaşlarını nasıl çattıklarını fark ettim. Torunumuz Akif’in Bülbül şiirindeki feryadından daha zor bir durumdayız. Kalabalıklar içinde yalnızız. Şehrin bu gürültüsü bizi çok rahatsız ediyor. Şehreminilerinize söyleyin. Bize eziyet etmesinler. Görüntü kirliliği gözümüzü kör etti. Ses kirliliği de kulaklarımızı sağır. Biz bu kadar mı kötü bir ecdadız der gibiydiler.

Hüzün öfkeye karışacakken birden utanca dönüştü. Vakit de ikindiye yaklaştı. Bu çirkinliklere nedamet lazımdı. Namazı Yeşil camide kılıp Ona sığınayım dedim. Düştüm Bursa’nın dar sokaklarına. Başladım Yeşil camiyi aramaya. Navigasyon yetişti imdadıma. O da fazla çirkinlik görmeyeyim diye sanki kestirme yollardan getirdi. İnanın sinirlerim çok gerildi.

Ve Yeşil caminin kenarındayım. Ulu caminin muamelesinin aynısıyla karşı karşıyayım. Burada da her şey paralı. Ellerinde makbuzlarla duruyor hem otopark hem de tuvaletlerin önünde asık yüzlü kapitalizm bekçileri.

Bir imparatorluğun doğuşunun göstergesiydi Yeşil cami ve Yeşil türbe. Mimar İvaz Ağa, sanatının inceliklerini ve güzelliğini konuşturmuştu bu ulvi mekanlarda. O kadar ulvi bir mekan olacaktı ki burası neredeyse iki asır sonra  Yavuz Sultan Selim hanın Hasan Can Efendisi defnedilmek için tercih edecekti bu semti.

İnanın dostlar! Mimar İvaz Ağa bugün hayatta olsaydı ve Yeşil cami ve türbenin etrafındaki çirkinlikleri görseydi nasıl davranırdı biliyor musunuz? Sadece üzülerek sinirlenmeyecekti. Estetik medeniyetin bu çirkin varislerinin dünyada yaşama hakkının olmadığını düşünecek ve insan hakları mahkemesine gidecekti.

Yeşil caminin etrafındaki tarihi evlerin restorasyonu ve estetik örnekliğinin hiç kale alınmaması ve ucubeliklerin etrafı sarması ise beceriksizliğimizin göstergesi, geçmişe olan hıyanetimizin acı bir tablosu olarak duruyordu. Durmadan yükselen ve yeşili tüketen apartmanların gölgesinde Yeşil Bursa can çekişiyordu.

Bursa’ya olan bu son seyahatimdeki hüzün anlatılmakla bitmezdi. Öyle ise ne yapmalıyım dedim? Yine tarihin kalıntılarına sığındım. Bu defa en azından Cem Sultan’ın semtine uğrayayım. Mey nuş edip efkarımı dağıtayım. Tarihin çok konuşulan şehzadesini biraz tanıyayım. Yaptıklarını anlayayım diye yönümü çevirdim onun türbesine.

Biliyor musunuz? Cem Sultan’ın isyanı meğerse bugüneymiş. Bunca zahmete rağmen oluşturulan somut medeniyetin estetik güzelliklerinin mirasyedi nesiller tarafından tahrip edilişine imiş. Ne mey nuş etmeme müsaade etti ne de meyhanede onunla bir kaç sohbet etmeme. Sırtını döndü bana. Ben dahi konuşmayacağım sizlerle der gibi sessizce daldı mazinin ufuklarına.

Bütün bunlardan özellikle Cem Sultan’ın haklı haykırmalarından sonra artık Bursa’yı gezmeyi bıraktım.

Kaç uçuruma birden asıldık? Her an muzlim bir felaketi bekliyoruz! Ölümden, yıkılıştan daha derin, çok kati bir şey! Çünkü hiçbir felaket, şuuru kadar büyük değildir, fakat ben ona da razıyım ey musiki! diyen Tanpınar’ı biraz anladım. Ve Bursa’dan gecenin karanlığında sessizce ayrıldım. Elemim kalemin kömürü göz yaşım da silgisi oldu.

 

Öne Çıkanlar

Yusuf Suresi hakkında her şey...

'Oylama Trump'ın koruyamayacağını gösteriyor'

'Korkuyorum!' demişti

ABD'nin etekleri tutuştu! Küstah tehdit

Dağdaki hain sayısı açıklandı!

Altuğ Verdi'nin kanı yerde kalmadı