Dost, Hemşeri ve Şair: Nurullah Genç

Bir insanı anlatmak hiçte kolay değil. Tanınan, bilinen bir özelliği olmadığını düşünseniz bile. Hele de bu kişi, şiir alanında bütün ülkenin tanıdığı şairlerden biri ve sizin de dostunuz ise. Ve yine sınırlı bir yer çerçevesinde ona dair bir şeyler yazmanız gerekiyorsa. Bu şartlar altında neyini anlatabilirsiniz ki Nurullah Genç’in; şairliğini mi, hocalığını mı, hayat karşısındaki duruşunu mu, dostluğu, arkadaşlığı algılayışını mı, şahsiyetini mi? Herhalde bunların hiçbirini. Yazacaklarınız ancak, zihin süzgecinden birkaç defa geçirilmiş, iyice süzülmüş-ve belki de bu bile yetmez-ve ana hatlarıyla ona, dostluğunuza, tanıyışınıza dair cümleler olacaktır.

Şunu hemen belirtelim ki; Erzurum’un, ülkede karı, soğuğu, sert ve samimi insanlarıyla tanınan bir yörenin çocuğu olan şairin hem akademik alanda hem şiirde ve son yıllarda hem de bürokratik kademede elde ettiği ilerleyiş övgüye değerdir. Bunları içinde en zoru; herhalde şiirde edindiği yerdir, diye düşünüyorum. Böyle düşünmemin, diğerlerini küçümsemek anlamına gelmeyeceği bilinmelidir. Horasan’ın Pinaduz köyünde hayata adım atılan noktayla, bugün gelinen yer arasındaki mesafeye baktığınızda; bu uğurda verilen mücadelenin hiçte kolay olmadığını tahmin edebilirsiniz. Hemşerisi, bir yıl arayla aynı okuldan mezun olan ve bazı yönleriyle onu senelerdir tanıyan biri olarak bunu yazmak, fazla bir iddia olmasa gerek. Bir şiirinde; “Erzurum garında banklar üstünde / Susuzluktan ağlayan bir güvercin/ İçime vuruyor kanatlarını” derken, anlatmak istediği de budur sanıyorum.

Aynı okuldan mezun olmamıza rağmen, dostluğumuzun ilerlemesi ve kök salması şiir sayesinde olmuştur. Benim de şiir yazmamdan öte, onun yazdıklarını TRT Erzurum Radyosu’nun mikrofonundan dinleyiciye aktarmak için bir araya gelmelerimiz sonucunda gelişti dostluğumuz. “Hayatı, Sanatı, Eserleri” hakkında defalarca sohbet ettik kendisiyle. Bütün bu zamanlarda gördüğüm odur ki; sanatçıların çoğunda görülen–sanatın sıkıştırmasının verdiği rahatsızlıklarla ilgili- bazı hallere Nurullah Genç’de rastlamadım. Size karşı öyledir; dense de beraber olduğumuz birçok yerde de bu duruma şahit olduğumu belirtmeliyim. Şair Nurullah Genç, şiirlerinin tanınmışlığı dolayısıyla katıldığı şiir gecelerinde, çıktığı programlarda, büyük kalabalıklara hitap eden, şiirleri birçok kişi tarafından defalarca seslendirilen, şiirin doğasına pek uymasa da geniş hayran kitlesine (biraz popüler bir söyleyiş olsa da) sahip bir şair ve onu izleyenlerle arasındaki bu bağı yıllardır hep korumasını bildi.

Nerdeyse hemen her çıkardığı kitap üzerine yaptığımız sohbetler, ortak arkadaşlarla birlikte geçirilen zamanlar, aradaki gönül bağını giderek daha da güçlendirdi. Çıkardığı kitaplarını dostlarına imzalayarak vermesi, onun bu konudaki hassasiyetinin de bir parçasıdır. Ocak 1995’te çıkarmış olduğu “Siyah Gözlerine Beni de Götür” adlı kitabını (diğerlerini de tabii ki), kütüphanemden alıp baktığımda gördüğüm cümleler, bu dostluğun yazıya dökülmüş çok kısa bir özetidir: “Sevgili dostum İsmail Bingöl’e; her gününün bereketli geçmesi umuduyla.12 Nisan 1995

Belki şimdilerde özgeçmişinin internette yer almasından dolayı çoğu kişi onun, şairliğinin yanında asıl işi olan işletme dalında akademik kariyerin en üst noktasında olduğunu biliyor olabilir. Ancak onun edebiyat alanında eğitim almış biri olduğunu sananların sayısı da az değildir. Bir sohbetimizde, aralarında hiçbir benzerliğin olmadığı, şiir ve iktisat arasındaki dengeyi nasıl sağladığına dair sorduğum soruya verdiği cevap, her ikisini de çok iyi idare edişinin sırrını içermesi bakımından oldukça dikkat çekici:

Şimdi bir defa bu dengeyi sağlamak son derece zor, onu söyleyeyim. Böylesine naif, kendi içine dönük ama son derece helezonik, çağrışım gücü yüksek anlamlar ifade eden bir alanı barındırmak ve dengede tutmak çok kolay değil. Fakat ben işi şöyle kotarıyorum. Birinden diğerine geçişi bir dinlenme vasıtası, bir yenilenme vasıtası olarak kabul ediyorum. Yani işletmecilikten, yönetim organizasyonundan şiire döndüğüm zaman, ‘’ah, şimdi’’ diyorum, ‘’işte şimdi dinlenme vaktim geldi’’ diyorum. Böyle bir ruh haliyle alıyorum meseleyi ele. Gerçekten de şiirden sanattan, edebiyattan yorulduğumda işletmeciliğe geçiş o ruhsal yorgunluğa karşı bir dinlenme getiriyor beraberinde. En azından psikolojik olarak kendimi böyle şartlandırmışım. Yoksa geçiş çok kolay değil. Denge kurmak da kolay değil. Bir de zaman yönetimi, yani zamanınızı iyi planlamanız gerekiyor. Hani Aristo’nun bir sözü var, ‘’Kendini iyi yöneten, dünyayı yönetir’’ diye. Eğer kendinizi iyi yönetebiliyorsanız, ilişkilerinizi, zamanınızı programlayıp, zamanında önlemlerinizi alıp gerekli unsurları dikkate alarak hareket edebiliyorsanız, biraz daha kolay oluyor bu denge.” (TRT Erzurum Radyosu, “Ateş Semazenleri” üzerine. 27.05.2009. Okumayeri.net’’)

Şiirimizin güzel insanlarından Erdem Beyazıt; “Şiir Nedir?” başlıklı soruya verdiği cevabın bir yerinde diyor ki: “Şiir yazmaya herkes özenebilir, ama zamana dayanabilen, yarınlara kalabilen şairler ancak kendi özgün şiir dilini kurabilenlerdir.

Nurullah Genç de şimdilerde kendi özgün şiir dilini kurmuş bir şair olarak, kelimelerle olan irtibatını, bütün yoğunluğuna, hayatın bu denli hızlı geçişine rağmen sürdürme çabasında, kararlılığında ve yine bir sohbetimizde bunu şöyle ifade ediyor: “Tabii ki biz yaşadığımız sürece yazmayı, içimizden geçenleri insanlara duyurmayı kendimiz için politika olarak belirlemişiz. Bu belirlemenin temelinde, içimizde taşıdığımız fıtrat, kendimizde var olan, bizimle birlikte yeryüzüne ayak basmış olan özellikler var. Bu özelliklerle birleşince kültür, eserler ortaya çıkıyor.” (TRT Erzurum Radyosu, 22 Nisan 2006)

Şiire yakışan duruşu, insana ve eşyaya olan saygısıyla, tevazuuyla ve daha başka hususiyetleriyle Nurullah Genç; şiiriyle, yetiştirdiği talebeleriyle ve şimdilerde ise bürokrasinin üst basamaklarında ülkesine hizmete devam ediyor.

Değerli dostuma; sağlıkla geçireceği ve şiirimize katkıda bulunacağı nice güzel günler dileklerimle, “Son Yangın” adlı şiirinden birkaç mısra bırakıyorum ellerinize:

“Şimdi doruklardayım, ne yoksulum, ne yetim
Şu incecik kalbimdir varlığına hüccetim
Nice serv-i kâmet ki, kuru bir yaprak imiş
Meğer ruhum savrulan bir avuç toprak imiş”